Anlayamadığım

PAYLAŞ

Anlayamadığım pekçok şey var. Bunlar saymakla biter gibi değil. Benim anlayamadığım bu şeyleri tanıdıklarımın çoğu anlamış görünüyor. En azından onlar bu şeylerden tedirgin değiller. Demek ki bende bir eksiklik var. Benim de bazı şeyleri olağan karşılamayı öğrenmem gerekiyor, bir şeylere aldırmamayı öğrenmem gerekiyor. Bu topraklarda doğdum büyüdüm, birilerinin kuşkusu varsa da benim bu konuda hiç kuşkum yok, gelgelelim çok zaman kendimi bu topraklarda iğreti duyuyorum. Ya sev ya çek git diyeceksiniz. İş o kadar ucuz değil. Bir ülkenin altından gir üstünden çık, bundan tedirgin olanlara da kapıyı göster, oh ne güzel! Denizlerin ortasında birbiriyle öpüşen iki yarımadanın insanları dışarıdan tatsız tuzsuz balıklar ithal ediyorsa ben bunu anlayabilir miyim? Bir on ya da yirmi yılın içinde mahalle aralarında yüzlerce “üniversite” açılmış olmasını kavrayabilmem için bir başka insan olmam gerekir. Lise eğitiminin yerini dershane eğitiminin almasını hangi dürüst insan anlayabilir? Ben bu listeyi uzattıkça uzatabilirim.

Benim anlayamadığım bir şey de belediyeciliktir. Siz, ben, Asım enişte, Keziban yenge, “etik kurulu” üyesi profesör kardeşimiz Şaban Yalıkazığı, kaçakçı Zihni Tertemizoğlu, ev kadını Ayşe Nuriye Şakrak hepimiz belediye başkanlığına adaylığımızı koyabiliriz ve kazanabiliriz. Sen koy adaylığını, isteyenin bir yüzü kara. Yıllar önce belediye seçimlerinden birinin eşiğinde bir gece yarısı telefonum çaldı. Küçük solcu partilerden eski bir arkadaş bana partisi adına İstanbul belediye başkanlığına aday olmamı önerdi. O zaman nasıl bir yanıt verdiğimi şimdi elbet tam olarak anımsamıyorum. Özetle bana da yazık olur İstanbul’a da yazık olur demiş olmalıyım. “Ağabey pilot gelmedi, sen şu uçağı sürebilir misin?” diyene “Elbette sürerim arkadaş ne varmış onda, şu önümdeki lahmacunu bitirip hemen geliyorum” diyecek çok adam var bu ülkede. Bu ülkede asıl işini yapanların sayısı sanırım çok yüksek değildir.

Adam belediye başkanlığı seçimini kazanıyor ama kent düzeniyle ilgili hiçbir bilgisi yok. Kente geleli de iki yıl olmuş, mahallelerin adını bile bilmiyor. Kentin yedi göbek eskisi de olabilir, kentin sokaklarını çıkmaz sokaklara kadar iyi tanıyor da olabilir. Onun kentle ilgisi bu çerçevededir. Bu adamın belediye başkanı olmaya hakkı var mı? Elbette var. Usta bir berber, işini bilir bir mühendis, aklı başında bir mimar, hazakatiyle ünlü bir hekim, zeytinyağlı dolması dillere destan bir ev hanımı, alım satım işleriyle uğraşan bir emekli, eline çabuk bir taksi şoförü ya da buna benzer bir şey olmak belediye başkanı olmak için yeterli midir? Bu toplumda yeterlidir. Sağduyulu halkımız oy vermek konusunda pek isteklidir ve oy verme işini ulusal çerçevede bir onur konusu yapmıştır. Burnunun ucunu göremeyecek kadar dünyadan habersiz olan bile, kimin ne adına neyi oynadığından habersiz, seçim günü bayramlıklarını giyip ve karısını koluna takıp erkenden oy vermeye gider. Oy verip geldikten sonra yurttaşlık görevini bihakkın yapmış olmanın esenliğini yaşar uzun süre. Bu arada ağız yapmaktan geri kalmaz: “Efendim, gerçekte verdiğimiz oy Allah sizi inandırsın içimize hiç sinmedi ama biz gene de kendi kafamıza göre en iyisini seçmiş olduğumuza inanıyoruz.” Sen çok yaşa emi!

Pekiyi, senin önerin ne diyecek olursanız benim bu konuda hiçbir önerim olmadığını ve olamayacağını söylemekle yetineceğim. Benim bu konudaki ya da herhangi bir konudaki önerimin hiçbir değeri yoktur. Yıllarca birçok konuda yazıp çizdik. Yazılarımız büyük gazetelerde yayımlanmasa bile en azından kitaplarımızda yer aldı. Kitaplarımızı en azından iki üç bin kişi okudu. Neler neler yazmadık. Böyle üniversitecilik olmaz dedik, böyle particilik olmaz dedik, böyle edebiyatçılık olmaz dedik, daha pekçok şey söyledik. İmam bildiğini okudu. Biz şimdi böyle belediyecilik olmaz, bu iş şöyle şöyle yapılmalıdır desek ne çıkacak? Öte yandan ahlak açısından son derece sorunlu bir toplumda bizim önerdiğimiz modeller uygulanabilir mi? Bugün belediyeler emlak vergilerini yutan, bunun yanında pekçok gelir kaynağı olan, gerektiğinde otuz kişilik iş için üç yüz kişiyi görevlendiren, bu arada sabah akşam parasızlıktan yakınan, harcamalarıyla enflasyonu yükselten örgütlerdir. Başkan ve başkanın genelde ne iş yaptığı bilinmeyen adamları kentle ilgili kararlar verirler: bir de bakarsınız kentin alanına birileri bir yontu topluluğu dikmiş: köpekler ceylanları kovalıyor. En önemli etkinlik de üç kuruş para kazanmak adına sokak sokak dolaşan satıcıların mallarını alıp tezgahlarını kırmaktır. Televizyoncuların en çok ilgisini çeken belediye etkinlikleri de bu tür etkinliklerdir. Bu ilk dönem biraz alışmakla geçmiştir, Mevla’m destur verir de bir daha seçilebilirse başkanımız o zaman daha neler neler yapacaktır.

CEVAP VER