ŞANLIURFA’DAN… Kız başına

PAYLAŞ

Cinsiyet ayrımı, ne dehşet verici bir ayrım.  Sırf cinsiyetinizden ötürü, birinden ya da birilerinden ayrı tutulmak, ne zor, ne ağır bir yük. Bu konuda en keskin virajın hep kız çocuklarının okutulmasıyla dönüldüğüne inanmışımdır. Ancak onlar okudukça, okuyabildikçe bu ayrım son bulacak, çünkü dünyada bilgiden daha büyük bir güç yok. Onlar güçlenecek ki, insan olarak sivrilebilsinler.

Köy köy dolaşıyorum Şanlıurfa’yı,  çocuklarla konuşuyorum. Annelerine sorular soruyorum. Özellikle de annelere. Hep keşkeyle başlayan cümleler birikiyor önümde:

“Keşke okuyabilseydim, keşke…”.
“Kızın okuyor mu?” diyorum.
“Okuyamıyor, keşke okutabilseydim”, oluyor yine cevap.
Peki neden “keşke”, merak ediyor insan.
“Madem kendi hayatında bunca keşke var, halen neden biriktiriyorsun” diyorum. Bir kızıyor, bir hak veriyorum onlara.
“Babası okutmuyor” diyor, “Köyde lise yok. Kız başına nasıl gitsin şehre”.
“Kız başına” mı? Cinsiyete bindirilmiş bir acizlik beni kahrediyor. İçim içimi yiyor.
“Neden lise yok peki?”
“Erkek çocuklar okuyor, şehre gidiyorlar ya, sadece kızlar için de okul mu yapılır”.

O an buluyorum cevabımı, anlıyorum ki cinsiyet ayrımcılığının en büyüğünü kadınlar yapıyor. Kabul ederek, sessizliğe bürünerek, fırsat vererek; kendi kuyularını kendileri kazıyorlar. Kendi yaşadıkları, birbirinin aynısı hayatları çocuklarının da boyunlarına yüklüyorlar. Üstelik yaptıkları hatadan daha mühimi, yaptıklarının farkında olmamaları. Oysa önce kendilerini anlasalar, karşı gelecek gücü de içlerinde bulacaklar.

Bir başka köyde yürürken, Rejna’yla karşılaşıyorum.
Soruyorum: “Büyüyünce ne olacaksın?”
“Erkek olsaydım, öğretmen olurdum” diyor. 

Olamamasının tek nedeninin cinsiyeti olduğunun kendisi de farkında. Ama cinsiyetin buna neden engel olduğunun, ben de o da farkında değiliz. Hatta bugüne kadar annesi de olamamış babası da. Süregelen bir kabulleniş bu, kimse adım atmakta ilk olmak istemiyor. Biri okutsa kızını diğeri de yollayacak, sonucu görerek deneyimleyerek elde etmek onların esas sorunu. Çünkü tüm vebal, ilk gönderenin başına yıkılacak. Kızlar şehre okula gider de başına bir şey gelirse diye,  kimse üstlenmek istemiyor mesuliyeti. Bunun bir yük olacağını düşünüyorlar.

Öyle böyle derken köyde yaşam devam ediyor. Birbirine benzer yaşamlar çoğalıyor. Zaman ilerliyor. İlerlemesine ilerliyor ama, birbirinden farklılaşmıyor. Annelerinin kaderini yaşıyor kızları. Renkleri aynı, sesleri aynı. Daha büyüyemeden anne oluveriyorlar. Kaç kuşak beraber büyüyüp, en iyi birbirlerini anlıyorlar. En çok beraber susuyorlar.

CEVAP VER