Almanya’yı çeyrek asırdır güldürüyor

Almanya’yı çeyrek asırdır güldürüyor

0
PAYLAŞ

Almanya’da çok sayıda politikacı, bu ülkede yaşayan Türkler’in Almanca öğrenmemekte direndiği iddiasına takılıp kalmış durumda. Bazıları için doğru bu elbette.

Ama diğer yandan Almanca’yı Almanlardan “daha iyi kullanan” ve bunu tiyatro gibi iddialı sanat alanlarında uygulayan Türkler de var…

Almanya’da kabareyi meslek edinmiş Türk kökenli sanatçılardan Şinasi Dikmen.

Dikmen’in 25 yıl önce açtığı bu yoldan gidenlerin sayısı artıyor.

Sedat Pamuk, Serdar Somuncu, Muhsin Omurca, Bülent Ceylan, Serhat Doğan, Volkan Erik, Kerim Pamuk, Django Asül, Fatih Çevikollu, Murat Topal, Selda Akhan ve daha sayamadıklarımız…

Liste uzayabilir.. Bu sanatçıların ortak özelliği Almanca kabare yapmaları..

Almanca kabare yapan, Türk kökenli kabaretistlerin öncüsü Şinasi Dikmen, Frankfurt’ta yeni oyunu “Integriert und intrigiert”i (Türkçe’ye “entegre olmuş ve entrikalaşmış” olarak çevirmek mümkün) sahnelemeye başladı.

Oyunun prömiyeri 19 Mart 2010 cuma akşamı gerçekleştirildi. Prömiyerin bir özelliği daha vardı:

“Öncü sanatçı” Dikmen, o akşam aynı zamanda kabarede 25’nci yılını da kutladı.

Sahnede 25’nci yıl, önce Hürriyet’in, sonra da Frankfurter Allgemeine Zeitung’un “Türk Don Kişot”u olarak tanımladığı Şinasi Dikmen’le ilgili bilgilerin yeniden gözden geçirilmesi için yerinde bir gerekçe…

Şinasi Dikmen, Almanya’ya 1972’de geldiğinde amacı, Türkiye’de eğitimini aldığı alanda çalışmaktı.

Türkiye’de sağlık elemanı yetiştiren bir kolejden mezun olmuştu.

Almanya’nın Ulm kentinde sağlık elemanı olarak 15 yıl çalıştı. Bu sürenin önemli bir bölümü kentteki hastanenin yoğun bakım bölümünde geçti.

Dikmen, Samsun’un Ladik ilçesine bağlı Çakırgümüş köyünde doğdu. Kayıtlara bakılırsa doğum günü 5 Ocak 1945.

Ancak Dikmen’in çeşitli vesilelerle anlattıkları bu bilginin pek de güvenilir olmadığını gösteriyor:

“Amcamın iddiasına göre, 1947’de, karısının iddiasına göre 48’de, annemin iddiasına göre ne 45’de ne de ocak ayında, ilkokul arkadaşımın iddiasına göre 49’da, komşunun dediğine göre aslında doğanın ben değil, ölü kardeşimin olduğu, enişteme göre ben, ablamla o samanlıkta ilk buluştuğunda benim henüz doğmadığım, ki sözlerine göre 1944’de olması…. Benim doğum günümün üzerine fazla gidersek ortalık karışacak..” (www.tiyatrom.com).

Son olarak Friedrich Ebert Vakfı’nın 12 Kasım 2009’da Berlin’de düzenlediği kültür akşamında yaptığı konuşmaya bakılırsa, Dikmen’in ileride Almanya’ya yerleşip, bu ülkede emekli olacağını öngören ve onun bu emeklilikten mümkün olduğunca erkenden yararlanmasını hedefleyen babası, oğlunu nüfusa olduğundan en az 2 yaş geç yazdırmış.

Doğum tarihi tam olarak belli değil. Ancak Çakırgümüş’te ilkokulu, Ladik’de ortaokulu, sağlık kolejini Ankara’da okuduğu kesin.

Ardından Ankara’da Goethe Enstitü’de Almanca öğrenmeye başladığı, 1972’de çalışmak üzere Almanya’ya geldiği de.

Ve her fırsatta vurguladığı gibi, kökeninin esas olarak Kafkasya’ya, Kafkasya’nın halklarından Çerkezlere dayandığı da.

Okumayı söktüğünden beri eline geçen herşeyi okuyan Dikmen, hasta bakıcı olarak çalışırken, bir yandan da kısa mizah yazıları kaleme almaya başlamış.

O dönemde Almanya’da eli kalem tutan Türkler’in koşullardan, Almanya’dan şikayet eden, isyanın ve memleket özleminin yol açtığı hüzünün egemen olduğu yazılarına inat, Dikmen de kendisiyle, Almanya’yla, Almanlarla dalga geçen, yazılar yazmayı tercih etmiş. Ve bunu Almanca yapmış.

