Anı yazmak

ArkadaşlarIm bana anılarımı yazmalısın derler. Ben pek anı yazmaktan yana değilim. Bir yazıda anılardan söz açabiliriz ama anı kitabı yazmak başka iş. Birçok sakıncası var anı yazarlığının. Öncelikle bellek anı saklama konusunda pek güvenilir bir yeti değildir. Bilinç dönüştükçe anılar da değişime uğrarlar. Somut olarak yani çok belirgin bir biçimde yaşanmış olaylarda bu tehlike daha az gibidir: hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde anımsadığımız çok şey var. Ama anılar dünyamız onlarla sınırlı değil ki. İşe duygular karışır ve anıların dönüşümü zaman içinde büyük boyutlara ulaşır: bilinç salt düşünsellikle belirgin olsaydı, duygular işe karışmasaydı anılarla ilişkimiz daha sağlam olacaktı. İşin bir başka olumsuz yanı da benim yaşamımla ilgilidir: anılarımın toplumsal ve tarihsel düzlemde önemli olmadığını biliyorum: ne önemli siyaset adamıyım ne buluşlar yapmış bir bilginim. Demezler mi bana: arkadaş sen bu anılarınla bir şeylere açıklık getirdiğini mi sanıyorsun? Sen belki de on yıl sonraya kalmayacak sıradan bir şairsin, anıları önemli adamlar yazsın.

Evet, dostlarım, belleğimiz bize oyun oynadıkça biz de gerçekleri çarpıtır dururuz. Onun için bence en güvenilmeyecek yazı türü anıdır. Anı yazmanın bir başka sakıncası da her şeyi açık açık anlatamama ya da anlatmama zorunluluğudur. Sen işine geleni anlat işine gelmeyeni anlatma, özellikle işin toplumsal yanını anlat özel yanını anlatma gibilerden bir görüş ileri sürülebilir ki bu bence hiç tutarlı bir görüş değildir. Genel yaşamımızı özel yaşamımızdan ve özel yaşamımızı genel yaşamımızdan nasıl ayırırız. Bir başka sakınca, adı büyük insana çıkmış kişilerin küçüklükleriyle ilgili bilgilerin yaratacağı sıkıntıdır. Anılar devlerin de gerçekte birer cüce olduğu gerçeğini önünde sonunda duyurur. Siz diyelim falanca yazarı gözünüzde çokça büyütmüşsünüz ve hatta kutsallaştırmışsınız. Siz anılarınızı yazarken o kişinin tam anlamında bir çıkarcı olduğunu, en küçük bir yarar karşısında insanlığın bütün değerlerini görmezden gelebildiğini, ikide bir yakası açılmadık çok ince ayak oyunları uyguladığını, gerektiğinde en yakınlarına bile hiç acımadan kazık attığını anlatırsanız insanlar üzülmezler mi? O bir yana, söylediklerinize inanırlar mı?

Bugüne kadar pekçok anı kitabı yazıldı. Bu anı kitapları büyük ölçüde savunma kitabıdır. Birileri çok yanlış şeyler yaptılar ama ben son derece tutarlı bir kişilik olarak hiç yanlış yapmadım… Temelde duyurulmak istenen budur. Hele eleştiri ve özeleştiri alışkanlığı olmayan bir toplumda anı yazarlığı yapmak tek kişilik bir mahkeme kurmak gibidir. Yaşantıların arasından kendimize uygun olanı seçip uygun olmayanları görmezden geldikçe insanları yanıltırız. Hele siyaset açısından önemli kişiliklerin bu tür anılar yazmaları son derece tehlikelidir. Bugün örneğin Türkiye İşçi Partisi’nin tarihi yazılmadı. Zaman zaman orada burada yayımlanan yazılar bu önemi oldukça abartılmış örgütün varlığına ışık tutacak gibi değil, benim gördüğüm kadarıyla. Bunların benim elime geçmiş olanları işin özünü duyurmaktan uzak olduğu gibi sayısız yanlışla süslenmiştir. Tek bir örnek: bir ağabeyimiz partiyle ilgili anılarını anlatırken partiden istifa edenlerle partiden atılanları pek ayırmamış. Örneğin benim de atılanlardan olduğumu yazıyor. Ben atılanlardan değilim, çok önceden istifa edip ayrıldım. Haklı olarak şöyle diyorsunuz: sen atılmış olsan ne çıkar ayrılmış olsan ne çıkar… Öyle demeyin, en küçük bir yanlış bilgi genel olarak çok doğru bilinmesi gerekenlerin üstüne gölge düşürür.

Anıları tümüyle yararsız ya da gereksiz saymamız da doğru değil. Daha çok ikinci elden yazılmış anılarda ya da bir takım doğru yanlış kaynaklara dayanılarak yazılmış anılarda öylesine yanlış bilgilerle karşılaşıyoruz ki aklımız tavana vuruyor. O bir yana bizim ülkemizde insanlar kültür birikimlerini daha çok kulak ansiklopedisinden yararlanarak yaptıkları için sürekli yanlış bilgi üretimiyle karşı karşıya kalıyoruz. Örneğin Demokrat Parti döneminin bir zulüm dönemi olmadığını, gerçek bir demokrasi ortamı olduğunu söyleyenlerin bir bölümü yüzleri kızarmadan rahat konuşabilen kimselerdir bir bölümü de bilgi eksikliğinden ötürü ileri geri konuşabilen kimselerdir. Ben Demokrat Parti döneminin nasıl bir dönem olduğuna pek güzel tanıklık edebileceğim gibi onu izleyen siyasal ve toplumsal oluşumları da doğrudan yaşadığım için pekçok doğru bilgi ortaya koyabilirim. Hele elimin altında o zamanın gazeteleri olsa, yaşananları somut örneklerle gösterebilsem. Bunu yapsam birileri kızarlar bana, hop oturup hop kalkarlar. Türkiye İşçi Partisi’nin iç yüzünü anlatsam kardeşler beni öldüresiye dövmek isterler. Üniversitede yaşadıklarımı dile getirsem akıllar durur. Anı yazmak hiç içimden gelmiyor. Bırakın öyle bilinsin. Anılara harcayacağımız vakti inceleme kitaplarına harcasak daha doğru olmaz mı?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eighteen + two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.