Anayasa değişikliğinin getirdikleri ve götürdükleri

“Anayasa bir toplumsal sözleşmedir ve ancak karşı-devrimle değiştirilebilir”
Demirtaş Ceyhun

Konu teknik. Konu karışık. Konu hukuksal. Malumunuz, ‘hukuk dili’ tıpkı yabancı dil gibidir. Anlayabilmeniz, anlamlandırabilmeniz için yıllarca çalışıp öğrenmeniz, çok ciddi bir eğitimden geçmeniz gerekir. Ancak bu tarz kapsamlı eğitimlerden mahrum bırakılan büyük çoğunluğumuz için ‘Yargıtay’, ‘Danıştay’, ‘Sayıştay’, ‘Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK)’ hatta ve hatta ‘Yasama’, ‘Yürütme’, ‘Yargı’ gibi en basit hukuksal kurumlar bile tam bir muamma. Kimlerden oluştukları, ne işle uğraştıkları ya da uğraşmaları gerektiğiyle ilgili sıradan vatandaşın çok net bir bilgisi yok. Hal böyle iken, AKP hükümeti, ‘Hadi bakalım anayasayı değiştiriyoruz’ diyerek ortalara düşünce etraf tam bir cadı kazanına dönüştü tabii. Bırakın sıradan vatandaşı, hukukçuların dahi analiz etmekte zorluk çektiği ‘26 maddelik’ koca liste ile burun buruna geldik…

Düşünebiliyor musunuz, gelmiş geçmiş ‘en demokratik iktidar’ tarafından yönetildiği iddia edilen bir memlekette bir anayasa değişikliği paketi yapılıyor ancak anayasa değişikliği konusunda hiç kimse doğru düzgün bilgi sahibi değil. Değişikliklere halkın katkısı olmuyor. Açık, dürüst, zamana yayılmış bir diyalog ortamı oluşturulmuyor. Yalanlarla dolu bir referandum öncesi süreç yaşanıyor. Öylesine bir ‘kandırmaca’ ve ‘yönlendirme’ var ki, sanki farklı bir ülkede yaşıyoruz, farklı bir metin üzerinde tartışıyoruz. Oysa anayasa dediğimiz şey bir toplum sözleşmesidir. Uzlaşma gerektirir. Tek bir partinin mutfağında kapalı kapılar ardında hazırlanıp, oldu-bittiye getirilemez. Her maddenin ayrı ayrı halka sorulması gerekirken bir ‘paket’ haline getirilip ‘Tamamına Evet veya Hayır de’ gibi bir emri-vaki yapılamaz. Ne olduğunu bilmediğimiz, yeterince tartışmadığımız bir anayasayı nasıl oylayacağız?

Üstelik bu kadar teknik bir konuda, ortada propagandadan gayri bir bilgi de yok. Televizyonlardaki açık oturumlar ‘horoz dövüşü’nü andırıyor. Kimin sesi yüksek çıkarsa, kim daha ‘cazgırsa’ o haklı çıkıyor. Değer yargıları hızla yozlaşan toplumun gözünde doğrudan, gerçeklikten, efendilikten, edepten, adaptan, karşıdakini insan yerine koyup dinlemekten yana tavır koyanlar sanki eziliyormuş ya da sanki haksızmış gibi bir algı yaratılıyor. Kanaldan kanala ‘uzman’ diye koşuşturanların %90’ının adeta AKP’nin kadrolu konuşmacıları gibi çalışmaları da cabası. ‘Bir adama 40 kere deli dersen deli olurmuş’ misali, her kanalda aynı martavalları ısıtıp ısıtıp anlatınca milletin beynini yıkayacaklarına hükmetmiş olmalılar. Velhasıl, insanımız AKP’nin dayattığı anayasa değişiklik paketinin ne getirip ne götürdüğü ile ilgili sağlıklı, net objektif bilgi edinemiyor.

Konuya tam olarak hâkim olamayan insanımız, (işi gücü bırakıp mevcut anayasayı ve önerilen değişiklikleri de araştırmayacağına göre), doğal olarak referandumda liderlerinden aldıkları işaretlere göre hareket edecek. Yani oylarını kendi doğrularına-yanlışlarına göre değil liderlerinin gösterdiği yönde, yani ‘ideolojileri’ doğrultusunda kullanacaklar. Diğer bir değişle, hukuk gibi teknik, önemli, hassas bir konuda, milletçe cehaletimiz yüzünden ideolojilerimize göre hareket edeceğiz. Hukuk gibi objektif bir bilimi, ideoloji gibi sübjektif yöntemlerle, lider buyruğuyla belirleyeceğiz….

