Ankara’da, 19 Mayıs “Atatürk’ü Anma” Özel Konseri

İSMAİL BAYER – Bu yıl, yüzüncü yıl. Bir asır öncesini gündeme getiren bir dizi özel düzenlemeler. Sanata, müziğe yansıması. Bu etkinliklerin bir başka güzelliği. Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuru ile 19 Mayıs’da Samsun’ çıkması ile başlayan, Osmanlı’dan sonra bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti.
Gençlik ve Spor Bayramı. 19 Mayıs’ın 100 yılında, “Atatürk’ü Anma”, daha bir anlam kazanmış oluyor. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın olağan hafta sonu cuma konseri. Ama bu cuma gerçekten çok farklı. Sahnedekiler, seyiciler ve coşku. Farklı bir bayram kutlanıyor.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın bu hafta şefi Tolga Taviş. Ve Tolga Taviş’in bir eseri Ankarada ilk kez seslendiriyor. İzmir’li bu genç sanatçı 28 yaşında, açılan bir sınav sonucunda, Samsun Devlet Opera ve Balesi’nde Orkestra Şefi olarak göreve başlıyor. 2008 den, 2014’e kadar Samsun’da görev yapıyor. 2015’den bu yana da İzmir Devlet Opera ve Balesi’nde Orkestra Şefliği görevini sürdürmektedir.
Seslendirilecek eserin altında ki imza da Tolga Taviş. Eserin doğuş yeri de Samsun. “Sonsuzluğa Atılan Adım” 2008 yılında Samsun Valiliği’nin siparişi ile bu eser gerçekleşmiş oluyor.
İlk seslendirildiği, yer, gün ve saat de çok ilginç. 2009 yılı 19 Mayıs sabahı saat 9.15 de, Mustafa Kemal’in Samsun’a 90 yıl önce çıktığında ilk adımını attığı varsayılan, “Tütün İskelesi”nde seslendiriliyor. Eser 10 yıl sonra da, 100. yılda bu kez Ankara izleyicisi ile buluşuyor.
Eserin librettosunu Murat Göksu yazıyor. Ankara’da CSO sahnesinde kurguda, yine Murat Göksu’ya ait.
Orkestra ve Koro Şefliği’ni İlknur Özal Göncü’nün yaptığı,  Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Müzik Eğitimi Anabilim Dalı Korosu sahnede yerlerini aldılar. Anlatıcı olarak Mehmet Yılmaz da yerini aldı. Orkestra Şefi Tolga Taviş’in heyecanı ve mutluluğu daha konser başlamadan seyirci ile selamlaşmasında hemen anlaşılıyor.
Eserin ilerleyen bölümlerinde, bariton Arda Aktar da sahnede Mehmet Yılmaz’ın yanında yerini alıyor. Ayrıca, sahne önüne gelen bir başka koro daha var. Süreyya Çağlar, B.Fulya Yıldırak ve Nilüfer Tatman’ın Koro Şefliği’ni üstlendikleri, TRT Ankara Radyosu Çoksesli Çocuk Korosu da görüntü olarak ve ses olarak, ayrıca değişik bir renk katmış oluyor.
Eser üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm, “Ahval”. 16 Mayıs 1919’a taşıyor bizi. Bir anlamda, 16 Mayısa gelene kadar olan durum, İstanbul ve Osmanlı. İşgal kuvvetleri. Karamsar bir tablo. Yılgınlık, belirsizlik. Ancak bir arayışda söz konusu. Bir yolculuk hazırlığı bu. Bandırma Vapuru ile İstanbul’dan başlayacak bir yolculuk. Anlatıcı, koro ve orkestra bizi yolculuğa hazırlamaktadırlar adeta. Ve başlangıç, Bandırma Vapuru, hareket eder. Birinci bölüm, çaresizlik içinden, umut ışığını müjdeler gibidir. Bandırma Vapuru İstanbul Boğazı’ndan çıkarken, koro, dalga sesleri, orkestra, uyku sersemliğini ve karamsarlığı adeta geride bırakmaktadır. Yeni bir gün başlayacakmış gibi, Boğaz ve Karadeniz, Bandırma Vapuru, geleceğin ışıltısına yönelmiştir.
