Altıncı boyuttan tezler…

PAYLAŞ

Müsbet bilimin gelişim sınırlarındaki basamakları ve bakış açısındaki hızı takibetmek, yorumlamak, benimsemek ve hayata geçirmek oldukça sıkı bir emek gerektiriyor… Bilimsel evrim zaten artık kanıksanmış durumda… Çok çarpıcı bir keşif bile artık dünya insanına fazla heyecan vermiyor, herkes sanki alacaklı bir beklenti içinde… Ve sadece kullanıyorlar, sorgulamadan… Hem de anında adapte olarak… Hatta yeni indigo bebekler bunları bilerek doğuyorlar bile diyebiliriz…


Burda yüksek sesle zihin jimnastiği yapacağımız konu, müsbet bilim kavramının göreceli olup olmadığı… Tabii bunu bilim adamı olmayan bir adamın naçiz değer ölçüleri ile yapacağımız için, belli kalıplara sıkışmadan özgür bir cahil cesaretinin zorladığı ilginç boyutların zorlanarak yakalanma şansı da var.  Bilim adamları 25 yıl kadar önce yine böyle bir yazı yazdığımda gülmüşlerdi… Şimdi yine gülecekler ve dalga geçeceklerdir… Olsun… Bilimin şüpheci bir alt kimliği olduğu kadar, araştırmadan kestirip atmayan bir üst  kimliği de olduğuna inananlar, mevcut bilinen müsbet bilim açısından saçmalıyor da olsak, bizi vizyonal genişliklerine sığdıracaklardır…


Bilim ispatlanmayan hiçbir olguyu, değer verip, kendi kapsama alanına almaz… Şimdi benim burda şunu iddia  ettiğimi varsayalım… Diyelim ki “ eskilerin Mevlana’ya atfederek tayyi mekan dedikleri ve çocukluğumuzun uzay dizilerinde ışınlanma olarak tanıdığımız teleportasyon olgusu, bilimsel olarak vardır ve dünya üzerinde uygulanabilir ancak henüz bunun yöntemi keşfedilmemiştir. Ya da parapsikoloji, ufoloji ve spritueloji gibi konular birer bilim dalıdır…” Mevcut müsbet bilim bir taraftan araştırıcı kimliği ve şüpheci mantığı ile buna yaklaşmak durumunda olması gerekirken , diğer taraftan mevcut bilinenlerin sınırlarına hapsettiği bakış açısının elverdiği ölçekte bu iddaalarımızı reddedecektir ve herşey, adı üstünde müsbet yani somut olmalıdır diyerek, bu iddiamızı reddedecek ve kestirip atacaktır. Peki, acaba Enistein’in görecelik yasasının zamanla olan kesişimi doğru algılanmakta mıdır?
 
Peki müsbet bilim ne kadar müsbettir? Sınırları nelerdir? Bugün bilinen sınırlar, yarının bilimsel keşif ve uygulama alanını kapsayabilme ve yarını yorumlama hakkına sahip midir? Zamana ne kadar bağımlıdır? Yani şöyle ki bugünün müsbet bilim sınırları ile 30 yıl öncenin müsbet bilim sınırları aynı olmadığı gibi, günümüzden 30 sene sonrasının sınırlarını doğru algılamaksızın ve  bugünün değer yargılarıyla akıl almaz boyutta genişleyecek olan müsbet bilim vizyonunun  nereye varacağını bugünden kestirmeksizin, olası bilimsel gelişmeleri reddetmek ve müsbet bilim çerçevesinde sabit değildir diyebilmek bırakın müsbet bilimin mevcut kapsama ve değerlendirme alanını,  müsbet bakış açısına dahi yakışır mı? Bu gelişme takvimini en doğruya yakın olarak öngörebilecek olanlar yine müsbet bilimcilerdir ve ne ilginçtir ki aslında geleceğin müsbet bilimi olabilecek değerleri de üzerinde kafa yormadan  ilk reddedecek olanlar da aynı müsbet bilimcilerdir hem de müsbet bilimin bugünkü kurallarına dayandırarak…… 


