Amerikan tarzı cinayetler

Tevekkelli değil, Hollywood sineması böylesi cinayetlerden ilham alıyor.
Akla hayale sığmaz katakulli hesap edilerek tasarlanmış cinayetleri çözmek için Amerikan polis ve adliyesi tam gaz çalışıyor.
Bu işlere milyonlarca Dolar akıtılıyor, ama adli-polis-zabıta sistemine inat hâlen cinayetin en iyisini ben yaparım iddiasında olanlar ortada cirit atıyor.
Amerika, zaten, cinayet mevzu olduğu zaman 1 numaradır.
Canî olmaya karar veren, bana kalırsa ABD’ye gelmeli, burada tahsil terbiye görmelidir.
Son cinayet girişimlerinden bir tanesi Amerikan Yüksek Mahkemesi’ne kadar intikal etti, ama davası Arap saçına döndü; dosyasının içinden çıkmak mümkün görülmüyor.
Her şey, güzel bir Philadelphia sabahında, mutlu bir ailenin sabah kahvaltısıyla başladı.
2005 yılında, o vakitler 34 yaşında olan, on dört yıllık evli Carol Anne Bond adlı genç kadın, kocasıyla aşk dolu bir gecenin sabahında başbaşa kahvaltı ederken telefon çaldı. ¨Helloooo…¨
Telefonun öteki ucunda, Carol’un yakın bir kız arkadaşı vardı; bekâr, aynı yaşlarda: Adı, Myrlinda Haynes…
Bir evlense, bizim Carol rahat edecekti, zira sık sık onları ziyarete geliyor, bazen gece yatısına kalıyordu.
Eh, bekâr kızcağız, kocası da yok, n’apsın diye bizim Carol, ona salonda çek-yat açıyor, gece misafir ediyordu.
O sabah Myrlinda’dan gelen telefon bir müjdeyi verme telaşındaydı, beklenemez bir haberdi bu:
Bekâr kız hamileydi!
İki kız arkadaş, kız kıza muhabbet için hemen buluştular. Böylece sır ortaya çıktı; zaten sır ortaya çıkmayı hazırda bekler.
Myrlinda’nın karnındaki bebeğin babası, Carol’un kocasıydı; ¨I’m terribly sorry!¨ dedi arkadaşı, af diledi.
Ama, bir kez olan olmuştu, dökülen süt güğümü ardından ağlamak nasıl bir işe yaramazsa, bu hamilelik için aynı şeyi düşünmek lazımdı.
Carol, tahmin edileceği gibi, şok geçirdi.
O saatten itibaren Carol, hem kocasının hem de metresi olan kız arkadaşının düşmanı kesilecektir.
Myrlinda’yı zehirleyerek öldürmeyi aklına koyan Carol, zaten bir kimya fabrikasında çalıştığı için, kolayca zehirlere ulaşır, hatta internetten bir sürü farklı kimyevî madde siparişi verip kendisi zehir üretir.
İnsanlık tarihinin ünlü zehirci kadınlarından biri olur çıkar, hasılı!

Rakîbesinin hamileyken oturmakta olduğu evin kapısı tokmağını, arabasının kapı kollarını, posta kutusunu, yani kadın nereyi en çok ellemekteyse oraları zehire buladığı gibi, birçok asılsız mektup gönderip o zarfların içine zehir serpiştirir; daha neler, neler…
Allahtan ki durumun farkına varan ¨kuması¨ , rakîbesi Myrlinda durumu posta idaresine bildirir, polise duyurur. Evi 24 saat kamerayla gözlem altına alınır. Sonuçta Carol’un bu cinayet girişimi saptanacak, fakat nedense yerel polis ve Şerif görev sahamıza girmiyor diye durumu yargıya iletmiyecektir.
Kadınlar için kocalarına ve metreslerine karşı kullanılacak en iyi silah zehirdir.
Geçenlerde, Brezilya’nın Sao de Jose Rio Preto kentinde kendisini aldatan kocasını öldürmek üzere vajinasına özel bir paket içinde zehir yerleştiren kadının haberini duymuş olmalısınız; Allah muhafaza etsin!
Vajinaya değmiyecek biçimde yerleştirilmiş özel paketin ağzı, dışarıya açıktı ve kocasının penisine yönelik hazır bekliyordu. Yahut en azından oral seks yapması durumunda kocasının dili derhal bu zehiri alacak ve orada adamcağız işin keyfini çıkaramadan öteki dünyaya yolcu olacaktı.
Neyse ki hastaneye acil yetiştirilen adamın dilinde zehir temizlendi, ama kadın hapsi boylamıştı. Amerikalı zehirci Carol ise kanıt yetersizliğinden, her nedense, yaptığının cezasını göremiyordu bir türlü…
Fakat, Federal Savcı olaydan haberdardır, Carol’un zehir kullanmasını ABD’nin 1920 yılında imzalanmış uluslararası bir kimyasal silah anlaşmasına ait yükümlülüğünü ortaya koyarak cezalandırmaya kalkışır.
ABD ve imza koyan öteki devletlerin vatandaşları, hiçbir şekilde, şahsi olarak zehirli kimyevî madde bulunduramaz, saklayamaz, kullanamaz ve alıp satamazdı. İşte savcının bu maddeye dayanıp uluslararası hukuku iç hukuka uygun hâlde işler duruma getirmesi hukuk çevrelerinde alkış alırken, bazıları da tepkili yaklaştı.
Uluslararası hukuku ABD aleyhine ihlal ettiği için bir Amerikan vatandaşı olan Carol, 6 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanmaktaydı. Cinayet girişimi, bir uluslararası hukuk meselesine kolayca dönüşüvermiş, durum böyle olunca meraklısı artmış, her kafadan bir ses gelir olmuştu.
Carol’un avukatları, kadının zehir kullanmasını uluslararası barışı zedeleyen ve ABD’nin dış güvenliğine dair uluslararası anlaşmaları ortadan kaldıran bir şey olmadığını ispata yeltendi; epeyi başarılı oldular. Sonuçta, savcı, ¨Carol kumasını zehirliyememiş olabilir, ancak Washington’ın imzaladığı bir anlaşmayı ülke içinde ihlal etti!¨ diye devlet sırrı çalınmış diye telaşe eden bir iddiayı karşı tarafa yediremedi ve pata duruma düştü.
Mesele böyle çıkmaza girince, hemen bir üst mahkemeye koşulur.
Carol’un zehir dosyası bu kez ABD Federal Anayasa Üst Mahkemesi’ne gönderildi. Carol’un savunmacı avukatları, ¨1920 Kimyasal Silahlar Anlaşması, kocasından hamile kalan kız arkadaşını öldürmek isteyen birisini kapsamaz, mesele polise aittir, polis ise görevsizlik kararı vermiş, elde edilen bulguları yetersiz görmüştür!¨ diye zeytinyağı gibi üste çıkınca, Üst Mahkeme bu işten sıkıldı, karışık bir işti vesselam ve davayı bir Alt Mahkemeye gönderdi.
Şimdi, bizim işimiz de burada, yani ABD’de, Üst ve Alt mahkemeler arasında gidip gelmektir
Tafsilatlı bir malümat alırsak, haberdar ederiz…

____________________

msenol34@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.