Anayasada değiştirilmek istenen bu 26 maddenin ne olduğunu tam olarak anlamak. Ve çevremizdekilere anlatmak boynumuzun borcudur. Çok geç olmadan. Basından takip edebildiğim kadarıyla AKP hükümetinin dayatmaya çalıştığı 26 maddelik değişiklik paketini kabaca üç ana başlık altında toplayabiliriz:

1. “Özgürlükler”e İlişkin Değişiklikler (24 madde)
2. “Anayasa Mahkemesi”ne İlişkin Değişiklikler (1 madde)
3. “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu”na İlişkin Değişiklikler (1 madde)

1. “Özgürlükler”e İlişkin Değişiklikler:
“Pakette 26 maddede değişiklik var. Bunların çoğu da özgürlüklere ilişkin” diyorlar. Yüksek yargıya ilişkin maddeler (2 madde) dışarıda tutulduğunda pakette yer alan değişiklikler (24 madde), toplumun temel sorunlarına köklü çözümler getirmeseler bile ilk bakışta kabul edilebilir görünüyorlar. Ancak daha dikkatli bakınca bunların paketteki asıl hedefi gizlemek için kullanılan ‘kozmetik’ rötuşlar olduğunu görüyoruz:
• Kadına pozitif ayrımcılık  Kadın-erkek eşitliğine inanmayan bir başbakan ve iktidar tayfası bu düzenlemeyi ne kadar ciddiye alacak, ne kadar hayata geçirecek sizce? Madem bu kadar düşünüyorlardı kadınları, 8 yıllık iktidarları boyunca kadın hakları adına ne yaptılar acaba?
• Çocuk, yaşlı ve engelliler için pozitif ayrımcılık  Bunlar zaten mevcut anayasada belirtilen ‘sosyal devlet’ ilkesinin ve imzalamış olduğumuz uluslararası anlaşmaların bir gereği şeyler
• Kişisel verilerin korunması  Kişisel veriler anayasaya madde koymadan da korunur. Korunmalıdır. Çünkü bu bir genel kişilik hakkıdır. Diğer taraftan anayasada “Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla belirlenir” diyorlar. Peki, kanunları kim yapar? Meclis. Dolayısıyla, Meclis bu maddeyi dilediği gibi yorumlayıp ona göre kanunlar çıkartabilecek. Bu durumda, anayasa aracılığıyla Meclisin elini rahatlatmış oluyorlar. Peki, AKP iktidarının önderliğindeki bir Meclisten bu konuda ne kadar samimi kanunlar çıkartmasını beklersiniz? Daha geçen gün 75 milyon kişinin kimlik bilgilerini çalan bir şebeke ortaya çıktı. Birileri yıllardır hepimizin kimlik bilgisini alıp-satıyormuş. Varın gerisini siz düşünün artık….
• Toplu sözleşme  Memurlar ve diğer kamu çalışanlarına sağlanan toplu sözleşme hakkı konusunda bir siyasi irade varsa bunun için anayasa değişikliğine gerek yok ki. Üstelik toplu sözleşme hakkı ‘grev hakkı’ ile desteklenmiyor. Diğer taraftan ‘genel grev hakkı’ anayasa metininde olsa ne olur, olmasa ne olur? AKP hükümetleri icraatlarında sadece özel sektörde değil, kamuda bile taşeronlar eliyle hukuk-dışı işçi çalıştırmak yaygın hale gelmiş. Yetmemiş, ne işçi ne de kamu çalışanı olmayan ‘sözleşmeli’ çalışanlar inanılmaz artmış. O da yetmemiş, hukuk iyice ayaklar altına alınarak TEKEL işçilerine uygulanan 4/C gibi keyfi, geçici çalıştırma şartları yaratılmış. Özeliyle, kamusuyla sendikal haklarını kullanabilen, toplu pazarlık düzeni kurabilen örgütlü işçi sayısı birkaç yüz binlere inmiş. Yandaş-sendika yönetimleri ve konfederasyonlar yaratılarak emeğin hakları teslim alınmış. Olmaz ya, olabilse de tam kadro ‘genel grev’ kararı alabilseler bile, kaç kişiyi yazabilecekler acaba?

