Anayasa Mahkemesi’nin kapatma açmazı

Anayasa Mahkemesi’nin kapatma açmazı

0
PAYLAŞ

Anayasa Mahkemesi belki de tarihin en zor kararını verecek. Her ne kadar hukuksal bir değerlendirme olarak görülse de, bu davanın esası politik olduğunu hemen herkes biliyor. Mahkeme, hukuksal bir zemin üzerinde çalışmalarını yapmakla birlikte, sistemin ihtiyaçlarına ve iç dengelerine paralel olarak birçok politik kararlar verdi. Örneğin, yakın geçmişte, Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olduğu sırada, parlamentonun açılışı için 374 milletvekilinin hazır bulunması gerektiğini belirtmesi veya AKP’nin kapatılmamasına dair vermiş kararda politik tercihler ön plana çıktı.

Anayasa Mahkemesi başkanı Haşim KILIÇ, Hatay ilinde hükümet yöneticileriyle yaptığı bir değerlendirmede: “Nasıl ki AKP hakkında verilen karar politik olmuşsa, DTP hakkında verilecek kararın esasen politik olacaktır.” Bu somut bir realiteyi yansıtıyor. Bu dava, devletin Kürtlere yönelik belirlediği politikanın somutlaşmış biçimi olacaktır.

DTP üzerinde çok yönlü hesaplar yapan devlet, ‘kapatma davasını’ bir tehdit unsuru olarak kullanmayı hesapladı. Bugün acilen gündeme alınması da, politik konjonktürel durulma ilişkilidir. Hiç şüphesiz ki, bunun bazı nedenleri vardı.
Birincisi, kapatma davasını sürekli gündemde tutarak DTP’yi sistem sınırları içerisine çekmeye çalıştılar. Bunun anlamı şuydu: DTP, kendisini temsil eden toplumsal tabandan kopacak, bir sistem partisi haline dönüşecek ve bir bakıma Kürtlere karşı kullanılacak bir güç haline getirilecekti. Bu oyun tutmadı.

İkincisi, olası politik gelişmelere paralel olarak, parlamentoda Kürtleri temsilen bir partinin varlığı, her şeye rağmen bir denge unsuru olarak kullanılması olarak hesaplandı. Bunun için devlet tarafından kabul edilebilinir bir noktaya çekilmesi istendi. Bir yanda DTP’nin ‘bölücü ve terörist’ olduğu yaygaraları yapıldı, diğer yandan yedek bir güç olarak tutulmak istendi. Başbakan uzun bir süre DTP yöneticileriyle görüşmeyerek, genelkurmayın politikalarına uyumlu hareket etti. Bu konudaki tehditler ve şantajlar da başarılı olmadı. DTP, parlamentoda tek muhalefet partisi olarak sadece Kürtlerin değil, esasen bütün ezilen kesimler adına hareket etti.

Üçüncüsü, DTP milletvekillerinin, diğerleri gibi devletin olanaklarını kişisel çıkarları için kullanarak sisteme boyun eğeceklerini düşündüler veya en azında bazı milletvekillerini satın alarak grupta düşürmeyi hesapladılar. Bu hayallerde boşa çıktı. DTP milletvekilleri hakkında hazırlanan bütün fezlekeler siyasal içerikliyken, diğer milletvekillerininki ise rüşvet, yolsuzluk, dolandırıcılıktır. DTP yöneticilerini bu şekilde tuzağa düşüremeyince, bu kez operasyonlara başvurdular ve tutukladılar. Korku ve tedirginlik içinde geri çekileceği düşünülen DTP’nin kitlesel tabana çok daha güçlendi.

Dördüncüsü, DTP’yi sadece Kürt bölgesi sınırları içerisinde tutarak klasik etnik bir parti görüntüsü vermek istediler. Kürt oylarına göz diken AKP, DTP’nin batının büyük şehirlerinde yaşayan ve sayıları milyonları bulan Kürt kitleleri ile buluşmasını engellemeye çalıştı. İzmir örneğinde olduğu gibi, birçok ilde Kürtlerin yasal ve meşru politik faaliyetine yönelik eş zamanlı olarak uygulamaya konulan saldırılar, aslında tasfiye sürecinin bir parçasıdır.

Beşincisi, kapatılmanın gündemde olduğu bir anda, Kürtlerin taleplerine ilişkin söylemlerin değiştirilmesi, PKK’den uzak durulması, Öcalan’a ilişkin açıklamalar yapılmaması gibi psikolojik baskılara yöneldiler. Böylelikle DTP’yi özellikle Kürt Toplumsal Hareketine karşı bir güç olarak kullanmayı hesapladılar. Ancak devletin bu taktiği de sonuçsuz kaldı. Tersten, büyük bir kararlılıkla Kürtlerin bütün manevi ve politik değerlerini sahiplendiler.

Altıncısı, Bölgesel ilişkileri de dikkate alarak, Kürt sorununda ‘açılım’ politikasını ilan eden devlet, DTP’yi bu sürecin bir parçası haline getirerek, tasfiye politikasını meşrulaştırmaya çalıştı. DTP, ‘demokratik barışçıl çözümünü’ esas aldığını, bu konuda her türlü katkıyı yapacağını defalarca vurguladı. Ancak, Kürt halkının tasfiyesinde asla rol almayacaklarını ve bu oyunu bozacaklarını çok açık olarak beyan ettiler.

Özellikle barış elçilerinin gelişi ve halkın yüksek düzeyde sahiplenmesi devletin bütün planlarını alt üst etti ve onlarca kez başarısızlığı ispatlanmış klasik tasfiye politikalara yöneldiler. Kürtlere yönelik çok yönlü tasfiye politikası eş zamanlı uygulanmaya konuldu. Öcalan’a yönelik tasfiye politikasının hemen uygulanmaya konulmasına paralel olarak DTP’nin kapatılmasına ilişkin kararın verilmesi için Anayasa Mahkemesi acilen toplandı.

Kürt halkı Öcalan’a yönelik tasfiyeyi boşa çıkarmak için bütün gücüyle sokaklarda direniyor. Aynı şekilde DTP’nin kapatılmasına karşıda aynı duyarlılığı ve kararlılığı gösterecektir.

DTP’nin kapatılması demek, Kürtlerin tasfiyesinin süreklileştireceğini ve çatışmalı bir sürecin başlatılması anlamına geleceği biliniyor. DTP yöneticileri, ‘sine-i millete’ dönerek, Kürtlerin başkentine gidip politik faaliyetlerine devam edeceklerdir. Özellikle partinin kapatılmadan ‘ölü hale getirilmesine’ izin vermeyeceklerini çok açık olarak beyan ettiler.
Devlet içerisindeki farklı eğilimlerin oluşturduğu iç politik dengeler, karada önemli bir rol oynayacaktır. Ortaya çıkacak siyasal sonuçların bir kaosa yol açacağı tehlikesi esasta varlığını koruyor. Özellikle fiili yaşanan kopuş sürecinin resmileşmesi tehlikesinin farkında olan devlet, kararını tek cümleyle açıklatma iradesine sahip değildir.

Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, tarihin beklide en önemli kararıyla karşıya karşıyadır. Bu karar belki de herkesin ‘yeni’ yol haritasını yeniden belirlemesini netleştirecektir. Alacağı karar da hukuki değil ‘politik olacaktır.
Tercih devletin.

____________________

* gokyuzu9@aol.com

BİR CEVAP BIRAK