ŞANLIURFA'DAN… Merhaba…

Benim bu topraklarda yazdıklarımı, siz o topraklarda okuyabiliyorsanız;  sizin hayatınız beni, benim hayatım sizi ilgilendirir.
Yaşam koşullarımız farklı diye “Bana ne Londra’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan…” diyemem. Çünkü bendekilerin çizgilerini, bir nevi sizdekiler belirliyor. 
Yokluk kavranmadıkça varlığı boyutlandıramayız öyle değil mi?
Bu yüzden Şanlıurfa’da nelerin olduğu sizi ilgilendiriyor.
Nedeni gayet açık: Sizi Ankara, sizi İstanbul, sizi Londra kılan benim. Tıpkı beni Şanlıurfa kılan siz olduğunuz gibi.
Benden veya bir diğerinden farklı yönleriniz var diye adınız, tadınız, yaşam şekilleriniz farklılaşıyor. Yoksa haritalar kıtaları gösterse yeterliydi.
Neden gelişmiş veya gelişmekte olan diye ayrılıyoruz ki? Siz de olanlar henüz bende olamadığı için.
Sizin, hayatınızda aşinalıktan gözden kaçırdığınız her şey, burada kırmızı kurdelelerle süsleniyor.
Düşünün; bir gün yürüdüğünüz o yolda metronun olmadığının farkına vardınız. Neler değişirdi, metrosuz bir metropolde. Sadece 20 yıl önce onsuz yaşıyorken, bugün panik olmaz mıydınız? Garip, eksik gelmez miydi metronun olmadığı bir metropol size de?
Metro ki bu varoluşta tek basına bir hiç, toplamda kocaman bir mevcut sergilemesi tüketim alışkanlıklarımızla öylesine ilintili ki. 
Hamburgerin yanına ayranı koyan da, lahmacun yanında kolayı içiren de bundan farklı bir şey değil. Biz beraber yaşıyoruz. Bana baktığınızda size otantik gelen hercai tatlar, ben size baktığımda bende modernite ediyorsa aşinalıklardan başka bir şey değil bu.
Sanırım bizi böyle kodladılar.
Şimdi bu bahsettiklerim, burayla alakalı lafı geçenler ikici derecede önemli olmuyor mu?
Belki de benden önce yazdığınız için söz büyüğün oluyordur.
Bundan yüzyıllar önce Mezopotamya’da bir kültür oluşurken, burası henüz Şanlıurfa değilken de aynıydı. Şimdi de öyle. Batının doğuya bakışı, burayı, bu bakışları üzerine toplayan yeni yetme bir güzelliğe benziyor. Buradan bakışın adı hayranlık, oradan bakışın ise merak.
Siz burayı merak ediyorsunuz. Çünkü tüm kitle iletişim araçları yine sizi gösteriyor. Sizi hayranlıkla izlerken, sizden kilometrelerce uzaktan, sizin ancak uğrak yeriniz olabilecek koşullarda ki bu kent, size benzemeye çalışan bir model gibi. Merak ediyorsunuz. Çünkü siz, sadece size gösterilen size aşinasınız.
Biz sizi izliyoruz. Önce sizde moda oluyor tüm dar paçalar, fora yakalar. Sizde var diye buraya da geliyor teknolojik oyuncaklar. Ve demeçler “dışarıda ne varsa, buraya biz getirdik”  şeklinde veriliyor. Övünelecek sebepler size benzer yaşamaklar.  İçimizi dışımıza çıkaran bir yaşamak olsa da kimi zaman. Sizde ne pişse bize de düşüyor.
Buralar ve sizin oralar yapmıyorlar mı her haberde. Masallarınız bile çok uzak diyarları anlatmadı mı hep. Güney, güneydoğu değil miydi zorunlu hizmetlerle gidilen, sürgünlere uzanan yol. Olağan üstü yaşamaklar olmadı mı burada.
Gün oluyor onu annesinin rujunu sürmüş bir kız çocuğuna benzetiyorum. Kendi güzelliğinin henüz farkına varamamış, büyünce dikkatten kaçamayacak bir kız çocuğu adeta. Gözümde öyle canlanıveriyor.
Bana öyle geliyor ki; bu hızda erken büyüyecek, herkesin gözünün kalacağı bir geleceği var onun.
En büyük artısının ise ruhuna katışık özerk kimliği olduğunu düşünüyorum.
Boynuz kulağı geçecek.
Bu yüzden burada neler oluyor, önemli. Burada bu kadarlık da olsa, bu da benden söylemesi. Size Şanlıurfa’yı anlatacağım. Gün olacak burada yaşayan biri olarak. Gün olacak size yakın biri olarak. Ve göreceğiz ki hep birlikte.
Dünya küçük, gözümüzde büyüten biziz. Benim ayak seslerim, sizin sokaklarınızda yankılanacak. Sizde tüten bacaların, buradan kar getirmesi gibi.
Siz de arada, “orada neler oluyor” diyerek, okuyun . Okuyun ki, yazacak haddi olsun. Sesi çıksın bu kentin.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.