İkinci bölüm, “Karadeniz’le Vals”. Bu bölüm için gerçeten güzel bir düüşünce ve özetleme. Karadeniz’in hırçın dalgaları arasında Bandırma Vapuru’nun yolculuğu sürdürme çabası. Orkestra gemi ile denizin valsi içine, sizi de çeker gibi olur. Müzikde korku ya da karamsarlık yoktur bu kez, dalgalara meydan okuma ya da biz yolculuğu sürdüreceğiz direnci verilmek isteniyor izlenimini vermektedir.
“Derdimize derman olsan, yoldaş olsan bize deniz.
 Söylerim ben yanımdaysan, şarkımı duy Karadeniz.”
Karadeniz ile bir süreç başlatılmıştır. Koro bu süreci dillendirerek, sözle tınıların yolculuğu sürer.
Üçünü bölüm. Geleceğe seslenme, mutluluğa ulaşma sürecini anlatmak istemiştir. Bölümün adı bu nedenle eserinde adı olmuştur. “Sonsuzluğa Atılan Adım”
Hedefimiz aynı, ilelebet seninle;
Önce kurtuluş, bağımsızlık sonra.
Ve en nihayet; cumhuriyet”
Koro ve bariton bu bölümde sürekli diyalog içinde bizi tınıların rüzgarına katarak, geleceğe ulaştırma çabasındadırlar.
Final de ise Çocuk Korosu’da devreye girer. Bandırma Vapuru yolculuğu bir şölene dönüşür. Müzik bizi bu şölene çağırır gibi, orkestra umuda yolculuğu sürdürür.
Çocuk Korosu ve Gençlik Korosu’nun bu bölümde seslendirmesi coşkunun açık bir gösterisi gibidir.
” Ve nihayet alın yazısı değişti güzel yurdumun,
  Benim yüreğim de durma diyor!
  Sen ner olur hiç durma
  Atılan adımı haket gururla.
  Taşı onu hep çocuklarına!”
Ve eser, şu tümce ile sonuçlanır.
“NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!”
Müziğin coşkusu, seyirciyi de adeta bir yürüyüşe yöneltmiş gibi, uzun süren alkışlar.
Coşku, orkestra, koro ve seyirciler artık bütünleşmiştir. Bu bir bis değil, ortak bir paylaşım ile marşlara gelmişti sıra. Konserin sonunda yüzyılın öncesine taşınmıştı izleyiciler. Şimdi coşkulu bir kutlamaya dönüşmüştür.
Bu günlerde Tosun Saral’ın, bir tarih dergisinde yayımlanması beklenen makalesinin sözlü sunumunu izlemiştim geçen günlerde. Bandırma Vapuru’nda kimler vardı ve sonra onlar nerelerde görevlerini sürdürdüler. Cumhuriyetîn temeli, Bandırma Vapuru’nda ete kemiğe bürünmüş sonucuna varıyorum.
Tolga Taviş’in bu eseri ile de, bu yolculuğu tınlarla sürdürmek, yüzyıl öncesinden günümüze ulaşmak. Günümüzü ve geleceği yeniden değerendirmeliyiz, tınılar, sözler bizleri düşündürüyor da.. Emek veren tüm sanatçıları kutlayarak ve alkışlayarak.
İzlenimlerimi aktarmaya çalıştığım bu bölüm, 17 Mayıs Cuma akşamı konserin ikinci bölümüydü. Konserin ilk bölümünde, ilk kez dinlediğim genç bir piyanist, Lara Melda, Schumann’ın Piyano Konçertosu ile bir buçuk asır öncesinden günümüze adeta romantik bir yolculuk yaptırmıştı. Onu belirtmeden geçmek büyük bir haksızlık olurdu. Bir başka etkinlikde ve yazıda Lara Melda ile buluşarak sizlere aktarmak üzere diyelim.
_______________
İsmail Bayer. 20 Mayıs 2019. Büyükada. İstanbul

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.