Anadolu’nun gölleri ölüyor!

PAYLAŞ

ÇÖLLER BÖLGESİ’NE HAZIR MISINIZ?

Tek amaçları göllerin birer ‘su birikintisi’ olmadığını anlatabilmek. Çünkü Türkiye gölleri besleyen nehirlerin kelepçelendiği, su kaynakları dağların delik deşik edildiği hoyratlık dolu günlerden geçiyor. Çünkü Anadolu’da hiç doğal göl kalmadı. Göller Bölgesi, ‘çöller bölgesi’ olmak üzere. Çünkü bir nehir kurursa, bir göl ölür. Çünkü dağlar, yerkürenin su şatolarıdır. Çünkü su, boşa akmaz!

Eber Gölü’nü besleyen dereler kurumus durumda

SUYUN İZİNDE PEDAL BASMAK

Temmuz ortalarına doğru Ankara’ya ulaşmayı hedefleyen Handan ve Fatih, Eğirdir, Kovada, Eber, Akşehir, Beyşehir ve irili ufaklı bir çok gölü geçerek Hatay’daki Amik Gölü’nü ziyaret edeceklerini söylüyorlar. Gittikleri her göl kıyısında yıkım ve tükenişin alışılagelmiş fotoğraflarıyla karşılaşan Handan ve Fatih bu yolculuğa “Suyun İzinde” adını vermişler. “Çünkü suyun geçtiği yerde mutlaka iz bir vardır. Kuruyan göllerin ardından da sadece bir iz kalıyor” diyor, Fatih. Ziyaret ettikleri göllerin kıyısında yaşayan halktan bilgi alıp, kendi deneyimlerini de halkla paylaşıyorlar. Akademisyenlerle, ilgililerle, yetkililerle görüşüyorlar. Gölleri tehdit eden sorunlar hakkında toplantılar ve basın açıklamaları yapıyorlar. Fatih, elde ettikleri bilgileri rapor haline getireceklerini söylüyor.

Egirdir basın toplantısı

GÖLLER, ‘SU BİRİKİNTİSİ’ DEĞİLDİR!

Neden böyle bir yolculuğa çıktıkları yönündeki soruya ise “göllerle ilgili algıları değiştirmek” Çünkü Türkiye’de göllere hala ‘su birikintisi’ olarak bakanlar var” yanıtını veriyorlar. Bu görüşlerinde haksız da sayılmazlar. Çünkü yola çıktıkları Burdur’da uzun süredir Burdur Gölü’nün kurtulması için yürütülen projede çalışan Fatih Taşkıran, gölü besleyen su kaynaklarının korunması yerine Burdur Gölü Havzası’nda 25 yeni gölet yapma kararı alınmasının gölün sonunu hazırlayacağı görüşünde.

Egirdir yolu taş ocakları

BURDUR GÖLÜ NEDEN KURUYOR

Handan ve Fatih’in anlattıklarına göre, geçtiğimiz aylarda Burdur’u ziyaret eden Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Burdur’da 25 yeni gölet daha yapılacağını ‘müjdelemiş!’ Ancak bu güne kadar yapılan bilimsel çalışmalar, Burdur Gölü’nün kurumasının temel nedeni olarak gölü besleyen akarsular üzerine plansızca yapılan barajlar/göletler ve yeraltı sularının sondaj kuyularıyla aşırı kullanılması olduğunu gösteriyor.

Bu durumun kamuoyu tarafından bilinmesine ve karar vericilerin “gölü kurtaracağız” söylemlerine rağmen bu yönde henüz somut bir adım atılmış değil. Burdur Gölü için artık yapılacak bir şey olmadığını ve bu yüzden Anadolu’nun kurutulan bütün göllerine bisiklet ile yolculuk ederek göllerin yaşam için önemine dikkat çekmek için yollara düşerek pedal çevirmeye başlamışlar.

