Anastasiadis’in şımarıklığını Eroğlu yapsaydı ne olurdu

Son Eroğlu-Anastasiadis görüşmesinde yaşananlar tam bir skandal.
Rum lider Anastasiadis, Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun, Talat-Hristofyas, Eroğlu-Hristofyas dönemindeki yakınlaşmalar dikkate alınsın teklifine sinirlenip, gözlüğünü yere fırlatıyor.
Arka arkaya sigaralar yakan Anastasiadis, müzakere masasını terk ediyor bu söz üzerine.
Eroğlu cumhurbaşkanı seçildiğinde “Eroğlu, Talat-Hristofyas yakınlaşmaları üzerinden devam etmez” diyerek, “uzlaşmaz” payesini yapıştırmaya kalkanlar, bugün Eroğlu’nun sözlerine sinirleniyor!
Detayları BM’ye yakın bir kaynaktan ilk ağızdan dinledim: “Eroğlu’na, ‘Talat-Hristofyas nelerde anlaştı bakalım, işimize gelenleri alalım’ deyip durdu. Aynı şeyleri defalarca tekrar etti. Hatta bir ara zabıt tutan kişi bile durdu, bekledi. Yanındakilere kızdı. Mavroyannis’i ve yanındaki bir kızı azarladı. Çantasını topladı. ‘Uyku vaktim geçti’ dedi. Her gün siesta yaparmış, o gün yapamamış! Sigaranın birini yaktı, birini söndürdü. ‘Bayram günü buluşalım’ dedi. Türk tarafı ‘bayram olmaz, Cumartesi olsun’ deyince, ‘Cumartesi benim dinlenme günüm, olmaz’ yanıtını verdi. Hatta dalga geçer gibi, ‘bayramları varmış!’ dedi. Sonrasında bir anda parladı, gözlüğü fırlattı, çıktı gitti…”
Yoruma gerek yok. Tek kelimeyle şımarıklık, tek kelimeyle Helen megolamanlığı.
“Ben üstünüm”, “kimse bana söz geçiremez”in en bariz nişanesi.
Bırakın diplomatik/siyasi teamülleri, sosyal teamüllerden uzak bir davranış.
BM’ye saygısız, Türklere saygısız, insana saygısız…
İşin en acı ve de bize kapak olacak kısmı ise BM’nin tavrı.
BM, gıkını çıkarmış değil.
Bir de tembih etmiş üstüne üstlük; “Bundan kimseye bahsetmeyin!”
Şimdi sormak lazım; Aynı şeyi Türk tarafı yapmış olsaydı ne olurdu?
Arka arkaya sigaraları yaksaydı, bağırsaydı, gözlüğünü fırlatıp, çıksaydı…
Uyarı alır mıydı, almaz mıydı?
Hatta daha da ileri gidip, kapalı yollu tehdit etmezler miydi Türk tarafını?
Esas, Rum tarafı ne yapardı?
Bugün nasıl başlıklar atarlardı gazetelerine?
Bu olayı kâr hanelerine yazdırmak için nasıl bir kulise başlarlardı?
Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu ve müzakerecilerin uyumlu/ uzlaşmacı tavırları yüzünden bir süredir antipropaganda yapacak konu bulamayan Rumlara gün doğmuş olmaz mıydı?
Bu olayı tepe tepe kullanmazlar mıydı, “skandal” diye…
Başlamazlar mıydı, “Biz Eroğlu uzlaşmaz demiştik”le başlayan atıp tutmalara…
Dahası Eroğlu Kuzey’e geçmeden duymuş olmaz mıydık biz bu olayı?
Herkes biliyor ki, Anastasiadis’in yaptığını Eroğlu yapmış olsaydı Rum kesimi müzakerelerden çekilir, bundan sonrasını Hristiyan abilerine devreder, bahanesi de “Türklerin anlaşma niyeti” yok olurdu… Uluslararası camianın tavrını bilen Türk tarafının itidalli, diplomatik teamüllere uygun ve “sabırlı” duruşu Rum’un oyununu bir kez daha bozdu ancak nereye kadar…
Herkes biliyor ki, Rum’un tek niyeti Kıbrıs’ı Yunan adası yapmak ve buradaki Türklere kendileriyle eşit haklar vermeye asla niyeti yok. Dolayısıyla bir sonraki görüşmelerde yine aynısı olacak, 50 yıldır menzile varamayan trenin yolculuğu, takvim/dayatma olmazsa bir 50 yıl daha sürecek.

***

Bunun çok iyi bilinmesine rağmen sanki de sulh ve sükunu bozan Eroğlu’muyçasına eleştirenler, yaşanan hadiseyi Eroğlu’na fatura etmek isteyenler var. CTP de bunlardan biri…
Müzakerelerin gidişatından endişe ettiğini kaydeden CTP,-ki gidişattan endişe etmekte haklı- Rum liderin tavrını kınamak yerine, “Cumhurbaşkanı’nın sonuç almaktan uzak bir strateji ile hareket etmesinden derin bir endişe duymaktayız” diyor ve ekliyor: “CTP, Talat-Hristofyas dönemindeki yakınlaşmaların sahiplenilmesinin sağlanması ve tıkanıklıkların aşılması için yeni öneriler geliştirilmesine yönelik çalışmalarını da yoğunlaştıracaktır.”
İyi de Eroğlu başka bir şey mi söyledi? Zaten Rumlar senin söylediğini kabul edecek olsa bu olay yaşanmazdı. Zaten mevcut tıkanıklığın ana nedeni, Rum tarafının geçmişte sağlanan yakınlaşmalara saygı duymaması. (Allahtan Dışişleri Bakanı Nami de bu gerçeği dile getirerek, geçmiş müzakere dönemlerinde de çeşitli tıkanıklıklar yaşandığını ve Türk müzakere heyetinin bunların aşılması için gereken siyaseti ortaya koyduğunu, yine aynısını yapabileceğini söyledi.)
Ansatasiadis’in sebeb-i öfkesinin müsebbibi olan cümleyi yeni bir şeymiş gibi ortaya koyup, sonunda da Eroğlu’nu suçlamak tam anlamıyla cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik, basit bir şark kurnazlığı. Kardeşim, adam senin son söylediğine kızdı zaten, neyin yakınlaşması, neyin kabulü?
Az önceki soruyu BM’ye ve Rumlara sormaktan vazgeçtim, yerli barış şakşakçılarına sorayım; Anastasiadis’in yaptığını Eroğlu yapsaydı ne olurdu?
Not: Rumların milli davadaki duruşlarına gıpta etmemek mümkün değil. Adamlar siyasette birbirlerini yiyorlar ancak ortada milli çıkarlarda yekvücutlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here