30 yıl önceye dönelim, çoğu bilim adamı da dahil olmak üzere, örneğin, iletişim teknolojisinin geldiği bugünkü durumu kaç kişi öngörebilirdi dünyada. Cep telefonunu bulsalar bomba diye karakola götürmezler miydi şunun şurası 30 yılcık önce? Bugün teleportasyonu reddeden bilim adamına 30 yıl önce internetten bahsetsek yüzümüze anlayarak bakar mıydı ve itibar eder miydi dediklerimize? Ya da çok kaba bir örnek verelim Newton’un başına düşüp te Newton’a yerçekimini bulduran somut bilimsel bakış, yarın o elmayı havada durdurabilecek bir psikokinetik enerjinin keşfedilebilme olasılığının yüksekliğini  bugünden reddetme hakkına sahip midir? Ya da Arşimet’in “ buldum buldum “ diye heyecanla hamamdan fırladığı, suyun kaldırma kuvvetine karşı veya ondan faydalanarak geliştirilen bir teknik, aynı Arşimed’i taşırdığı suyun hacmi kadar bir suya batırıp batırıp çıkarmadı mı, denizaltıların keşfiyle? Müsbet bilimciliği savunmanın , dünyanın tepsi gibi olduğunu savunmaktan ne farkı vardır? İlle deli bir Galileo’nun mu çıkması lazımdır öngörülerin ispatlanarak bilimsel değer kazanması için? O zaman niyedir bilim adamlarının tutuculuk sendromları genelde? Kendi bildiklerinden öte bilinenler olduğunu bilememenin, bilime sığınılarak, bilimsel olmadığını ispatlamaya çalışan çok bilmişlik kompleksinden olmasın…


O zaman dogmatik bilim adamlarının, “ müsbet bilimin mevcut sınırları, bunu şu bilimsel sebepten dolayı bu şekilde düşünmenize engeldir ” deme şansı var mıdır? Daha ötesini düşünebilme gücü değil midir, bilim adamlarına devrimler yaptıran ve dünyayı değiştiren buluşların nebulası?


O zaman şüpheyle sadece sorabileceğimiz soru şu olmalıdır… Teleportasyon bilimsel olarak acaba ne kadar zaman sonra dünya insanı tarafından uygulanmaya başlanacaktır? Düşünün, bugünün metro istasyonları gibi teleportasyon istasyonları olup, aynı istikamete gidecek olanların, diyelim Tokyo’ya gidecek olanların, saniyenin bilmem kaçta biri bir zamanda toplu olarak moleküllerine ayrılarak İstanbul’dan teleporte edilmeleri gibi olaylar yaşanabilecektir… Kimin hayır bu olamaz deme cesareti vardır? Bunun en güzel tarafı da nakil vasıtalarının ortadan kalkması olacaktır… Tabi bazı kazalar olur sistem oturana kadar… Kolu Zambia’ya, bacağı Sibirya’ya teleporte olan insanlar olabilir… Ama bu, o bilim dalının gelişmesini durdurmayacaktır, hep olageldiği gibi…


Ben şuna inanıyorum… Dünya insanının algılayabileceği ve sindirebileceği oranda önceden gıdım gıdım verilen evrensel ölçekteki bilimsellik, artık zamanımızda,  tempo daha da arttırılarak verilmeye başlandı, bir nevi ilham veya vahi gibi alınıp, ehli insanlarca yoğrulduktan ve dünyevileştirildikten sonra…  Doğaüstü güçler diye tabi edilen olguların varlığına da inanmak lazım o zaman… Hatta uzaylılara, onların ufolarına… En azından bu kadar yıldızın süs olsun diye yaratılmadığını düşünebilmeli artık sıradan bir dünya beşeri… Ve sorgulayabilmeli dünyaya niye geldiğini? Yolculuğun nereden nereye doğru olduğunu? Evrenle kıyasla kendi gezegeninin bir toz zerresi bile olmadığını ve kendisinin göreceli zavallı konumunu ve kimliğini…


Belki o zaman savaş gibi, ihtiras gibi, güç elde etme çabası gibi, orman kanunları gibi, mal mülk için insanlıktan feragat etme gibi, yetim hakkı yemek gibi, devletin, halkın parasını gasp etmeye tevessül gibi, para gibi ve para gücüyle kendini adam sanmak gibi sığ değerlerin , bunca dev evrensel bir mekan ve zaman içindeki komikliğini ve bu insani değerleri öldüren bu ucuzlukların bunca aptalca peşinden koşmanın anlamsızlığını kavrardı insanoğlu… Böylesine dev bir mutlak gücün yanında bir toz zerresi bile olamadan…


Dünyevi müsbet bilim kavramının yerini acaba yakında üniversal bilim sıfatı mı alacak?



Metin Sözüçetin metinsozucetin@yahoo.co.uk

CEVAP VER