Önce mizah yazarlığı, ardından kabare ve sonra ikisi birden

Dikmen’in yazıları 1983’te bir kitap halinde yayınlandı.

“Wir werden das Knoblauchkind schon schaukeln” (Türkçe’ye “Sarımsak çocuğunu salıncakta sallayacağız!” olarak çevrilebilir) başlıklı sıradışı kitap başarılı oldu. Örneğin Almanya’nın önde gelen kabaretistlerinden Dieter Hildebrandt’ın dikkatini çekti. Hildebrandt, 1984’te Dikmen’i kendi skeçleriyle ARD’de yayınlanan sevilen kabare programı “Scheibenwischer”e katılmaya davet etti.

Böylece zaten çoktan hastabakıcılıktan emekli olmamaya kararlı ve yeminli Dikmen’in yaşamında yeni bir dönem başladı.

“Scheibenwischer”den gelen ikinci davetin ardından, Almanya’daki ilk Türk kökenli kabare grubu “Knobi Bombon”un kuruluşu izledi. (1985)

Şinasi Dikmen, bunu takip eden 11 yılda, sonradan yolunu kesin olarak ayırdığı partneri Muhsin Omurca’yla birlikte 5 oyun sahneledi:

“Vorsicht, frich integriert”, “Putsch in Bonn”, “The Wall’s”, “Der Beschneider von Ulm”, “The Best of Knobi-Bonbon”.

Bu süre içinde iki kitap daha yayınladı:

1986’da “Der andere Türke” (Diğer Türk), 1995’te “Hurra, ich lebe in Deutschland” (Yaşasın, Almanya’da yaşıyorum)…

Sonra da Frankfurt’a göç ve kendisine ait tiyatronun kuruluşu…

Eşi Ayşe Aktay’la birlikte bir kendi tiyatrosunu kurmaya karar veren Dikmen, bunu 1997’de göç ettikleri Frankfurt’ta gerçekleştirdi.

“Die Käs – Kabarett Änderungs Schneiderei” (Türkçe’ye “Sökük, dikik terzi kabaresi” olarak çevrilebilir) adıyla kurulan tiyatro önce kent merkezindeki küçük salonunda tutundu.

Sonra da şimdiki salona geçti.

İsmi de “Die Käs – Kabarett in der City (Kentteki kabare) oldu.

Şinasi Dikmen, Frankfurt’ta birbiri ardından 8 oyun sahneledi:

“Kleider Machen Deutsche”, “Wenn der Türke zweimal klingelt”, “Mache kein Theater, Türke”, “Du sollst nicht türken”, “Quo vadis, Türke”, “Wahrlich, ich sage euch… “, “Nicht ohne mein Deutschland” ve “Islam für Anfänger”den sonra, kısa bir süredir de 9’ncu oyunu “Integriert und intrigiert”i sahneliyor.

Elbette bu süreyi sadece Frankfurt’ta geçirmedi. Almanya’nın çeşitli kentlerinde, ABD’de, Türkiye’de, Finlandiya’da ya da Hollanda’da da kabareseverlerin karşısına çıktı.

Bu arada Frankfurt’taki tiyatroda ise Almanca’nın birçok ünlü kabaretisti sahneye çıktı. Büyük kabaretist Dieter Hildebrandt dahil.

“Die Käs” de, Münih, Berlin ve Köln gibi bir “kabare geçmişi olmayan” Frankfurt’ta kabareye kalıcı bir adres, bir kurum olmayı başardı.

Dikmen de bu arada çeşitli Türkçe ve Almanca gazeteler, dergiler için mizah yazıları yazmayı sürdürdü…

Onları çeşitli ödüller takip etti.

Kitaplardaki öyküler Çince’den Yunanca’ya 15 dile çevrildi. Bazıları Avusturya, İsviçre, Fransa, Finlandiya, Hollanda ve Almanya’da okul kitaplarına alındı.

Ardından dördüncü kitap, “Integrier Dich Opa!” (Entegre ol, dede!) çıktı.

Şinasi Dikmen, kabarede 25 yıldır, yazar olarak da 30 yılı yakın bir süredir Almanya’ya Türk göçünü tüm boyutlarıyla, zaman zaman kendi yaşamından ayrıntılarla süsleyerek, hicvediyor.

Oyunlarında Türk-Alman ilişkileri, İslam-Hıristiyanlık ilişkileri, güncelliğin dayattığı çatışma potansiyelleriyle, ciddi bir Entelektüel birikimin beslediği bilgilere dayarak ve hep mizahı boyutuyla ele alınıyor. Hem Türklerle, hem Almanlarla, hem de diğer göçmenlerle, örneğin İtalyanlarla ilgili önyargılar hicvediliyor.

Şinasi Dikmen, sahnede Almanya’ya ülkenin 50 yıllık geçmişine damgasını vuran ve ülkeyi büyük ölçüde değiştiren göç olgusunu güldürürek anlatıyor.