Görüldüğü üzere ‘özgürlüklere’ ilişkin düzenlemelerin hayatımıza somut ve anlamlı bir katkısı olmayacak. Üstelik zaten mevcut anayasamız ve taraf olduğumuzun neredeyse tüm uluslararası anlaşmalar gereği bu tarz özgürlüklerin bireylere sağlanmasını gerekiyordu. Dolayısıyla getirilmesi planlanan ‘özgürlükler’ ‘sosyal devlet’in gereği olan düzenlemeler. Ekstra bir tarafları yok. İddia edildiği gibi ‘reform’ falan da hiç değiller. Sayılan bütün bu maddelerin hayatımızda en ufak bir fark yaratmayacaklarını görmek bile anayasa değişikliğindeki bütün amacının Yargı’yı dönüştürerek, daha otoriter, hatta totaliter bir rejim kurmak olduğunun ispatıdır. Bu iktidarı dengeleyecek, kontrol edecek tek makamı, yani Yargı makamını ele geçirdiklerinde ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi kağıt üzerinde kalacak.

2. “Anayasa Mahkemesi”ne İlişkin Değişiklikler:
Anayasa Mahkemesi çok kritik. Neden çok kritik? Çünkü en üst mahkeme olarak hem Yürütme’nin kararlarını durdurma, hem de gerektiği hallede ‘Yüce Divan’ sıfatına bürünerek Cumhurbaşkanını, Başbakanı, Bakanları, Meclis Başkanını….vs. yargılama hakkına sahip. O yüzden üyelerinin kimler olduğu, oylarını kullanırken hukuka bağlı kalıp kalmayacakları rejimin geleceği açısından kritik. Önerilen değişikliklerle Anayasa Mahkemesi’nin;
• Üye sayısı arttırılıyor  mevcutta 11 olan üye sayısı 19’a çıkıyor.
• Meclise 3 üye seçme hakkı veriliyor  Hiçbir devlet, Anayasa Mahkemesi üyelerini Meclisin basit çoğunluğuna seçtirmez. Dünyada böyle bir uygulama yok. Almanya örneğinde, bütün üyeleri Meclis seçiyor ama ‘nitelikli bir çoğunluk’ ve üyeler arasında iktidar-muhalefet dengesini sağlayacak bir uzlaşmaya varılıyor. Bizim Meclisin bu tarz bir ‘uzlaşma’ kültürüne ne kadar uzak olduğunu düşünürsek AKP’nin çoğunluğa sahip olduğu bir Meclisin, o makama ancak ‘yandaş-üyeler’ göndereceğini tahmin etmek güç olmaz.
• Cumhurbaşkanı 16 üye ataması yapıyor  Bu 16 üyenin 7 tanesini doğrudan kendi inisiyatifiyle seçiyor. Geriye kalan 9 tanesini ise yüksek mahkemelerin (Yargıtay (3), Danıştay (2), Askeri Yüksek İdari Mahkemesi (1)) ve YÖK’ün (3) gösterdikleri adaylar arasından seçiyor. YÖK’ün gösterdiği yüksek öğretim üyeleri zaten Cumhurbaşkanı’nın atadıkları olduğu için burada bir partizanlık oluşacak. (Malumunuz, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, üniversitelere rektör atamaları sırasında, üniversitede yapılan seçimlerde en yüksek oyu almış adaylar yerine YÖK’ün kendisine gönderdiği listede en üst sıraya çekilmiş ‘yandaş-hocaları’ seçiyor). Bu durumda, toplam 19 üyenin, 13’ü Meclis’in ve Cumhurbaşkanı’nın inisiyatifine kalmış oluyor. (Dikkat! 19 üyenin 13’ünü AKP’nin dolaylı ya da doğrudan belirlemesinden bahsediyoruz) Bağımsızlıklarına hala az-çok güvenebileceğimiz yüksek yargı kurumlarının Anayasa Mahkemesi üyeliği için gösterebilecekleri adayların oranı mevcut durumda yaklaşık %80 (9/11) dolaylarında iken, değişikliklerle birlikte bu oran %30’lara (6/19) kadar düşüyor. Bu da tamamen Yürütme ve Yasama’ya bağlı bir Yargı doğuruyor! Anayasa Mahkemesi’nin üye seçimini çoğunlukla Cumhurbaşkanı ve Meclise devretmelerinin sebebi ilk iktidar değişikliğinde (tabii yurtdışına kaçmazlarsa eğer) Yüce Divan’da yargılanacaklarını biliyor olmaları.
• Hukukçu olmayan üye seçilebilecek  Cumhurbaşkanı tamamen kendi inisiyatifinde, 5 üyeyi üst kademe yöneticiler, serbest avukatlar veya Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından, 2 üyeyi ise yüksek öğrenimini görmüş TC vatandaşları arasından seçebilecek. Düşünebiliyor musunuz, keyfine göre…. Eşten, dosttan, müritlerden… kimi isterse ‘usul hukuku’nun uygulandığı bir yüksek mahkemede hukukçu olmayan üyeler atayacak. Dünyada hiçbir Anayasa Mahkemesi yok ki, hukukçu olmayan bir üyesi bulunsun. Hatırlayacağınız gibi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül en son Balkan kültürü üzerine uzmanlaşmış bir kişiyi Anayasa Mahkemesi’ne atadı. Tamamen partizanca bir atamaydı. (Allahtan Anayasa Mahkemesi, CHP’nin anayasa değişikliklerine itirazını değerlendirirken, ‘tüm üyelerin hukukçu olmalarına’ hükmetti de, öyle rast gele önüne gelenin Anayasa Mahkemesi’ne atanması bir nebze engelledi)
• Anayasa Mahkemesi raportörleri üye seçilebilecek  Cumhurbaşkanı, tamamen kendi inisiyatifinde Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından da Anayasa Mahkemesi’ne üye seçebilecek. Dolayısıyla bir takım insanlar raportörlükten yani kariyerlerinin en başındaki bir makamdan, hukukun en tepe noktasına paraşütle indirilebilecekler. Böylelikle Anayasa Mahkemesi kurumunun içi boşaltılacak, saygınlığı azalacak, ciddiyeti sarsılacak.
• Anayasa Mahkemesi’ne ‘bireysel şikâyet’ hakkı  Süper temyiz mahkemesi mercii olmayacak. Sadece kamu gücüyle temel hak ve özgürlüklere bir ihlal var mı yok mu, yerel mahkemeler temel hak ve özgürlükleri dikkate alarak karar vermişler mi vermemişler mi ona bakacak. Bu arada, zamanlama konusunda da dikkatinizi çekmek istediğim bir durum var; Anayasa Mahkemesi’nin şikayet hakkı tanıması için öngörülen süre bu anayasa değişikliklerinin yürürlüğe girmesinden sonra 2 yıl, üyelerin kimlerden oluşacağına dair değişiklikler için ise 30 gün!!! Yargı’yı dönüştürmek için hiç sabırları yok anlaşılan.

