Amerika’nın felaket filmiyiz

Hollywood felaket filmlerinin merkezidir.

Bu dünyada  düşünebileceğiniz bütün felaketler  Amerika da meydana gelir ve bir ya da birkaç kahraman Amerikalı bu felaketlerden  halkı hatta filmin bütçesi elverirse dünyayı da kurtarır.

Ama bu felaketleri Amerika filmlerde abartıldığı gibi yaşamaz elbette ki. 

Hatta 11  Eylül saldırısına benzer o kadar çok Hollywood filmi vardır ki Osama Bin  Ladin bunları seyrederek saldırısını planlamış olabilir. Terörist pilotların uçma kılavuzu yanında bu filmlerden bir kaçının senaryosunu da Boston hava limanında unutmaları hiç de şaşırtıcı olmazdı yani.

Kısaca Amerika da her üç kişiye rahatlıkla bir felaket filmi düşer.

Belki de sakin okyanusun sakin dalgalarının öpüp okşadığı kıtalarında  Adrenalin salgılamayan bir ülke nüfusu olarak bu hormon ihtiyaçların da bu yolla alıyor olabilirler.

Sadece iştah hormonunun azgınlığı nedeniyle  ortalama bir ailenin kilosu 700 kg larda seyrettiği için bu heyecan onlara değişik geliyor  olabilir.

Yine de film bitince bir fırın tepsisi büyüklüğündeki pizzalarını yemeye koşarlar.

Adam başı bir fırın tepsisi. Yanında dev bir salata, sonra kızartılmış soğanlar, az gelirse bir de steak.

Yani bizim bifteklerimizi üst üste koyun, ağırlıktan yana eğilip bir piza kulesi meydana geldiğini düşünün. İşte o ölçü…
Pizzadan sonra Piza.  Bir de tatlı gerek tabi. Şeker hastası birini  anında şeker komasına sokacak kadar şeker yüklü bir tramisu ya ne dersiniz ?

Ben iki kaşık yedikten sonra bizim baklavaların aslında diyet ürünü olduklarını filan düşündüm. Ama onlar alışık.
Bir Donat’ taki  şeker miktarı sanırım yoğunlaştırılmış ve sıkıştırılmış  bir  şeker fabrikası dolaylarında.

Fabrika tatilken elbette.  Onlar Turkeyler in tadına Noel de bakıyorlar.

Felaket filmlerinden söz ediyorduk değil mi?

İşte ben Ankara da yaşanan ve hastanelerin hasta kabul etmemesi olayının Hollywood senaryo yazarlarının iştahını kabartacak kadar heyecanlı bir senaryo olduğunu düşünüyorum.

Ama ufak birkaç değişiklik gerek.  Mesela bu senaryoda belediyenin acizliği nedeniyle suların kesildiğini yazsanız filminiz gişeden döner, siz de köşeyi dönemezsiniz.
Miami Beach  te bir bungalov kiralayıp, Paris Hilton’ u uzaktan seyredemezsiniz.

Hele hele  Armağan”a yaptığınız gibi “Bak Ferman bak kızı öpüyor” diyemezsiniz.

Bodyguard lar sizin için de bir ferman yazarlar.

Amerikan halkı gerçek hayatta 3 dakika su kesintisi yaşasalar. 3. dünya harbi çıktı sanır;  ve herkes TV dan başkanın çıkıp halkı sakinleştirmesini bekler.

Tavada kızarttığınız yağdan biraz duman çıksa evinizin içine bir anda yağmur yağdığını görürsünüz.
Üstelik yağmur duası da etmemişsinizdir.
Ben Amerika’ya yeni gittiğimde evde yağan bu yağmura neden olacak bir yemek yapmıştım. Tavada yumurta.

Sonra sular aşağı inince aman burada da tavan akıyor diye pis pis söylenmiştim.
Oysa tavan sadece tava için akmış. Üstelik sadece tavan aksa iyi, canhıraş bir yangın alarmı.
Kendimi kundakçı gibi hissettim o anda…Ama bunlar daha kundaktayken böyle yağmurlar yağmış evlerine. 3.dünyalı bir hatun ne anlar bu konfordan. İstanbul nireee, Amerika nire… 

Ev yağmuru böyle normalken bu ülkede 3 dak  su kesintisinin halkı nasıl paniğe sokacağını söylemek hiç  de yalan olmaz.