Handan ve Fatih Burdur’dan yola çıktılar

ISPARTA’NIN TAVANARASINDAKİ GÖLCÜK

Handan ve Fatih’in ilk durakları Isparta’nın ‘tavan arasında’ bulunan Gölcük olmuş. Burdur- Isparta dağ yolundan, kiraz ve gül bahçeleri arasından geçerek Gölcük’e ulaşmışlar. Yol boyunca meyve ve çiçeklerden ziyade bahçeleri sulamak için açılmış olan onlarca sondaj kuyusunun göze çarptığını söylüyorlar: “İki kuyu arasındaki mesafe yer yer 10 metrenin altına düşüyor. Volkanik bir göl olan Gölcük gölü havzası insan müdahalesine açık olmayacak kadar sarp ve küçük bir alan olduğu için kendini bir nebze koruyabilmiş. Günümüze kadar tabiat parkı statüsünde korunsa da yeni kanun ile birlikte koruma statüsü kaldırılabilecek. Gölcük gölünde şunu hissettik: ‘Keşke bütün doğal varlıklar bu kadar zorlu arazilerde olsa da insan müdahalesinden bir nebze uzak kalsa!’ Gölün insan da dâhil bütün canlılar için yaşam kaynağı olduğunu burada gözlemlemek mümkün.”

Eğirdirli balıkçı Mustafa Daldal

MAVİ SULARDAN GERİYE BEYAZ TUZLU GÖL AYNASI KALMIŞ

Gölcük’e doğru dağ yolundan ilerlerken, yanlış su politikaları nedeniyle kurumakta olan ve yapılacak 25 yeni gölet ile daha hızlı kurutulacak olan Burdur Gölü’nün geniş göl aynasına baktıklarını anlatıyor, Handan ve Fatih: “Masmavi suları çekilmiş, geriye bembeyaz, tuzlu göl aynası kalmış. Yüzyıllardır göl etrafında yer alan yerleşimler şimdi bembeyaz bir çölün etrafında yaşamaya direniyor. Yol boyunca Burdur Gölü’nün kurumasına neden olan havzadaki 22 baraj ve göletten sadece biri olan Çerçin Göletini gördük. Eskiden Burdur Gölünü besleyen Çerçin çayı üzerine yapılan bu gölet ancak tam doluluk seviyesine geldiğinde taşan sular göle erişebiliyor. Karar vericiler yüksek kapasiteli barajlar yaparak gölleri bile bile kurutuyorlar.”

Isparta Gölcük Gölü

‘DAĞLAR YERKÜRENİN SU ŞATOLARI’

Gölcük’ten sonra Eğirdir’e doğru pedal çevirmeye başlayan Handan ve Fatih, bir zamanlar dillere destan balıkları ve kerevitleriyle ünlü Eğirdir Gölü’nün yanlış uygulamalar sonucu çırpınışına tanıklık ediyorlar. Bir gölün beslenme kaynağının çevresindeki dağlar olduğunu söylüyor Fatih: “Dağlar yerkürenin su şatolarıdır. Dereler ve düdenler dağlara düşen yağışları göllere ve denizlere taşırlar, tıpkı kalbimizden damarlarımızla vücudumuza kan taşınması gibi. Eğirdir Gölüne yaklaştıkça diğer göllerde olduğu gibi bunu hissedersiniz; etraf daha bir yeşil, kokular daha bir güzel, kuş ötüşleri daha çeşitli olmaya başlar. Bu büyüye kapılmaya başlamışken büyük beyaz ışık kaynakları gözünüzü almaya başlar. Dağları kemiren taş ocakları aynı zamanda karstik olan bu arazilerdeki düden yapısını ve su akışını da bozuyor. Orman, toprak, bitki örtüsü, yaban hayatı ve insan sağlığına olan zararları da cabası. Suyun doğal akışını değiştirirsek yaşamı da değiştirmemiz gerekir. Oysa ikisi de bize hayat vermesine rağmen bize ait değil.”

Kovada yolunda

‘DEVLETİN ORMANI, MİLLETİN MÜLKÜDÜR!’