Eleştiriyor.

Eleştiri oku Alman toplumuna yöneldiğinde “entegrasyon” öne çıkıyor.

Sıkça kullanılan “entegrasyon” kavramının anlamının bilinmediği ya da bununla neyin kasdedildiği konusunda bir birlik olmadığına işaret ediyor.

Önyargılar, bilgisizlik, yüzeysellikten beslenenen “entegre olun!” beklentilerine isyan ediyor.

“Eğer entegrasyon anayasa bağlılık ise. Çoğulcu demokrasinin kurallarına uymak ise. Ya da başkalarının haklarına saygı göstermek ise.. Biz zaten entegre olmuştuk…” diyor

Berlin’de Maliye Senatörü olarak tanınan ve bir süredir Alman Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi olarak Frankfurtlu olan sosyal demokrat politikacı Thilo Sarrazin gibileri çıkıp, “gerçekleri dile getirme” modundaki “ırkçı” çıkışlarına sahneden yanıt vererek, güncel politika yapıyor.

Muhtemelen Almanya’da egemen politikanın dayattığı entegrasyon tartışmasını ciddiye almadığı için, bu tartışmada taraf olanlara “Kelekleşme!” eleştirisinde bulunduğu için olacak, Almanya’nın birçok yerinden gelen sahne çağrılarına yetişemezken, televizyon programlarından davet almıyor.

O nedenle kendisini Don Kişot olarak görüyor. Orjinalinden daha başarılı bir Don Kişot.

Türkleri de eleştiriyor.

Sadece izleyicileri arasında Türk oranının düşük olmasından dolayı değil.

Almanya’daki Türk toplumunun sermaye birikiminin, yarım asırlık geçmişe dayanan göç sürecine rağmen hala sanatsal projeleri destekleyecek fonlar oluşturmamış olmasına isyan ediyor.

Ve Türklerin mizahtan anlamadığını, mizaha değer vermediğini düşünüyor.

2000 yılı sonunda Cumhuriyet gazetesi için kendisiyle yaptığımız bir söyleşide “Türkler mizahtan anlamıyor” demişti.

Bu sözlerini dört yıl sonra Milliyet gazetesi için yaptığımız bir söyleşide kendisine hatırlatıp, “Hala aynı görüşte misiniz? Bu açıklamanıza tepki aldınız mı?” sorusunu yönelttiğimizde ise yanıtı şöyle olmuştu:

“Yok canım. Türkleri, karı ve arabadan başka hiçbir şey ilgilendirmiyor. Yani şimdi ‘Türk kadınlarının hepsi bilmem ne!’ desen, hepsini ilgilendirir. Ama, ‘Türkler gülmesini bilmiyor’ dediğinde ilgilenmezler. Onları ilgilendiren, hani derler ya ‘at, avrat, pusat’. Hala oradalar”.

Dikmen, altı yıl sonra, birkaç gün önce bunları hatırlattığımızda yine aynı görüşü savunuyordu.

“Türklerin gülmesini bilmediği” ya da “Mizahtan anlamadığı” tezi tartışılmak üzere bekliyor.

Belki de Stuttgart’ta 26 Mart – 6 Nisan arasında gerçekleştirilecek, başta Şinasi Dikmen olmak üzere, 10 Türk kökenli kabaretistin katılacağı “Türk – Alman Kabare Haftası”nda tartışılır..

Bu tartışmalarda dikkate alınması gereken küçük bir not:

Şinasi Dikmen 25’nci yılını kutlarken, Almanya’daki Türk medyası buna ciddi bir özen gösterdi. Ve sanatını Almanca icra eden bu sanatçıyla ilgili en ayrıntılı haberler Türkçe gazetelerde, Hürriyet’te ve Milliyet’te yayınlandı.

Yoksa, Türkler mizahtan anlamaya başladı mı? Bu tartışılır. Ama şu kesin, “Türk toplumu Şinasi Dikmen’in önenimi anlamaya başladı”

Yukarıda belirtildiği gibi Türk kökenli kabaretistler önümüzdeki günlerde 10 gün boyunca Stuttgart’ta sahneye çıkacaklar. Genellikle Almanca, bazen de Türkçe…

Şinasi Dikmen’in çeyrek asırlık kabaresi, Almanya’daki Türkler’in bu ülkenin kültürel yaşamına da katkıda bulunduklarını gösteriyor.

Stuttgart’taki “Türk-Alman Kabare Haftası”nda Dikmen ve onun açtığı yoldan, onu aşarak yürüyen genç sanatçılar, bunu bir kez daha gösterecekler.. (20 Mart 2010)

Gürsel Köksal, Avrupa Türk Gazeteciler Birliği Başkanı
www.atgb.info / koksal@atgb.info

BİR CEVAP BIRAK