ŞANLIURFA’DAN… Adı: Kriz

Krizin kapıya dayandığı son günlerde, birçok bireyin en derin korkusu işsizlik olmalı. En büyük sermayeli şirketler dahi işlerinde durdurmaya, iş gücü azaltmaya giderek çözümler ararken, elbette tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de bir işsizlik korkusu var. Yeni mezunlar, KPSS sınavları, devlet güvenceleri derken, zaten normal koşullarda dahi iş bulamayan birçok kişi, krizle birlikte yepyeni bir darboğaza gireceğe benziyor. Kanımca, işsizlik insana gelecek endişesi yaşatan, yaşam enerjisini emen, en büyük nedenlerden biri. Etken bir insan olmaktan çıkıp; edilgen, bekleyen, durgun bir ruh haline bürünüveriyor işsiz insan.

Kötü beklentilere, endişelere, bazı yerlerden bakınca, olay olduğundan daha tirajı komik bir hal almaya başlıyor. Örneğin;  yaşanan son küresel kriz. Evet, para her yerde değerini kaybediyor, faizler her yerde artıyor, işsizlik önlenemiyor. Özellikle işsizliğe Şanlıurfa’dan bakarken, buradan dışarıyı izlerken, garip geliyor insanların telaşları, işsiz kalma endişeleri. Çünkü o kadar uzun süreler işsizliğe ya da iş adı altında karın tokluğuna alıştırılmışız ki, ilk tereddütte kapınılan karamsarlık, buradan pek bir sahte görünmeye başlıyor.

Yıllar yılı işsizliğe, beyin göçüne alışmış bir kentte yaşarken, bazı kentleri bencil bulabiliyorsunuz. Sigortasız,  asgari ücretten bile düşük ücretlerle yıllarca çalışmış, çalışan hatta, çoğu zaman o işi bile bulamayan, onca insan tanıyorsunuz ki, zaten hep kriz halinde yaşamış olmaktan, derin bir iç çekişe dönüşüyor yeni tedirginlikler. Sormadan, düşünmeden edemiyor insan, “Bizim şimdiye kadar yaşadığımızın adı neydi, bunun krizden farkı neydi?” diye. Evet,  işsizlik Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri. Nerede yaşarsanız yaşayın, işsiz kalma ihtimaliniz var. Ama Şanlıurfa’da ihtimallerden fazlasıyla karşı karşıya kalırsınız. İşinizi seçme, mesleğinizi yapma şansınız, genellikle olmaz.

Bu büyük endişeleri izleye dururken, bilmeden size benzediği için karamsarlaşan insanları gördükçe, yıllar yıllı şekerle kandırılan çocuklar gibi ilinize yapılacak yatırım vaatlerini hatırlıyorsunuz. İşsizliği bitirecek sanayi kollarının oluşturulacağını, yepyeni yatırımları, GAP ideallerini ve daha nice masalları. Gitgide şaşkınlığınız azalıyor. İyi dayanmışım, demeye başlıyorsunuz. Yokluğu, işsizliği tadmış biri olarak, beklentilerinden korkanlara gülüp geçiyorsunuz.

Derler ki, “Ateş düştüğü yeri yakar.” Bazen inanası geliyor insanın. Yaşamayan bilmiyor, yıllarını verip okulunu bitirdikten sonra, kendine bunca yatırım yaptıktan sonra, yaşadığın kentte iş bulamamanın ne demek olduğunu. Mesleğini yapabilmek için büyük bir kente göç etme zorunluluğunun ne kadar can acıttığını. Kalıp burası için bir şeyler yapayım derken, genç bir beynin bile ne kadar yorulup, yıprandığını. Oysa son zamanlarda yığınla para kaybedenler, ne kadar da haklı. Sormadan edemiyor insan, yatırım denen şey sadece banka hesapları, iş kolları, Dolar, Euro, borsa, hisse senetleri midir? Ya insanın kendine yaptığı yatırımlar. Ya bunların sürekli değer kaybedişi. Harcadığı onca zaman, emek. Ya kurduğunuz hayal, umut. Tüm bunların ardından da kendinizi iflas etmiş hissetmez miydiniz?

Yatırımların büyüğünü maddi sermayeler olarak gören zihniyetler, son dönemlerde tutuşuk poğaçalarına çare araya dursun, yıllar yılı Şanlıurfa ve benzer küçük şehirlerde yaşayanlar, kendilerine yaptıkları yatırımları kaybettiler çoğu zaman. işsiz kaldılar.

ve bilir misiniz? Dilerim görmezsiniz ama yaşayınca ancak anlayabilirsiniz. Bu kriz girdabından sonra işsizlik arttıkça göreceksiniz. Zaman ayıracak, emek verecek bir işiniz olmadıkça. ya da işinizi sevmedikçe kendinizi de kaybetmeye başlıyorsunuz. Kendinize ve hatta yaşadığınız yere yabancılaşıyorsunuz.

Derken, karışıklıklar çıkmaya başlıyor. Toplumsal ayırımlar oluşuyor. İnsanlar hayatlarında ki boşlukları bambaşka şeylerle doldurmaya çalışıyorlar. Amacından sapkın töreler, iç savaşlar, insani ayrımlar türüyor. Sonra burayı, bu kadarını temizlemedikçe, YTL’nin Merkez Bankası’ndaki değeri yükselse de bir şey fark etmiyor.

Diyeceğim o ki, insanın kendine yaptığı yatırımlar değerlenmedikçe, paranızın değeri ne kadar artarsa artsın, önleyemeyeceğiniz şeyler doğmaya başlıyor. Şanlıurfa’da yaşayanlar gibi, Krize alışık hayatlar, apayrı krizlere meyilleşiyorlar. Dolardan, borsadan kaybettiğinizin daha fazlasını savunmada, silahlanmada kaybetmeye başlıyorsunuz. Sonra ne mi oluyor? Bu defa nerede yaşadığınız hiç fark etmez, Şanlıurfa’da da olur, İzmir’de de; Batman’da da olur, Ankara’da da; Hakkari’de de olur Çanakkale’de bu herkesin elektrik, doğalgaz faturasına, sağlık giderlerine yansır. Kriz bir yerlerde aslında hep vardır. Ama O yerler Görmezlikten gelindikçe büyür, yayılır. Ama adı sadece paranın sahiplerine dokununca kriz olur. Şanlıurfa’da işsiz yaşarken, okuyamayan çocuklara burs ararken, nüfus kağıdı olmayan kadınlara nüfus çıkarmaya çalışırken, yeşil kartlar artarken adı kriz olmaz.  Ta ki o iğne adını koyanlara batana dek.  

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.