Bu nedenle senaryoda mutlaka teröristler su kanallarını sabote etmiş, su borularını  delmiş olmalılar; yoksa  senaryonuzun kaderi okunmamaktan da öte…çöpe !

Senaryo şöyle : Yer Ankara değil New york.  Film bir kadının duş yapmak için banyoya girip çığlık atmasıyla başlar:

-Oh my god ! Water is gone !.  World war three has started !
(tanrım sular gitmiş. 3. dünya savaşı başladı )

Sonra bir bakarız Acile hastalar gidiyor, yakın plan elini yıkamak için suyun altına tutan doktorun elleri sabunlu kalıyor.
Doktorun perişan yüzü.

Acilden döndürülen kan revan içinde hastalar. Hatta
biraz daha  eksajere etmek için bir hasta yakını ortalıkta gezen bir afacanın su tabancasını alıp hastaya su içirir.

Belediye reisi Başkanla görüşür.
Halka suların birkaç gün gelmeyeceğini başlarının çaresine bakmaları söylenir. Başkan başını iki elinin arasına alarak düşünür. Başkan yardımcısı halka metin olmalarını söylemek için kameraya döner. Bir gözünden yaş süzülmekte.

İşte burada filmin türüne göre bir kahraman çıkar.
Bu kahraman eğer bilim adamıysa bir formül geliştirerek deniz suyunu içme suyuna çevirir.

Astronotsa bir yağmur bulutuna dalıp orada infilak eder, aşağıda kalan  kızı başını bilim adamı bir zencinin omzuna yaslar, zenci de ona:
“Baban boşuna ölmedi” der.
Kız gururla gülümser:

-I KNOW der.

Kahramanımız hapisten kaçmış bir serseri ise birden her şeyi unutur, kaçmak için kazdığı tünele geri döner, oradaki boş su borularının yakındaki bir nehre bağlanacağını bulur, icat eder, uydurur her neyse; ama asla ve asla Belediye başkanı MR Meylıh Gökçeyk ‘  in hiçbir hatası, uyuması, boşvermişliği olamaz sebep. Hele hele Başkan Reyceyp Teyyıp bu işten sorumlu olamaz. Eybdullah Rose u kimse durduramaz.

Filmin bütçesine göre bir de salgın hastalık çıkar. Bu salgın hastalık oralarda çoktan unutulmuş kolera, tifo, dizanteri olabilir.

Doktorlar bunu anlamakta çok zorlanırlar ama o sırada orada bulunan ve Afrika’ dan yeni dönmüş bilim adamı
bu mikrobun geri kalmış ülkelere mahsus bir mikrop olduğunu söyler.
Aşı için Afrika ülkesine müracaat  edilir, aşı gelir.

Afrikadan gelen dr yeniden  Afrika’ya dönmek üzere uçağa binerken  arkada kalan gözü yaşlı  güzel hemşire sorar:

-Neden dönüyorsun?

Afrikalı misyoner hafif bir gülücük ama çok seksi bir bakışla kadını yanıtlar:

-My Mission is not finished.

Afrikada iş biter mi? Elmas madenlerini kara Afrikalı yer mi ?

Kadın da son anda uçağa biner. Uçak  giderken the end yazar.

Biz bu senaryoda eğer Belediye başkanının ve belediyenin aymazlığını, seçim öncesi bütün suyu oy amacıyla her yere pompalamasını unutup, terörist ya da birkaç deliye
rol verirsek Hollywood anında kapar. Hemşire kız da Angelina Jolie olur. Hazır afrikadan da üç beş çocuk kapar getirir.

Ama senaryonun çekim aşaması için bizim ülke de biçilmiş kaftan. Su gelecek yakında kaf dağından…

Amerikalı ekip  Pan Amerikan’ a binip geldiklerinde 5 krş figüran parası ödemeden hastalar, doktorlar, hasta yakınları, akmayan musluklar, çaresi z yüzler gırla…

Çek çek kullan. Film olmazsa CNN e verirsin haber olur; Amerikalılar kendi ülkelerindeki refaha bir kere daha medyun olup, Beyaz saray’ a doğru viski kadehini kaldırır.

