Anahtar deliği hastalığı

Uygar insanlar başkalarının yaşamlarıyla ilgilenmezler. Batı’ya giden yurttaşlarımızın en büyük sıkıntısı oralarda insanların birbirleriyle hiç mi hiç ilgilenmemesidir. Oralarda komşuluğun yokluğundan yakınır durur bizimkiler. Derler ki ancak gürültü yaptığınız zaman komşunuz kapınıza gelecektir, bunun  dışında onun yüzünü ancak raslantıyla görebilirsiniz. Doğrudur bu. Bizim komşuluk nedir biliyor olmamız elbette bir güzelliktir. Tam tavayı ocağa koyup ocağın altını yaktığınız anda yumurta almayı unuttuğunuz aklınıza geliverir.

Kadınbudu köfteyi nasıl kızartacaksınız? Hemen seslenirsiniz evdekilerden birine: “Git Naime hanımdan iki yumurta al gel, onlarda yoksa Nami beylerin kapısını çal!”  Sonra içinizden gelir, Nami beyin yapayalnız bir dul olduğunu düşünürsünüz, kızartma işi biter bitmez oğlana seslenirsiniz: “Orçun, git yavrum şu dört köfteyi de Nami bey amcana götür!” Bir saat sonra Nami bey teşekkür etmek için kapınızı çaldığında onu buyur edersiniz. O nazlanır gibi yapsa da girer. Çaylar içilir.

Dostluklar güzeldir, komşuluklar da güzeldir. Belki on yıllık komşunuzla dost olamamışsınızdır ama arkadaş olmuşsunuzdur. Belki de bir güzel dost olmuşsunuzdur. Neden olmasın, insan komşusuyla dost olamaz mı? Sabah kahveleri içilir, akşam toplantıları yapılır. İşte burada kalmak, buradan ileriye geçmemek iyidir. Ama çok zaman biraz daha ileriye geçilir. Dost olduğunuz komşunuzun gizlerini öğrenirsiniz. O da sizin herkese söylemediğiniz şeylerinizi öğrenecektir. Kızınızın sevgilisinden neden ayrıldığını, oğlunuzun okulu neden yarıda bıraktığını, kocanızın ya da karınızın son günlerde neden öfkeli olduğunu öğrenecektir. İşte bu noktada tehlike vardır, sınırın ötesine geçilmiştir çünkü. İnsanlar bilmeleri gerekmeyen şeyleri bilmemelidirler, bilmek istememelidirler. Hatta bana kalırsa en yakınlarının geçmişindeki bazı gereksiz ayrıntıları merak etmemelidirler.

İnsan özel yaşam meraklısı oldu mu kendini başkalarının yaşamlarındaki bir takım ayrıntıları öğrenmeye yönlendirir. Bu tutum insanı küçültür ve insan ilişkilerini bozar. Bu yönelim insanı doğrudan doğruya dedikoducu yapar. “Ne olur benden duymuş olma…” diye başlayan görüşmeler hayırlı görüşmeler değildir. Onu ona sen mi söyledin? Hayır ben söylemedim. Sen söylemişsin… Derken kavgalar, küsmeler, çekişmeler… Batı’daki insanların başkalarının yaşamlarını merak etmemelerindeki tutarlılık belki komşuluğu zora düşürüyor ama insan ilişkilerini sağlıklı kılıyor. Bir gün Montréal’de sınıf arkadaşlarımdan birkaçı bir evde toplanırken beni de aralarında görmek istediler. Şaştım kaldım, bu çok genç insanlar birlikte oldukları süre içinde ne kendileriyle ilgili ne de başkalarıyla ilgili özel bir şeyler konuştular. Bütün konuştukları çok genel şeylerdendi ya da özel de olsa önemsiz şeylerdendi. Daha çok yaz tatilinde nerelere gittikleri, kaç mil yol yaptıkları, gittikleri yeri sevip sevmedikleri gibi şeyler uzun uzun konuşuldu. “Yani sen ne demek istiyorsun, Batı’da kimseler kimselerin özel yaşamlarını hiç merak etmiyor mu? Oralarda dedikodu yapan insanlar yok mu?” Belki de böyle diyeceksiniz bana. Ben de size diyeceğim ki: “Neden olmasın, elbette vardır, ama en azından kendini bilen insanlar için böyle bir şey sözkonusu değildir.”

Bazı televizyon ekranlarına ve bazı gazete sayfalarına baktıkça benim insan olmak adına yüzüm kızarıyor. “Madem öyle ihtiyar, sen bakma geç!” gibi bir şeyler söylemeye kalkarsanız gerçekten kızarım. Sorun benim bakıp bakmamam ya da bakıyorsam ne niyete baktığımla ilgili değildir, sorun kitleleri boş ya da bayağı bir çizgiye iterek onları anahtar deliği meraklılığına yöneltmek sorunudur. Ben bu yaşımdan sonra ona baksam ne olur, bunu okusam ne olur, ama sabahın köründe evinde olması gereken anneler erkenden yola düşüp televizyona çıkmak dedikleri o anlamsız iş adına çoluğu çocuğu unutuyorlarsa ve hangi “sanatçı”nın hangi “sanatçı”ya hangi koşullarda tecavüz ettiğini öğrenmeye çalışıyorlarsa, bir de bu meraklarını yok göstermek için mikrofonu kapıp ahlak söylevleri veriyorlarsa bu hiç de hoş olmuyor. “Sana tecavüz etmiş olabilir ama beni yalnızca taciz etti” gibilerden bilgiler kendini bilen kimseyi ilgilendirmemeli. Bazı kurumların para kazanmak kadar önemli sorumlulukları vardır. Aydın insanlar sorumluluklarını paraya değişirlerse hiç de güzel bir iş yapmamış olurlar. İnsanoğlu anahtar deliği kapalı olduğu için değil onuru elvermediği ve zaten canı istemediği için o delikten bakmamayı, başkalarının özel yaşamlarına arkasını dönmesini bilmelidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.