Prof. Dr. Doğan Kantarı, Nisan ayında Burdur’da verdiği konferansta, göl havzasındaki taş ocaklarının su rejimini bozduğunu belirterek, bu ocaklardan alınan vergilerin tamamı harcansa bile kaybedilen ekosistemin geriye döndürülemeyeceğini anlatmıştı. Bir santim toprağın ancak bin yılda oluştuğunu anımsatan Kantarcı, “Devletin orman alanı ve toprağı aslında o devleti kuran milletin mülküdür. Bu mülkü birilerine kâr etmesi için sonsuza gidecek ölçüde tahrip ettirmek doğru değildir” sözleriyle sorunun boyutuna dikkat çekmişti.

Yard.doç. dr. Erol Kesici

ANADOLU’DA DOĞAL GÖL KALMADI!

Geceyi Eğirdir’de geçiren Suyun İzinde ekibi, ertesi günü göl kıyısında bir basın toplantısı düzenliyorlar. Fatih, Eğirdirlilere yapılan bilimsel çalışmalara göre göl havzalarında taş ocaklarına izin verilmemesi gerektiğini söylüyor. Toplantıya katılan Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Yard. Doç. Dr. Erol Kesici, insan müdahalesi sonucu doğal göllerin yalnızca adının kaldığını vurguluyor. Eğirdir Gölü ile ilgili bütün sorunların örtbas edilmek istendiğini savunan Kesici’ye göre Anadolu’da artık doğal yapısını koruyan bir göl kalmamış durumda. 1950′li yıllarda Eğirdir gölünde doğal olarak bulunmayan balıkların yetiştirildiğini anlatan Kesici, gölün Kovada Gölü ile olan doğal bağlantısının kanala dönüştürülmesi ve rügülatörlerle su akışının insanların idaresine bırakılması sonucu gölün kirletildiğini söylüyor. Kesici’ye göre bugüne kadar yapılan gölü kurtarmaya yönelik çalışmalar ise bilimsellikten uzak.

Kovada yolu boyunca taş ocakları

BALIKLAR GİDİNCE MEYDAN SİNEKLERE KALDI

Ülkenin en önemli içme suyu havzası olan Eğirdir Gölü çevresinde ekolojik tarımın tercih edilmesi gerektiği görüşünde olan Kesici; Eğirdir ve çevresinde yılın altı ayı yaşayanların hayatını kabusa çeviren göl sineklerinin artışının nedenini, gölün doğal özelliğinin kaybolduğunun göstergesi olduğunu söylüyor: “Bu sinekler 50 yıl önce de vardı. Fakat o zaman gölün doğal balıkları olan kavinneler bu sineklerle besleniyordu. Doğal balıklar gidince sinekler yıllardır sorun oluşturmaktadır; fakat bu sorunun bugün için çözümü sineklerle mücadelenin yazın değil, sineklerin biyolojik özelliklerini bilerek üreme dönemi olan Şubat-Nisan aylarında yapılmalıdır. Göl aşırı tarımsal-kimyasal atıkların yoğun etkisindedir. Su kokarsa besinler kokar…”

BALIKÇI MUSTAFA DALDAL: ‘ESKİDEN GÖLÜN BALIĞIYLA MUTLUYDUK’

Eğirdirli kayık ustası ve emektar balıkçı Mustafa Daldal, geçmişte gölün doğal balıklarıyla geçimlerini sağlayarak daha mutlu bir yaşam sürdüklerini anlatıyor. Daldal, gölün su seviyesinin geçmişte 2,5 metre daha yüksek olduğuna da dikkat çekiyor. Suyun İzinde ekibinin bir sonraki durağı Kovada Gölü. Eğirdir gölünü iyi tanıyan yöre halkının, sorunların çözümü konusunda biliminsanları ve sivil toplum örgütleriyle benzer görüşte olduğunu söyleyen Fatih, karar vericilerin çözüm için somut adım atmaktan uzak olduklarının altını çiziyor.

BİR MİLLİ PARK DÜŞÜNÜN Kİ HİÇ GÖREVLİSİ YOK!

