Amerika’ya kaçırılan Türk kızı*

Amerika’ya kaçırılan Türk kızı*

0
PAYLAŞ

Pulp-fiction adı verilen ucuz polisiye romanlardan birisi anlatılıyor sanılmasın, gayet ciddi bir olayla karşı karşıyayız: Indiana polisi, Indianapolis’in sosyete evlerinden birisinde, 74 yaşındaki Germaine Suzy Tomlinson adlı kadının cesedini, yüzü koyun kapaklanmış biçimde, su dolu banyo küvetinde buldu. Tarih, 2008 yılı Eylül ayının 28.günüydü… Soruşturmadan anlaşıldığınca Suzy’nin ayağı kaymış, başını musluğa çarpıp ânında ölmüştü; başka kuşku yoktu. Polis dosyayı rafa kaldırıldı.

Bir süre sonra, American General Life-AGL adlı sigorta şirketinden bir dilekçe polise ulaştı ve dosyaya tekrar bakıldı: J.B.Carlson adında bir sigortacı, sigortaladığı müşterisine ait parayı geri istiyordu. İstenen para dudak uçuklatıyordu: 15 milyon Dolar! Küvette ölü bulunan Suzy, 15 milyon Dolarlık hayat poliçesini Carlson adlı 36 yaşındaki sigortacısına cirolamıştı. Bu gelişmeden sonra işler birden sarpa sardı! Carlson, Suzy’nin gece hayatından tanıdığı genç bir dostuydu, aralarından su sızmıyordu; pek sıkı fıkıydılar.

Suzy nâmıyla mâruf kadın, son zamanların neşeli dullarından olup Dolçe Vita yaşayan bir sosyeteydi. Fransız asıllılydı, Sorbonne’da okumuş, 1945’de bir Amerikan subayıyla evlenip ABD’ye taşınmış, ondan boşanıp başkasıyla evlenmiş, sonra yine ayrılmıştı; vesaire…

Suzy, Indiana’daki malikâne gibi evinden çıktı mı o bar senin, bu gece kulübü benim ortalığın tozunu attırıyordu. Bahşişleri hatırına onu bekleyen barmenlerin sayısını burada vermek zordur. Böylesine sevilen Suzy’i banyo küvetinde, üstelik gece elbisesini üzerinden çıkarmamış olarak, makyajı yüzünde, parmaklarında yüzükleri, ayağında şık ayakkabısı varken bir karış suda boğulmuş bulan polis, hain bir cinayet üzerinde durmak istiyor, fakat tek bir ipucu, bırakın ipin ucunu zerre kadar şek ve şüphe orta yerde görünmüyordu. Suzy’nin sigortacı kavalyesi, gece kuşu Suzy’yi kimselere emanet edemediğinden o gece de yanından ayrılmamış, sabaha karşı onu evine bırakmıştı. Bardan içkili çıktıklarını görenler vardı, ancak sonrası gizemliydi.

Sigortayı yapanla, bu sigorta bedelinden ölüm halinde yararlanacak olan aynı kişiydi. Fakat poliçeye garantör olan ana şirket AGL, durumdan huylanmış olacak ki ödemeyi yapmayıp iptal davası açtı. Öte yandan, Suzy’nin eski damadı Mr.Hilbert da boş durmuyor, “Kimseyi töhmet altına sokmuyorum, ama soruşturma başka yönlerde sürmeli” diyerek karanlıkta kalan kişiyi işaret ediyordu. Hilbert, Suzy’nin kızını geçenlerde boşamıştı ama hâlâ ailedendi; ortak yatırımlar, işler, kârlar… Ortada 15 milyoncuk vardı ve bu paranın Carlson’un avucuna sayılması değil, aileye teslim edilmesi gerekirdi. Kızına ve eski damadına bakılırsa Suzy’nin banyoyla pek arası yoktu, hatta yıkanmayı da sevmezdi ve dahası şu ki eğer su küvete dolmaktayken düşüp öldüyse akan çeşmenin musluğunu arkasından kim kapatmıştı; zira musluk kapalı bulunmuştu… Üst üste davalar açıldı, polis soruşturmaya tekrar başladı, koskoca The Wall Street Journal gazetesi bile paranın hatırına bunu haber yaptı. Sigorta parasını iç etmek için cinayetlerin işlendiği ABD’de, gizli kapaklıyı duymayan kalmadı.

Amerika’da böylesi hikâyelere merak çoktur. Yüz yıllık gazete koleksiyonlarını karıştırınız, neler çıkar neler! Amerikan kapitalizminin yarattığı canavarın işlediği bu cinayetler, suçlar, en azından kabahatlerin cemaziyül evvelini, dünya âlem bilir. Ülkemizde de bilinir; örneğin, İskender F.Sertelli’nin 1930’da yazdığı bir romanda Amerikan yeraltı dünyası anlatılır. Sertelli’nin romanı Amerika’ya Kaçırılan Türk Kızı’dır. Sertelli, hiç adım atmadığı New York’un alavere dalaveresini sokak sokak yazar. Türk polisi, dedektif Aslan Turgut’la nişanlı olan Necla’yı, milyarder bir Amerikalı’yı öldürerek yerine geçmiş bir haydut kaçıracaktır. Haydut herif Amerika’dan yola çıkıp teknesiyle geldiği Moda Burnu açıklarında Necla’ya baltayı asar, teknesinde verdiği partide kızı aldatıp kaçırır. Necla’nın Moda’da yaşayan tekâüd Paşa babası paraya kıyar ve ilerde damadı olacak polisi Amerika’ya, kızını kurtarmaya gönderir. 3 ay süren bir gemi yolculuğuyla Türk polisi sağ salim Manhattan’a çıkar; yaaa… Bu Türkçe pulp-fiction romanın özeti de göstermektedir ki Amerikan eşkıyalığı hiç son vermeyecektir. Ama, eşkıya dünyaya hükümdar olmaz!
Şimdi diyorum ki Aslan Turgut gibi bir dedektifimiz olsa, 3 ayda gemiyle gelse, Suzy’nin banyo perdesini bir aralasa…

___________________________

* Bu yazı, Cumhuriyet gazetesinin 18. Temmuz. 2010 tarihli Pazar günü sayısında yayınlanmıştır.

BİR CEVAP BIRAK