3. “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu”na İlişkin Değişiklikler:
Türkiye genelinde adli ve idari yargının özlük işleri (mesleğe kabul, tayin-terfi, disiplin… vb) konusunda yetkili olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) ile ilgili bugüne kadar tek bir eleştiri yapılıyordu: 1982 Anayasa’sında öngörülen Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın da HSYK üyeleri olmaları. AKP’nin önerdiği anayasa değişikliklerinde bu yanlışı giderecek hiçbir yenilik olmadığı gibi (Bakan da Müsteşar da hala orada) bugünkü ‘görece’ bağımsız yapısından iyice çıkartılıyor. Hukuk yerini politikaya bırakıyor ve bir yüksek yargı mercii daha yandaşlaştırılıyor.

Girmek için yırtındığımız Avrupa Birliği’nin yeni üyeliğe kabul şartlarından biri de ‘yargıçların seçimine ve özlük işlerine karar verecek makamların Yürütme’den bağımsız olması’dır. Ancak önümüze getirilen anayasa değişikliklerinin bu ilkeyi ayaklar altına aldığı ortadayken Avrupa Birliği gayet büyük bir pişkinlik, ikiyüzlülük ya da cehaletle ‘Hükümetin anayasa değişikliklerini destekliyoruz’ diyebiliyor.

Tehlikenin farkında mısınız?

___________________

1 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhuriyet, 12 Temmuz 2010
2 Deniz Kavukçuoğlu, “Pano”, Cumhuriyet, 26 Temmuz 2010
3 Yakup Kepenek, “Ankara Pazarı”, Cumhuriyet, 26 Temmuz 2010
4 Şükran Soner, “İşçinin Evreninden”, Cumhuriyet, 15 Temmuz 2010

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.