ALM’DAN… Cem Özdemir’in Claudia Roth’tan farkı ne?

Yeşiller, Baden Württemberg Eyaleti’nde eyaletin federal parlamento adaylarını seçerken Cem Özdemir’e “ders verme” ihtiyacı hissettiler. Özellikle kendilerini “solcu” diye tanımlayan Yeşiller bir kez daha “ahlak polisliğine” soyundular.

Yeşiller Partisi eş başkan adaylığına soyunan ve karşı adayın özel nedenlerle yarıştan çekilmesinin ardından seçilmesi garanti hale gelen Cem Özdemir neyi yanlış yaptı? Çünkü partilerinin başkanı olacak bir politikacıyı altıncı sıraya aday olduğunda onun yerine “içi boş sloganlar” söyleyen bir “solcu yeşil milletvekilini” seçmekle kalmayıp ardından sekizinci sırayı da Cem’e çok gördüler. Sahi neydi Cem’i böyle seçilmez yapan? Cevap komik: “Efendim, Cem Özdemir ile bir sorunları yokmuş ama onun hem parti başkanı hem de milletvekili olması etik değilmiş!” Valla aynen böyle açıklıyorlar tavırlarını.

Yuh! Gerçekten “Yuh!” Cem’i seçmeyenler eğer onu “kıskandıkları” için seçmediyseler hiç lafım yok. “İnsanca” bir tavır der geçerim. Cem’i seçmeyenler onu çok “ukela” buldukları için seçmediyseler, aslında bunu genellikle “ukela” olbailmeyi beceremeyen “kompleks” sahibi “küçük hesap politikacıları” suçlama olarak kullandığından hallerine gülerim. Ancak eğer birileri “etikten” filan bahsederse, utanmamalarına şaşarım. Çünkü Cem’e çok gördükleri “hem eş başkan hem de milletvekili” rolünde yıllardır Claudia Roth oynamakta ve üstelik kendisi de o “solculardan” biri. Yani “bizim eş başkan Claudia yapabilir ama sizin Cem karar versin, ne olmak istediğine” çifte standart değildir de nedir?

Claudia Roth hem federal milletvekili hem de partinin eş başkanı! Eğer böyle bir durum “etik” değilse kaç senedir bu duruma karşı niye tavır almamakta acaba o çok “etik” yeşil “solcular”?

Yok eğer sadece “etik” nedenlerden dolayı değil de “iki görev aynı anda yapılamaz, çünkü zordur” görüşündeyseler sormak lazım: “Claudia Roth süperwomen mi” ya da Cem Özdemir Avanak Avni mi?” diye. Yani konuya nereden bakarsak bakalım hep sırıtıyor bu durum. Mesele aslında ne “etik” ne de başka bir şey. Almanya’da “solculuk “adına aslında “solculuğu” istismar eden sadece Yeşiller’de olmayan politikacı türüne göre “göçmen” kökenli politikacı “emir komuta zincirine hep itaat etmek” zorunda! Bizim “aklıllı” solcularımız “seçmeye uygun gördükleri ve genelde aynı nedenlerden bizim hiç bir zaman seçmeyeceğimiz” adayları tercih ediyorlar. Çünkü Cem gibileri “ne istediğini biliyor ve kendi yollarında gidiyorlar”. Oysa bizim “solculara” “sallabaşlar” lazım.

Cem’i iyi anlayabiliyorum. İçindeki fırtınayı. İstediğiniz kadar işinizi iyi yapın günün birinde başbakanlığı becereceğine inanmadığınız için “solcuyum” diyen bir adaya karşı adayı desteklediğiniz yani “emir komutaya uygun olmadığınız” ve bir de “solcu doktrine uymayacak” şekilde “Türkiye ve Kıbrıs Politikaları” yaparsanız hemen gerekeni yaparlar. “Solcular” her zaman iki kelimeyi ne Almanca ne de Türkçe biraraya getiremeyen adayları tercih ederler. Onların geniş yığınlar tarafından belki de iyiki tanınmaması (yoksa hiç seçmezler o partiyi) ve sadece “solcu patronlarının ya da patroniçelerinin iki dudağı arasından çıkana eyvallah” demesidir en önemli kriter.

Buna rağmen yılmak yok! Bu tarz çifte standartlar ne Cem’ı ne de bizi yıldıramıyor tam aksine daha da “iyi” oluyoruz bu deneyimlerin sonunda!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.