Anadolu’dan dünyaya, geçmişten günümüze

İSMAİL BAYER – Öncelikle konser mekanını belirtmem gerekiyor. Sahnenin arkasında İstanbul Boğazı. Gemiler geçiyor ve ışıklar içinde karşı kıyı. Asırlar öncesinden seslenerek  başlıyoruz. Anadolu’dan. Tınılar, sonra batıdan ulaşıyor İstanbul’a. Japonya’ya gidiyoruz. Anadolu beşiklik ediyor müziğe. Beşiktaş’dayız.
Enstrümanlar ve tınılar, çağlar boyunca değişse de. müzik farklılaşsa da, onu bize ulaştıranlar, adeta bir yoluculuk yaptırıyorlar. Geçmişten, günümüze ve de geleceğe. Anadolu merkez, batı ve doğu birlikte yoğuruluyor. İlk tınılar, gelişen enstrümanlar, ülkelere göre farklı olsa da, insan için ve insanlık için. Amaç yaşamı güzelleştirmek. Sevgiyi arttırmak. Acıların yinelenmemesini anlatarak, ışık olmak, geleceğe ve aydınlığa.
Mekan öylesine güzel ki. Akustik öylesine özenle düzenlenmiş. Tınılar güzel bir şekilde kulaklarımıza ulaştırıyor. Oysa burası bir konser mekanı değil. Bir Müze. İstanbul Beşiktaş’da ki, Deniz Müzesi. Sahne yukarıda değil aşağıda, adeta akacak ve denize ulaşacak. Arkada Boğaz, bütün güzelliği ile ışıklar içinde. Gemiler geçiyor karanlığı süzerek denizden. Yanımızda eski saltanat kayıkları. Mücevher gibi işlenmiş. Tarih yaşıyor, yaşatıyor ve izliyor gibi. Sadece bir konser dinlemiyorsunuz. Görsel bir şölen yaşıyoruz adeta.
Bu mekanı ilk kez görüyorum. Önünden çok geçtim. Girişine de uğradığım oldu. Ama bu kısımdan, adeta aşağıya doğru yürüyerek denize ulaşacaksınız  Ve bu tınılar. Asırlar öncesinin izlerini taşıyan enstrümanlar. Tınılar öylesine kulaklarınıza adeta bir renk zenginliği içinde ulaşıyor. Düşünmeden kendinizi alamıyorsunuz. Bu mekan da, daha çok konserler gerçekleştirilmeli ve izlenmeli.
Sahneye ilk kez Çağatay AKYOL çıktı. Parmakları, Arp’ın tellerinde, ayakları da pedallarda. Gözler notalarda. Altı uzuv hazır ve beyin komutu veriyor, tınılar asırlar öncesinden bize ulaşıyor. “Hitit Suiti” Anadolu’da bir uygarlık noktasından yıllar sonra, boğaz da yeniden yaşam buluyor.
Klasik müziğin seçkin bestecileri ve Arp için yazılmış veya düzenlenmiş besteleri ile adeta bir yürüyüş halindeler. Batı’dan Anadolu’ya geliyorlar. Zabel, Haendel, Dussek, Debussy. Bu adeta, bir buluşma seranadına dönüşüyor yavaş yavaş.
Dünya adeta bu buluşmaya tanıklık etmek ister gibi. Atsuko SUETOMİ geliyor sahneye. Japonya’dan yerel bir enstümanı, sessiz onu bekliyor. Pek görmeğe ve dinlemeğe alışkın değiliz, KOTO. Atsuko SUETOMİ, ülkemize ve müziğimize ve de enstrümanlarımıza da yabanci değil, ülkemizde yaşıyor. Japon kültürünün, asırlar öncesinden gelen geleneksel bir enstrümanı ile tınılara katılacak, Ülkesinden ve Anadolu’dan ortak seslenmeğe çalışacak.
Yalnız değil sahneye gelirken, Ferhat ERDEM de geliyor. Kaval elinde. Kaval değil sadece geliştirilmiş bir flüt gibi. Öylesine bir tını zenginliği ve duygu yükü var ki. Anadolu’yu buluşturuyor adeta.
Üçlü olarak bir tını buluşmasını sunuyorlar, geçmişten ve ülkelerden dolaşarak. “Ay Damlası”. Arp, Koto ve Kaval, boğazın sularına karışarak, bu gecenin aydınlığı ile dünyaya açılmak ister gibi.
Arp, daha sonra 17 Yüzyıla, Macaistan’a gidiyor. FARKASH, “17.y.y. Stilinde yazılmış 5 Macar Dansı” ile coşku selini, Tunadan Boğaz’a taşıyor.
