Ankara saldırısı ertesinde hükümette icraat ve ciddiyet eksikliği

Ankara saldırısı ertesinde hükümette icraat ve ciddiyet eksikliği

0
PAYLAŞ

Başbakan Davutoğlu’nun son zamanlarda doğruluğu sorgulanan açıklamalar yaptığına tanık olduk. Bunları ya danışmanlarının verdiği yanlış ya da yetersiz bilgilendirmeye ya da dil sürçmesine bağlayıp, fazla üstünde durmadık ama 10 Ekim katliamından sonra saldırının olası sorumluları konusunda söyledikleri, yenip yutulur gibi değil.

Davutoğlu’nun Cumartesi günü Ankara’da meydana gelen saldırılarda hem IŞİD’in hem de PKK’nin parmağı olduğuna dair açıklaması, bir IŞİD-PKK cephesinin Türkiye’ye karşı harekete geçmesi olasılığına atıfta bulunması, şu ana kadar ortaya çıkan deliller ışığında, olsa olsa gülünç diye nitelenebilir.

İntihar bombacılarından birinin, Temmuz ayında Suriye sınırına yakın Suruç’ta gerçekleşen kanlı saldırıyı yapan canlı bombalardan birinin kardeşi olduğu saptandı. İkinci saldırgan ise, birincisi gibi varlığı ve yarattığı tehdit bilinen ve üstelik gazetelerde de yazılan bir IŞİD militanı.

Yunus Emre Alagöz and Ömer Deniz Dündar adlı bu iki kişinin adları, Ezgi Basaran ve Radikal gazetesi tarafından ilk olarak iki yıl önce, son olarak da Temmuz ayında Suruç saldırısı ardından yetkilileri uyaran yazılarda zikredilmişti.

Ayrıca, bu iki militanın memleketi olan Adıyaman başta olmak üzere, çoçuklarının IŞİD’e katıldığından endişe eden, bölgeden Suriye’ye savaşmak üzere gittiklerinden şüphelenen ailelerden bazılarının yetkililere başvurup yardım istediği de biliniyor.

Ömer Deniz Dündar’ın Ankara saldırısındaki intihar bombacılarından biri olarak kimliğinin ortaya çıkması ardından babası, Radikal gazetesinden Idris Emen ‘e bir kez daha, polise yaptığı daha önceki başvuruları anlattı ve o zaman da oğlunun cezaevine konmasını istediğini söyledi.

Gene geçen Temmuz ayında ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi, Suruç saldırısının soruşturulması için Meclisi olağanüstü toplantıya çağırıp, bir Meclis soruşturması başlatılmasını talep etti ama bu, iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile muhalefetteki Milliyetçi Hareket Partisinden milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

O zaman da, şimdi olduğu gibi, hükümetin ilk tepkisi, eleştirel sesleri susturmak ve karşıtlarını ‘terörizme sempati duymakla’ suçlamak oldu.

Ankara’da bombaların patlamasından hemen sonra, polisin gözyaşartıcı bombalarla kalabalığa saldırması ve ambülansların alana girmesini geciktirmesi ise bu tutumun yüz kızartıcı son örneği oldu.

Hükümeti zor durumda bırakacak her önemli gelişmede tanık olduğumuz gibi bu defa da, önce haber yasağı ardından da soruşturmaya gizlilik getirildi.

Bu tür saldırılarda, somut delil göstermeden, refleks olarak hemen devlet ya da derin devlet suçlamalarının dile getirilmesine karşıyımdır ancak HDP sözcüsü Ayhan Bilgen’in, daha önceki saldırıların gerektiği gibi soruşturulmaması ve adım atılmamasının, Ankara’da bu kadar insanın can kaybına yol açtığı görüşüne katılmamak mümkün mü?

AKP iktidarının son yıllarında, bulaşıcı hale gelen bir ciddiyetsizlik, hesap vermekten kaçınma ve saygınlığın zedelenmesi durumuyla karşı karşıyayız.

Devletin temel kurumlarında nepotizm, kayırmacılık ve partizanca atamalar, hiç bu kadar yaygın ve utanmazca yapılmamıştı.

Hukukun üstünlüğünün çiğnenmesi ve kuvvetler ayrılığının gözardı edilmesi, sadece temel hak ve özgürlükleri zedelemekle kalmadı, ülkenin güvenliğini de tehlikeye attı.

Güvenlik güçleri ve Milli İstihbarat Teşkilatının sergilediği ihmal ve vurdumduymazlık, bu kapasite kaybının sonuçları.

Bir de zaten kökleşmiş bir dokunulmazlık ve cezasızlık kültürünü de kattığınız zaman , alın size kaynayan bir cadı kazanına dönüşen bugünkü Türkiye.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK