Altın Palmiye’yi ‘Çocuk’ aldı

Altın Palmiye’yi ‘Çocuk’ aldı

0
PAYLAŞ

Böylece, Jean-Pierre Dardenne kardeşler, bu yılki seçici kurulun başkanı Emir Kustarica’yla birlikte,  ikinci defa Altın Palmiye’yi alan az sayıdaki yönetmenler listesine girdiler.  Dardenne’ler 1999 yılında da ‘Rosetta’ filmiyle ödülü almışlardı.

Bu yılki Cannes Film Festivali, festival genel yöneticisi Gilles Jacop’un seçici kurulu, ödül verirken filmlerin politik içeriğine değil kalitesine göre değerlendirmeleri konusunda uyarısıyla başlamıştı. Ancak bu yıl Altın Palmiye’ye aday olan filmlere baktığımızda, geçen sene ödülü kazanan Michael Moore’un ‘9/11 Fahrenheit’ı gibi olmasada,  hemen hemen hepsinin yine politik içerikli olduğunu görmek mümkündü.

Mesela, Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin ‘Hidden’ filmi, Parisli orta tabakadan bir çiftin (Juliette Binoche ve Daniel Auteuil) evlerinin gözetlendiğine dair kendilerine gönderilen videolarla başlayan gerilimi, Fransa’nın Cezayir’deki sömürgeci dönemindeki yaptıklarına kadar uzanır.

Lars von Trier’in filmi ‘Manderlay’, 1933 yılında Amerikanın Güneyinde, köleliğin yasaklanmasından 70 yıl sonra bile hala sürdüğünü anlatır.

İngiliz yönetmen David Cronenberg’in ‘A History of Violence’ (Şiddetin Tarihi) yine Amerikayı arka plan olarak kullanarak, Batının, özellikle metropollerde yaşadığı iki boyutlu şiddeti irdeler.

Frank Miller’in ‘Sin City’inde (Günah Şehri)  büyük şehir yaşamındaki şiddet ayrıntılı olarak görüntülenir. Iraklı yönetmen Hiner Saleem’in ‘Sıfır Kilometre’si zaten dolaysız savaşın ortasındadır.

Altın Palmiye’yi alan ‘L’enfant’ da, Paris’te yaşayan yoksul bir çiftin ve bir babanın  çocuğuyla olan ilişkisi, şehrin arka planında yarattığı engellerle boğuşmasını anlatır.

Bu yönüyle 58. Cannes Festivali Amerikanın dış politikasından kaçışın pek mümkün olmadığını gösterdi. 11 Eylül ve Irak savaşı sonrası Batıda yaratılan  paranoyak  varoluşla paralel gelişen suçluluk duygusu, farklı coğrafya ve kültürlerden gelen sanatçıların aynı sonuçlara varması ya da benzer sorunları öne çıkarmasıyla belirlendi.

Kişisel güvenliğin ve bireysel sorumlulukların ortak payda olduğu filmlerde, altı çizilen  olgunun, bu anlamda belirsizlik olduğu gözlendi. Sansürün başka bir türü olarak nitelendirilebilecek, bilgi kirlenmesinin, yani aynı konuda birbiriyle çelişen, farklı onlarca versiyonu aynı anda ortaya atmanın yarattığı muğlaklığın günlük yaşamı şekillendirmesi ve bunun yarattığı ruh halinin karakterleri yönlendirmesi, gerçek yaşamda da artık yabancısı olmadığımız bir durumdur.

Moore’un geçen yıl belgesel üslupla ele aldığı dolaysız anlatımı, bu yıl festivale katılan yönetmenlerin ince, sanatsal ağırlıklı görüntülerle yarattıkları anlatıya yerini bıraktı. Başta Gilles Jacop’un uyarısı temelinde, geçen yıl festivale hakim olan politik havanın sanatsal bir zemine kaydığı doğrudur. Ancak sinemanın toplum  üzerindeki etkisinde bir kayma yarattığı söylenemez. Gerçekte, bu yıl festivale katılan filmlerin bu yapısıyla, tarihsel olarak içinde yapıldıkları topluma daha yakın oldukları bile söylenebilir.

Festivalde verilen diğer ödüller şöyle :

Büyük Ödül : ‘Broken Flowers’ (Kırık Çiçekler)
En İyi Kadın Oyuncu : ‘Free Zone’ (Serbest Bölge) filmindeki rolüyle İsrailli oyuncu Hanna Laslo
En İyi Erkek Oyuncu :’The Three Burials of Melquiades Estrada’ (Melquiades’in Üç Defni) filmindeki rolüyle Amerikalı Tommy Lee Jones
En İyi Yönetmen : ‘Hidden’ (Saklı) filmiyle Michael Haneke
En İyi Senaryo : Tommy Lee Jones
Jüri Özel Ödülü : ‘Shangai Dreams’ (Şangay Düşleri) filmiyle Çinli yönetmen Wang Xiaoshuai.
Altın Kamera: ‘Me, You and Everyone We Know’ (Ben, Sen ve Tanıdığımız Herkes) filmiyle Miranda July ve ‘Sulanga Enu Pinisa’ (Terkedilmiş Toprak) filmiyle Vimukthi Jayasundara
En İyi Kısa Film: Igor Strembitsky’nin ‘Podorozhi’
Özel Mansiyon Avustralyalı yönetmen Van Sowerwine’ın ‘Clara’ filmine verildi.

BİR CEVAP BIRAK

eight − two =