Alternatif medyanın alternatif yazarları

Emin Çölaşan’ın merakla beklenilen “Kovulduk ey halkım, unutma bizi” adlı kitabı iki gün önce çıktı. Kitap ilk günden ne kadar sattı bilemiyorum ama büyük talep olacağını sanıyorum. Birinci baskısı çok kısa bir sürede tükenecektir.


Bence bu kitap Türk basınının geldiği son noktayı gözler önüne sermesi açısından önemli bir kaynak olabilir. Türk basının en büyüğü olan Hürriyet’te işlerin nasıl döndüğünü, gazetelerin ve gazetecilerin ne işe yaradığını görmek açısından son derece önemli bir belge niteliği taşıyor olabilir bu kitap. Çünkü Emin Çölaşan’ın yazdıkları dedikodu değil, kulaktan duyma şeyler değil, yaşadıkları, yani gerçeğin ta kendisi…


Olayı kişilere indirgeyerek değerlendirebilirsiniz. Emin Çölaşan’ın yıllarca kendisine sansür uygulayan bir kurumda neden yazdığını sorgulayabilirisiniz. Aydın Doğan’ı rant peşinde olmakla suçlayabilir, Ertuğrul Özkök’ün cambazlığını anlamakta zorlanabilirisiniz. Bunların hepsi olabilir ama, bence olayı kişiselleştirmeden değerlendirmek en doğrusu olacaktır.


Gelinen noktada görüyoruz ki, Türkiye’de bütün iktidarlar, medyayı kendine bir şekilde bağlamanın yollarını denemiş ve deniyor. Ya da bunun tam tersi… Yani medya iktidarı bir şekilde kendisine bağlamanın yollarını deniyor.


Çünkü çıkarlar karşılıklı…


Görüldü ki, Emin Çölaşan’ın kovulmasında siyasi iktidarın payı oldukça büyük. Bu durum Türk siyasetinin kilitlendiğinin acı bir göstergesi. Aydın Doğan’ın ve Ertuğrul Özkök’ün durumu ise daha da acı. Onlar Türk basınının yok oluşunun canlı tanıkları ve kanıtları olarak tarihe geçtiler.


Sorarım size, hiçbir yayın yönetmeni yazarına, “Bak, Doğan Medya Grubu’nun bütün kuruluşları şu anda çok iyi gidiyor. Fakat hükümet isterse en sağlam kuruluşları, en sağlam bankaları bile bir günde batırır. Şimdi senden ricam iki-üç ay hükümetle ilgili bir şey yazma. Bu Aydın Bey’in de ricasıdır.” der mi? Diyebilir mi?


Sonra da çaresizce yaptığına bir kılıf uydurup, “Ben aslında gazetecilik yapmıyorum burada biliyor musunuz? Ben cambazım cambaz. Cambazlık yapıyorum. Benim zamanımın yüzde 80’i cambazlıkla geçiyor. Benim karşımda patron var. Kızları var, damadı var.” diyebilir mi?


Bu acı bir tablodur. Bilinen ama hiç bu kadar dillendirilmeyen acı bir tablo.


Doğan Medya Grubu medya pastasının büyük parçasını elinde tutuyor. Holdingleşen bütün kurumlar gibi Doğan Medya Grubu da devlet ihalelerine muhtaç. Bu yüzden iktidarla iyi geçinmek zorunda. Doğan grubunun yazarlarına bakınca bunu görüyorsunuz zaten.


Medyanın sorunu işte bu. Bağımlı olmak… Medyada içten beslenenler dışında dıştan beslenenler var. AB’den nemalanan gazeteciler olduğu gibi, ABD merkezli Sorosçular da var medyanın içinde.


Ne yazık ki, Türk medyası özgür değildir. Yorum da özgür değildir. Bu özgürlüğü önce siyasi iktidarlar, sonra da büyük tazminat davaları engellemiştir. Reyting ya da tiraj kaygısı ve iş dünyasıyla girilen kişisel ve ticari ilişkiler de cabası.


Artık ilköğretim okullarında “medya okur yazarlığı” dersi veriliyor, biliyorsunuz değil mi? Bu derste, genç beyinlere medyada yer alan her şeye inanmamak gerektiği öğretiliyor. Ne acı değil mi?


Artık kirlenmemiş medyaya, özgür yazarlara ihtiyaç var. Gazeteport’un tıklanma sayısını arttırmak için başvurduğu bir yöntem olduğunu düşündüğüm “Yazar Aranıyor” projesine sıcak bakmamıştım, halen de bakmıyorum ama, bu bir gerçeğin altını çiziyor.


Artık, yaygın medyayla hiçbir şekilde bağlantısı olmayan, tekelleşmenin olmadığı, örgütlü, bağımsız, katılımcı, savaş kışkırtıcılığı ve ayrımcılık yapmayan bir medyaya ihtiyaç var. Editoryal bağımsızlığını sağlamış, masa başı habere rağbet etmeyen ve sansüre fırsat vermeyen bir medyadan söz ediyoruz.


… ve alternatif medyanın alternatif yazarlarını bekliyoruz.


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 2 =