Durum budur sevgili Okurlar. Yani biz para kazanmayı bilmiyoruz:
Yazsana şu senaryoyu, yollasana bir Amerikan film stüdyosuna.
MGM mesela.  Metro Goldwyn Mayer.  O aslan terbiyeli, yemez seni. Sadece kükrer.Senaryonun başına felaket senaryosu  yaz.

Kameremanın eline geçse yönetmene götürür,  bir senaristin eline geçse isimleri değiştirir, milyon dolarları götürür.

Filmin adı:  Birkaç damla su için…
Yani bir çeşit su vesterni.  Bu arada bizim çeşme  başı kavga görüntüleri de bol  bol perdeye yansırsa Amerika’ daki susuzluğun evrende de susuzluk olduğunu herkes anlayacaktır elbette .
Amerikanın susuzluğu öyle Ankara’ ya filan benzemez.
Okyanusu çeker içerler, geğirdiklerinde sana gelen su Tuu-sunami olur.

Aynı borsaları gibi. Orada borsa hap şu dese
burada ki borsa zatürre olur, hap şurup kar etmez,oksijen çadırına sevk senetleri basılır.

Kısaca filmde de suyu bulan insanlığı kurtaracaktır her zamanki gibi.

Bu yazı iyice ortaya çıkarıyor ki; maalesef durumumuz bu merkezde arkadaşlar.

Amerika da su kesintisi elektrik kesintisi Başkan çıkmazsa tV a 3. dünya harbi. Biz de gündelik hayatın normal ritmi…

Düşünebiliyor musunuz,  geçenlerde bir yangın alarmı oldu. Ben tabi bir Türk olarak evden dışarıya attım kendimi.
Site yöneticisi “ No mam” dedi.
“Evden çıkmak yok. Biz gelip sizi kurtaracağız.”
Yani kendi kendime kurtulmuşum, olmaz;  ya kendi kendine kurtulurken ayağın taşa takılsa, site tazminattan kurtulamaz.
Komik  ama gerçek. İnsan hayatı değerli.

Yan komşumuzun evine hırsız girdi. Komşu hırsıza fare kapanı kurmuş. Adam elini kaptırdı, ev sahibi hırsıza 5000 dolar tazminat verdi.

Yok öyle hırsızı yakala, bastır tokadı, tekmeyi…

Bir gün gerçekten elektrikler kesildi. Tam 5 saat.  Ben de havalara girmişim ya, savaş boyalarımı çıkardım. Ama oğlum elektrik parasını ödemeyi unuttuğu için  kesmişler.

Biz tabi bu durumda Amerika tarihine geçme fırsatını kaçırmadık, koridordan kaçak elektrik çektik.

Bunu  asla akıl edemeyecek birkaç saf Amerikalıya yoktan elektrik yaratma projesi olarak satsak ne paralar kazanırdık kimbilir ?

Ama oğlum beni engelledi. Bu proje ile ilgili çizdiğim taslakları, grafikleri fiş ve prizleri elimden  aldı. Ertesi gün parayı ödedi. Bu aptal oğlan hastane mi karıştı acaba?

Ya da on beş yıldır Amerika da Türklük bilincini, her şeye anında çare üreten yüksek düşünce yeteneğini mi yitirdi?

Yoksa yavrumun beynini mi yıkadılar, onu salak yaptılar, bilemem.
Ama daha yazarken fark ettim;  başımıza gelen bu susuzluk ve salgın hastalık afetini hemen senaryolaştırıyorum.

Yer Ankara değil Newyork o kadar. Başlangıcı anlattım.

Size yavan gelebilir. Hele Ankaralılar bu film için dünyada kalkıp sinemaya filan gitmezler.

Ya onlar sinemadayken sular gelse…Ve de gitse.

Eh bak bu Afetten SAYILIR.

Hele hele def- i hacet için su bulamayan zavallı Ankaralı
Mikrop kapıp ta   Hacettepe’ ye  götürüldüğünde  kapıdan çevrilince artık felaket boyutlarını algılama muduna  girer.

Ertesi gün 2 gram su gelir, yeniden bu belediyenin, bu iktidarın bizi hiçbir konuda susuz bırakmayacağı umuduna geri döner .
Beni meşgul etmeyin, Hollywood’ a bir şeyler postalayacağım.
Fikrimi çalmayın. Siz daha kaleme alırken benimki bitmiş olur.
Tell me   GOOD LUCK !

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here