Kovada Gölü ve çevresindeki 6 bin hektarlık alan milli park statüsüyle koruma altına alınmış. Ancak Fatih ve Handan’a göre bu statünün sürüp sürmeyeceği belirsiz. İlk izlenimlerini, “bir milli park düşünün ki bağlı olduğu genel müdürlük ve bakanlık tarafından görevlendirilmiş hiç kimse olmasın! Bir milli park düşünün ki asırlık doğu çınarları köklenip yerine meyve bahçeleri kurulsun, buna ceza kesmeye gelen görevlilere milletin ve milli parkın vekilleri engel olsun! Bir milli park düşünün ki adını aldığı gölün hali nice olsun!” sözleriyle anlatıyorlar.

KUWA TANRIÇASINA TAPANLARIN YERİ: KOVADA

Yöre halkı da Kovada’nın eskiden Eğirdir Gölü ile bir olduğunu söylediğini aktarıyor Fatih: “Kanal ve regülatör yapılınca gölümüz kova gibi kaldı, o yüzden adı Kovada oldu” diye anlatıyormuş yöre halkı. Suyun İzinde ekibi, bölgeyi araştıran bir akademisyenin gölün adının Luwi dilinde “Kuwada” olarak geçtiğini ortaya koyduğunu söylüyor. “Kuwa tanrıçasına tapanların yeri” anlamına geliyormuş.

BİR REGÜLATÖR İKİ GÖLÜ ÖLDÜRÜR

Kovada’ya en yakın köy olan Kırıntılı Sarı Mustafa’nın gönüllü çabaları dışında milli parkın kendi haline terkedildiğini, kirletildiğini, etrafında mermer ocakları olduğunu, kanal boyu yer alan elma bahçelerinin 16 farklı kimyasal ile ilaçlandığını ve bu ilaçların, toprağa, suya, bitkilere karıştığını anlatan Suyun İzinde ekibi, “hatta bisikletle ilerlerken yüzümüze sıkıldığını binlerce kez söylesek, Türkiye’deki 41(?) milli parktan biri olan Kovada gölü milli parkının, 13 RAMSAR alanından biri olan Burdur Gölü’nden daha iyi durumda olmasını bekleyemezdik. Nihayetinde aynı ‘bakan!’ tarafından bakılıyorlar! Bir kanal ve bir regülatör, bir dere veya bir gölün ölüm sebebi olabilir. Eğer bu kanal ve regülatör iki göl arasındaki doğal bağlantının yerine yapılırsa iki göl birden öldürülür.” diye özetliyor, Kovada izlenimlerini.

DSİ’NİN ‘ÇEKİLME DÜŞÜK YAĞIŞTAN’ AÇIKLAMASI

Ancak yolculuğun birinci haftası dolmadan DSİ tarafından yapılan bir açıklama Türkiye’de yürütülen su politikalarının içeriği konusunda bir hayli düşündürücü veriler barındırıyor. DSİ açıklamasına göre Burdur Gölü’nün çekilmesinin nedenleri arasında (henüz yapılmamış olan) 25 göletin etkisi yok. DSİ’ye göre göldeki seviye düşüşünün nedeni düşük yağış ve buharlaşma. DSİ açıklamasında Burdur Gölü ve çevresinin son yıllarda aldığı yağış miktarı Türkiye ortalamasının yüzde 40 altında. DSİ, gölün geçmişte de birkaç kez çekildiğini belirterek seviye düşüşünün yapılacak göletlere bağlamanın doğru olmadığını açıklıyor. Bir süre önce Bakan Eroğlu da benzer açıklamalar yapmıştı.

