İNGİLTERE… “Anladım Hayatmış Mazinin Adı” 2

Onbeş yıl öncesine kadar nostaljinin birçok psikologlar tarafından sağlığımız için iyi bir şey olmadığını savunduklarını biliyor muydunuz?

Bu alanda uzman olmasam da nostalji belki de melankoliye dönüşürse, haklı olabilirlerdi diye düşünüyorum.

Neyse son yıllarda özellikle Southampton Üniversitesi görevlisi Professör Dr. Constantin Sedikides’in sosyal ve kimlik psikolojisi alanlarında yaptığı öncü çalışmalar sayesinde bu görüş değişti.

Oh be derin bir nefes aldım. Sağolasın sevgili Sedikides.

Dr. Sedikides “nostalji bizi daha çok insanlaştırır” diyor. Yaptığı çalışmalar aynı zamanda nostalji yaparak can sıkıntısı, yalnızlık ve endişe gibi duygularla mücadele edebileceğimizi gösteriyor.

Kısacası sevgili izleyiciler nostalji yapmak olumlu bir şeydir. Tam da şu an yaşadığımız Corono Virüsü belasına panzehir olacak nitelikte.

Öyleyse sevgili okurlarım, iki hafta önce bıraktığım yerden devam ederek nostaljik anılarımdan bahsedeceğim.

Limasol’da, çok özür dilerim Ersoy abiciğim, Leymosun’da yaşadığım az sayıda zaman dilimi o şehri, o şehirlileri çok sevmeme neden oldu.

Geçen yaz ayında kaybettiğimiz değerli abim Ersoy Mithat çok kızardı bana Limasol dediğimde.

O yıllar üzerine güneş batmayan İngiliz İmparatorluğunun Kıbrıs sömürgeciliği sonlanmak üzereydi.

Sedat Simavi İlkokuluna başlama yaşım geldiğinden babam beni kaldığım Lefkoşa’dan alıp diğer aile fertlerimin yerleştiği Leymosun’a götürmeye gelmişti.

İşte o günden başlayan Leymosun anılarımla ilgili belleğimde kalanlar:

O günlerin şartlarına göre lüks, kırmızı Lozan otobüsü ile Leymosun’a ilk kez giderken geride bıraktığım nenem ve teyzelerim için döktüğüm gözyaşları.

Bir taraftan da annem ve kardeşlerime kavuşacağım için hissettiğim mutluluk.

İsmet Paşa Caddesi, Cümbezli Bahçedeki şirin, tek katlı evimiz.

Ev sahibimiz Engin abla, annesi Şaziye Abla, teyzesi Havva abla, onların çocukları Salahi, Zafer, Selçuk ile kurduğumuz aile sıcaklığındaki ilişkiler.

Deniz kenarındaki Halkevine ailece yaptığımız geziler, dondurma safaları.

Evimizin yakınlarındaki kilise yıkıntılarında saatin farkında olmadan hayal gücü yüksek oyunlarımız.

Arkadaşlarım arasında olan ve bana ve diğer çocuklara duyarlılığı öğreten işitme engelli kız.

Lefkoşa’dan bir düğün için bizi ziyarete gelen aile dostlarımızla Ermiya Efendinin sinemasına toplu ziyaretimiz.

O gün gördüğümüz Türkçe filmin bir yerinde çalınan Four Tops’un “Reach Out, I’ll be There” isimli henüz belleğimden çıkmayan şarkısı.

Kırmızı bereliler denilen gaddar İngiliz askerlerinin uzaktan geldiğini görerek çil yavrusu gibi evlerimize dağılmamız.

Askerler gidince kalınan yerden tüm mahallelinin duvar sineması seyrine devamı.

Sedat Simavi İlkokulu’na başladığım ilk gün. Dünyalar iyisi gencecik öğretmenim Gülbahar hocanımın güler yüzü.

Ailece BBC World Service’in 9 haberlerini dinlememiz. Haberlerin başlayacağını duyuran halen unutamadığım fon müziği

Polis babamın eşkiya Mida’yı takip serüvenlerini zevkle olduğu kadar korku ile dinlememiz.

Leymosun ile Lefke arasında bizi otobüsü ile taşıyan muazzam insan, şöfer Solomo’nun güler yüzü.

Evimizin önünde oynadığımız aşık, beştaş, pilaka oyunlarının müthiş tadı.

İşte böyle sevgili okurlar. Leymosun anılarımın küçücük bir kısmı da böyle.

Yaşamımın küçücük bir bölümünü geçirdiğim bu şehri kapılar açılınca ziyaret etmeyi çok istedim ama sonradan vazgeçtim.

Duydum ki gidenler büyük hayal kırıklığına uğramışlar, aradıkları eski yaşamlarının izlerini bulamadıklarından.

Aynı hisleri yaşamak istemedim. İstedim ki Leymosun hayallerimde yukarıda anlattığım gibi kalsın.

Gelen hafta sırada Kıbrıs’ın şüphe götürmez en güzel yeri, Lefke.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.