An itibariyle

PAYLAŞ

Bir insanın dilini sevebilmesi için, anadilinin tadına varabilmesi için belli bir kültür düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bilindiği gibi dili tabandaki insan her an yeniden yaratıyor. Dil halkın ürünüdür, ayakkabıcıların celeplerin balıkçıların aşçıların sokak satıcılarının yaratısıdır. Dili üst düzeyde kültür adamları inceltirler, bu adamlar yetersizse halkın ürünü işlenmeden kalır. Dili bozanlar ortadaki insanlardır, ortalama kültür insanlarıdır. Bunlar çeşitli nedenlerle dili çirkin ve yapmacıklı bir anlatım aracı durumuna getirirler. Bunu örneğin orta düzeyde romancıların yapıtlarında gözlemleyebilirisiniz. Öyle bir zamana geldi ki insanımız dili ne kadar kötü kullanırsak o kadar iyi olur gibilerden bir duyguya kapıldı. Dili kullanırken yanlış yapılmaz mı? Elbette yapılır. Hele konuşurken nice yanlışlar yapıyoruz. Kitap gibi konuşmak gerekmez zaten. Ama örneğin bir televizyon kanalının haber programında ya da bir gazete sayfasında türkçe anlatıyorum ayağına kafa göz yarmak hiç hoş değil.
Zihin tembelliği yanlış ya da kötü kullanımları yaygınlaştırıyor, giderek kurallaştırıyor. Zihin tembelleri düşünmeye alışmamış bilinçleriyle kalıp sözler üretmekten pek hoşlanıyorlar. İnsanımız bir süre bir şeyi diline doluyor, bıktırana kadar onu kullanıyor, sonra bir başka şeyi diline doluyor. Birileri son zamanlarda konuşurken iki cümlenin birinde “altını çiziyorum” ya da “tırnak içinde” demeden duramıyor. Bunların başında fikir üretirken ses getiren gazetecilerimiz ve yabancı dergilerde makale yayımlayan dünya çapında bilim adamlarımız geliyor. Konuşmacı çok önemli şeyler söylerken bizim dikkatimize güvenmiyor olmalı ki durmadan bir şeylerin altını çiziyor. O altını çize çize konuşurken biz konunun kuyruğunu elimizden kaçırmış oluyoruz. O ayrıca bazı sözlerine özel bir anlam vermek istediği için ikide bir “tırnak içinde” diyor, yetmiyor iki eliyle havada virgüle ya da boynuza benzer bir işaret yapıyor. Konuşmanın özü dikkatten kaçıyor böylece.
Son zamanlarda gene aydınlarımızın dilde yeni bir icadıyla karşılaştık. Adam ikide bir “baktığın zaman” diyor. İşin bakmadığımız zaman nasıl bir görünüm alabileceğini bu “baktığın zaman” yağmurunun altında kestirmek oldukça güç. Bu boş sözü daha çok birbirleriyle “abi” diye konuşan spor yorumcuları yineliyorlar. Deyim yaygınlaştı, şimdi her kesimden insanlar konuşurken iki arada bir derede “baktığın zaman”ı yapıştırıveriyorlar. Ortak kötü kullanımların listesini çıkarmak gibi bir amacım yok elbette. Böyle bir işin altından kalkabilecek bir babayiğit de düşünemiyorum. Ama son derece uygunsuz söyleyişler var. “Sonra” derse ayıp olur diye düşünüyor genç adam, babasının bile artık kullanmadığı “akabinde”yi yapıştırıveriyor. Ağzı ona alışık olmadığı için kendini gülünç ediyor. İkinci “a”yı uzatarak “akağbinde” gibi bir ses çıkarıyor. Yapma gözünü seveyim. Bir başkası “eve teşrif ettiler” diyebiliyor. Eve teşrif etmemişlerdir bence, ayıptır yapmazlar. Sorun düpedüz şereflendirmek sorunuysa “evi teşrif etmek” gerekmez mi? Cenaze ne zaman kaldırılıyor? “Öğle namazına müteakip…” Bir yumruk da bu kardeşimizden geliyor. Saymakla biter mi bunlar? “Muhatap” olmayı beceremeyenler “muattap” oluveriyorlar. Hele şu “itibariyle” yok mu, her işittiğimde inanın çimdik yemiş gibi oluyorum. Gazeteci ve televizyoncu kardeşlerimiz her cümlede enaz bir defa “itibariyle”yi patlatıveriyorlar. “Saat beşte” demiyor adam, “Saat beş itibariyle” diyor. Belki de böyle söylediğinde dili üst düzeyde kullanmakta olduğuna inanıyor. Dilinizi balarısı soksun! Söylenmesi kolay bir sözcük olsa bari… Dostumuz soluk soluğa haber okuyor, acelesi var, zamanı iyi kullanacak. Ama ikide bir “itibariyle”yi yapıştırıveriyor. Yanlışı olduğu yerde bırakmak olmaz, derinleştirmek gerekir. Birileri sonunda yapacaklarını yaptılar ve bir yanlıştan daha kötü bir yanlışı türettiler: “an itibariyle”. Pes dedim o zaman. Bu durumda yapılabilecek bir şey yok.
Dil önemli bir şeydir dediğimiz zaman bıyık altından gülüyorlar, dil senin kölen olsun demeye getiriyorlar. Biz anlattığımızı anlatıyoruz ya gerisi kolay. Bu kafa bilim de felsefe de sanat da üretemeyen kafadır. Haber bile üretemeyen zihinlerden üst düzeyde insan değerleriyle ilgili üretimler bekleyebilir misiniz? Biliyorum, ben böyle eleştirici olduğum zaman birileri bana fena bozuluyorlar. Tehdide benzer bir hava estirmeye çalışıyorlar. Ben kendine iyi kötü aydın demiş biriyim. Kimse benim eleştiri hakkımı elimden alamaz. Kimsenin gönlünü hoş etmekle, kimsenin ruhunu kaşımakla yükümlü değilim. Ben bu toplumun bir kültür görevlisiyim. Kimsenin adamı olmamanın güzelliğinde…

CEVAP VER