EROL KESİCİ: ‘YAĞIŞLAR ARTTI, SORUN SUYUN GÖLETLERDE TUTULMASI’

Ancak SDÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Erol Kesici’nin geçtiğimiz Aralık ayında yaptığı açıklamaya göre Burdur Gölü Havzası’nda 1995’ten beri yağışlarda artış olduğu yönünde. Göller Bölgesi’ndeki pek çok gölde 30 yıldan bu yana bilimsel çalışmalar yürüten Kesici, Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü Burdur İli yağış verilerine göre özellikle 1995 yılından sonra havzada yağışlı bir döneme geçildiğini vurgulayarak, “1995-2010 yılları arasındaki döneme baktığımızda, 1997, 1998, 2001, 2002, 2003 ve en son 2009 yılında olmak üzere 6 defa 500 mm üzerinde yağış görülüyor. Yağışların artmasına rağmen göl seviyesinde düşüş var. Çünkü yağan yağışların tamamına yakını havzadaki baraj ve göletlerde tutuluyor. Bir başka deyişle göle ulaşmıyor. Burdur Gölü’ne 1970’li yıllarda fiili su girişi 243 hm3 iken, 1985’te bu miktar 162 hm3, 1990’da 54 hm3 ve 2000’de 34 hm3 olarak kaydedildi. 2010 yılında ise göle su girişi yok denecek kadar az. İnsanların yaşamında damarlar ne kadar önemliyse, doğal göllerin beslenmesinde de dereler ve çaylar o kadar önemlidir ve damarlar kapatılmamalıdır. Burdur Gölü’nün kurumasının nedeni Sayın Bakanın ifade ettiği gibi yağışlardaki azalma değil, gölü besleyen yeraltı sularından, dere ve çaylardan göle su girişindeki azalmadır” açıklamasında bulunmuştu.

PLAKAYA GÖRE GÖLET YAPAN BAKAN

Geçtiğimiz yıl Isparta’da yaptığı bir açıklamada ilin plaka numarasından hareketle “buraya 32 tane gölet yapacağız” diye Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun milyonlarca yılda oluşan ekosistemi “plaka numarasıyla” altüst etme yetkisinin tartışılması için sanırım referandumdan daha fazla şeylere ihtiyaç var. Çünkü Eroğlu’nun yeni açıklaması “göller bölgesini barajlar ve göletler bölgesi yapacağız” şeklinde. Bakan Eroğlu’nun Burdur’da yaptığı “Burdur unutulmuş bir şehirdi. Bugün 23 gölet müjdesi verdik. DSI Genel Müdürü Akif Özkaldı 2 gölet daha ilave etti. Yani 25 gölet yapacağız” açıklaması da bugün için vakayi adiyeden sayılabilir. Hal böyle olunca DSİ’nin görüşlerinde olduğu gibi yetkililerin açıklamalarının inandırıcılığı daha da tartışmalı hale geliyor.

BİR NEHİR KURURSA BİR GÖL ÖLÜR

Biz yine yollara dönelim. Suyun İzinde ekibinin bir sonraki durağı, Afyonkarahisar sınırlarındaki Eber Gölü. Eber Gölü, bir zamanlar sazlardan dokunan hasırlarıyla ünlüydü. Göl çevresindeki yüzlerce aile geçimini bu hasırlardan sağlıyordu. Bugün hırslı inşaat şirketleri metropollerde Anadolu’nun yitirilen coğrafyasını taklit eden yapay yaşam alanları kuruyor. Kendi ellerimizle kendi hapishanelerimizin duvarlarına her gün bir tuğla daha koyarken, yitip giden göllerimiz ve ırmaklarımız için daha fazla farkındalık yaratmak zorundayız. Handan ve Fatih, Eber’den sonra Akşehir ve Beyşehir göllerine doğru pedal çevirecekler. Yolun başından buyana yineledikleri gibi, “Bir nehir kurutulduğunda bir göl ölür, bir deniz ağlar” sözleriyle sulara ve gönüllere konuk olmak için Anadolu’nun hüzünlü göllerine doğru ilerleyecekler. Biz de onların izlenimlerini aktarmayı sürdüreceğiz. Handan ve Fatih’in yolculuğunu yakından izlemek ve onlara destek olmak isterseniz; http://suyunizinde.wordpress.com/ adresini ziyaret edin. Herkesin yapabileceği bir şey mutlaka vardır.

CEVAP VER