“Sakura”, Üçlü’nün sunduğu bir başka tınılar zenginliği ve güzelliği ulaşıyor. Arp, Koto ve Kaval. Bunları buluşturan ne. Bu güzellik. Bu geçmişle günümüzün ve geleceğin buluiması gibi. Kaval Akdeniz’in esintilerini dağların rüzgarını taşıyor. Arp ben Anadolu’dan çıktım, dünyayı geziyorum diyor. Koto, Japonya’dan geliyorum, ben de varım bu zenginliğin içinde, size selamlar getirdim diye söyleşiye katılır gibi. Bu uyum şaşırtıyor sizi. Üç apayrı dünya, üç apayrı enntrüman, ama şarklıları beraber.
Arp belki, biraz da buruk. Anadolu’dan, Hitit’lerden bu yana varım ama, siz Anadolu’dan bana sahip çıkmadınız, geliştirmediniz tınılarla der gibi.
Bu burukluk da, adeta Çağatay AKYOL’un aranjesi ile Afyon’dan, tarihimizden seslenirken, alıp başını gidiyor. “Karahisar Kalesi” ne götürüyor bizleri.
Bu konserin, değişik seslenişlerinden bir başka eser, “Kafesteki Kuş” Özgürlük şarkısını, özlemleri, istemleri taşıyor bizlere, değişik tınılar ve ülkeler üzerinden.
Çağatay AKYOL, bizleri yeniden, Anadolu yaylalarına, Ege Akdeniz yamaçlarına taşıyor. Arp adeta, bu seyahati özlemiş gibi, “Yörük Dünyası”na gidiyoruz. Çağatay Akyol’un aranjesi, arpın tellerinde yeniden, yeni tınılarla yaşam buluyor.
Arp, Koto ve Kaval buluşmas,ı başka tanıdık tınları taşıyarak, Bir Anadolu çıkışli yolculuğunu sürdürüyor. Boğaz’dan dünyaya sesleniyor.
Çağatay Akyol’un aranjesi yine. Aşık Veysel sağlığında hiç aklına getirdi mi acaba, benim bu tunılarım, bu denli değişik enstürmanlarla ulaşacak mı, ulaşmak istediklerime diye. “Çiğder der ki”, artık bu tınılarla da ayrı bir klasikleşme yolunda, damlalar gibi yüreğimize dokunarak ilerliyor. Çiğ tanesi yağmur oluyor.
Aşık Veysel, Neşet Ertaş ile de buluşuyor. Boğaz da yarın sabahı karşılarken martılar bile, bu tınılarla şarkılarını sürdürürler belki de, neden olmasın.
Bitiyor, bitecek, düşüncesini siliyorsunuz adeta, bitmesin diye. Bir buçuk saati geçtik, iki saate yaklaşıyoruz. Alkışlar da devam diyor bu yolculuğa. Anadolu yolculuğu ya da Anadolu buluşmasına.
İstanbul Boğazı’nda bu kez Çanakkale Boğazı’na geçiyoruz. “Şamandıra”. Dumlupınar gemisinin hikayesi. Hikaye aktarılıyor önce, şiir gibi ve müzik ile de buluşacak. “Uzun olur gemilerin Direği”n den esintiler geliyor. Acı, hüzün ve selam.
Ferhat ERDEM, ayrıca o küçücük, adeta görünmeyen “SİPSİ” ile de, bu akşam farklı tınıları taşımakla kalmıyor, buluşmaya da katılıyor. Bu nefes nelere kadir demekten kendinizi alamıyorsunuz.
Bozkır sesi, yayla esintisi, denizlerin dalgaları, Anadolu felsefesi’nden Japon Felsefesi’ne, bir müzik yolculuğu olarak da düşünebilirsiniz bu geceyi. “MUSICAL INTERSECTIONS”
Bu Pazartesi gecesi, Salı akşamı da Ankara’da yeni izleyicileri ile buluşmak için yola çıkacak.
Bu Pazartesi akşamı, karşı kıyıda Süreyya Operası’nda da, Şefika Kutluer’in nefesinin, flütü ile buluşmasının tınılarına tanık oluyor aynı saatlerde. Burada, Boğaza yürüyerek ulaşacak gibi, bir başka konserde bu salonda, Şefika Kutluer’in flütünün buluşması dileğimizi de düşünmekten kendimizi alamıyoruz doğrusu.
İki piyanonun tuşlarından cıkacak tınılar, “Blanc & Noir” burada bir başka güzellik oluşturur. Düşünceler alıp başını gidiyor işte.
_____________
İsmail Bayer. 19 Şubat 2018. İstanbul.  ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

11 + 7 =