ŞANLIURFA’DAN… Mozaikler diyarı

Masal kokan bir başlıkta olsa bu yazdığım, içinde kendinden büyük gerçekler barındırıyor. Gerçekten de her geçen gün Şanlıurfa’da yeni mozaikler bulunuyor. Yeni bir inşaatın temelini atarken yapılan kazılarda dahi karşınıza tarihi değeri yüksek parçalar çıkabiliyor. İşin garip olanı, bizler farkına varamadan birçok yabancının, bu değerlerin farkına varıp araştırmaya gelmesi, kimi zamanda kendi ülkelerine bu tarihi değerleri taşımaları.

Şanlıurfa’nın Suruç Beldesi’nin Boztepe Köyü’nde en son bulunan mozaikler, sanki dün yapılmışçasına parlak, net. Paha biçilemiyor ama günler öncesi bulundukları yerde birkaçı üzerinden sadece birkaç gün geçmesine rağmen eksik bulunabiliyor.

Koruma çalışmalarının mı yetersizliğinden yoksa insanların tarih bilinçlerinin mi zayıflığından bilinmez nice böyle değer el değiştiriyor. Göçüp gidiyor bambaşka yerlere. Daha buranın çocukları göremeden anlamadan. Sonra ne mi oluyor. O çocuklar, basılan kitaplardan anlamaya, tanımaya çalışıyorlar ilk çağ medeniyetlerini. Çağların değişimini, kültürlerini. Yanı başlarında duran tarihi değerlerden, örneklerden uzak. Zaten onlara genellikle savaşların tarihi anlatılıyor. Kitap sayfalarında önemli yerlerin altını çiziyorlar. Çizdikleri her cümleye dünyanın en büyük müzelerinde bile tanık olunamayacak kadar yakınken, teğet geçiriliyorlar. Ezbere alınmış bir tarihi korumanın tek yolu, o kitabı kaplamaktan geçiyor. O kitabı yazan tek kişinin çoğul tekrarını yapıyorlar. Onun gördükleri, araştırdıkları kadarını 

Oysa mozaikler, milattan önce yaşamış onca insanın korkularını, yemeklerini, evliliklerini ve daha birçok şeyi açıkça sergiliyor. Sanki hala burada bir yerlerde yaşıyormuşlar gibi bir hisse kapılabiliyorsunuz. Bir başkasını özel alanına girmekten ötürü, eşyalarına dokunmuş gibi tedirgin oluyorsunuz. Rahatsızlık mı verdim endişesi kaplıyor içinizi.

Öyle diri, öyle yakın, canlı bir tarihi anlatıyor ki size bulunanlardan her biri, okullarda ki not ortalamasından başka bir şey olmaya başlıyor tarih, onu sevmeye başlıyorsunuz. Bu sevginin içinizde ne kadar geç yeşerdiğine üzülerekten.

Dünyanın ilk üniversitesi: “Harran Üniversitesi”, dünyanın ilk yerleşim yeri: “Göbekli Tepe” ve bunca tarihi buluntu derken, koca bir tarihin ardından ne kadar geç kaldım diyesi geliyor insanın. Bugün yaşadıklarını temellendiren birçok şeyin dünkü bu koca tarih olduğunu düşündükçe, mozaiklerde gördüğün o kadın figürünün başındaki o şeyi bugün sokaklarda ki kadınlarda da gördükçe, tüyleri diken diken oluyor insanın. Neyi görmezlikten geliyorum diye kendiyle hesaplaşıyor.

Belki bunlardan ötürü belki değil ama yazmak gerekiyor. Siz de bilin diye. Sayısız örneğiyle, burada koca bir tarih yatıyor. Tanıklarıyla birlikte, sahip çıkılmayı bekliyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × two =