Annan Planı hakkında bilmediklerimiz

PAYLAŞ

24 Nisan’da  Annan Planı referandumunun üzerinden tamı tamına 3 yıl geçti.
9 bin sayfadan oluşan ve Annan’ın adını taşıyan bu planda 200’den fazla konu başlığı bulunmaktaydı ve her madde bir klasörden oluşmaktaydı.


CD’ler üzerine kaydedilmiş Annan Planı’nın yazılı belge haline getirilmesi, 1 kişi tarafından ancak 350 saatte veya  8 kişi tarafından 4 yazıcı ile ancak 11 saatte gerçekleştirilebilir.
Bu yazılı belgeler üst üste konulduğunda boyu 1 metre oluyor. Tartıldığında 52 kilo geliyor. 9 bin sayfa yan yana konulduğunda 548.1 metrekare yer kaplıyor. Planın yazıldığı kağıtlar uç uca konulduğunda uzunluğu 2 kilometre 610 metre tutuyor. Planın tamamı ise tamı tamına 1 milyon 647 bin 471 kelime. 10 milyona yakın vuruş ya da harf içeriyor.
Sadece 183 sayfalık ana dokümanda 47 bin 877 kelime var ve buna ilave olarak 171 sayfa kaynakça var. 1134 uluslararası anlaşmaya atıfta bulunulmuş. Bir kişi normal okumakla düşünmeden, yemeden, içmeden, uyumadan, tuvalete bile gitmeden devamlı olarak okuduğunda 62.5 günde ancak bitiyor bu plan.


Bir kişinin metni İngilizceden Türkçeye çevirmesi için ise tamı tamına 6 ay gerekiyor. (Hukuki bir metin olduğu için yarım saatte bir sayfa çevirse, 1 saatte 2 sayfa çevirebilir. Yemese, içmese, uyumasa, 9 bin sayfayı ancak 4 bin 500 saat, yani 187 günde, yani 6 ay 7 günde çevirebilir). Bir çevirmen olduğum için bu hesabı yapmam çok kolay oldu.


Şimdi gelelim planın içeriğine.


Bu kadar geniş kapsamlı bir planın içeriğinde nelerin bulunduğunu bir tek kişinin tam olarak bilebildiğinden çok da emin değilim. Zaten dönemin bir siyasi lideri de “Ben bu planı okumadan imzalarım” dahi demişti. Okusaydı da anlamayacaklardı zaten.


Bu gün elde edebildiğimiz veya bulabildiğimiz bilgi ve belgelere, aldığımız duyumlara göre, planda yer alan birçok maddenin sanıldığı gibi BM Genel Sekreteri Kofi Annan tarafından değil, bazı Rumlar tarafından hazırlandığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.  


Eğer bu plana taraflarca “EVET” denseydi hayatımızda çok dramatik değişiklikler olacaktı.
1- Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Cumhuriyetin tüm devlet daireleri 25 Nisan 2004 günü lav edilmiş olacaktı.
2- Annan Planı’nın Kıbrıs’a getireceği yapay barış, batılı ülkelerin Afganistan’a, Irak’a ve Lübnan’a (Filistin’e) götürdüğü türde bir barış olacaktı. Annan Planı’nın kabulü için her türlü baskıyı yapan barışsever dünya İsrail işgalindeki Filistin halkına gösterdiği anlayışın benzerini Kıbrıs Türk halkına da gösterecek ve günü geldiğinde Kıbrıs Türk halkının yok oluşu çok kanlı başlayacak ve kanlı bitecekti.
3- Türkiye’nin garantörlük haklarının sulandırılması ve kapsamının daraltılması nedeni ile Türkiye’nin müdahalesine asla izin verilmeyecekti.
4- Maraş, Güzelyurt, Bostancı ve 50 adet köyümüz tamamen Rumlara iade edilmiş olacaktı.
5- 85 bin Kıbrıslı Rum, Kıbrıs Rum Devletine iade edilmiş topraklardaki evlerine ve Kıbrıs Türk Devleti topraklarında istedikleri yere dönmüş olacaktı. Bunun sonucu olarak da 60 bin Kıbrıslı Türk yerlerinden yurtlarından atılarak, göçmen durumuna düşürülmüş olacaktı.
6- 4.cü kez göçmen durumuna düşmüş olan Türkler, güneydeki mallarının istimlak edilmiş veya harabe haline gelmiş olması nedeni ile geri dönemediklerinden, ne yapacaklarının ve nereye gideceklerinin düş kırıklığı içinde kuzeye gelen Rumlarla sürtüşmeye başlamış olacaklardı.
7- Mücahitlik puanı karşılığında alınan mülkler ve Şehit ailelerine verilen arsalar iptal edilerek Rumlara geri verilmiş olacaktı.
8- Türkiye’den gelip adaya yerleşen kardeşlerimiz ise ya ellerindeki taşınmazları Rum tarafındaki geçerli fiyattan satın almak zorunda kalacaklardı ya da geri gitmek zorunda bırakılacaklardı.
9- “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin Rum yöneticileri, Türkiye’den adaya gelecek olan ziyaretçilerden AB kuralları uyarınca Shengen vizesi isteyeceklerinden, vize alamayan Türk vatandaşları adaya artık giremeyeceklerdi.
10- Üniversitelerimiz, Rumların, AB’nin arkasına saklanarak yapay olarak çıkardıkları engellerden dolayı Türkiye’den ve diğer ülkelerden gelemeyen öğrenciler nedeni ile kapanmakla karşı karşıya kalacaklardı. 
11- Geçmiş 3 yıl içinde adada konuşlanmış Türk askerinin %95’ı Türkiye’ye dönmüş olacaktı. Plandaki koşullara göre 2007 sonunda adada sadece 650 Türk askeri kalacaktı ve en küçük bir birim bile kışladan dışarı çıkmak için 15 gün evvelsinden BM’den izin istemek zorunda olacaktı. 
12- Adanın askersizleştirilmesi programı uyarınca, RMMO ve GKK lav edilmiş olacaktı ama Rumlar yasal kılıfına uydurarak başka bir isim altında tekrar silahlanmış olacaklardı.
13- Kıbrıslı Rumlar 2 yıl içinde de yani 2009’a kadar Kıbrıs Türk kesimindeki topraklarının da üçte birini tüm olarak geri almış olacaklardı.
14- Karpaz bölgesindeki dört köye, Kıbrıslı Rumlar, hiçbir kısıtlama olmadan yerleşmiş ve geniş siyasi özerkliğe sahip olmuş olacaklardı. (Özerk Otonom bölge haline geleceklerdi)
15- Türkiye Cumhuriyeti’nin, kamu görevlisi Kıbrıs’lı Türklerin maaşlarını göndermesi iç işlerine müdahale olarak addedileceğinden, federal devlette iş bulamamış olan eski (KKTC) kamu görevlisi Kıbrıs’lı Türkler, işsizlik ve parasızlıktan bunalmış ve eski günleri hayal ediyor olacaklardı.  
16- “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin tüm stratejik mevkilerinde, müdür ve daha üst düzey görevlerinde,  AB normlarına uygun ve gerekli uyum kurslarını almış Türkler bulunamadığından, Kıbrıs’lı Rumlar görev yapıyor olacaktı ve bu nedenle de federal yapı, Rum üniter yapısıona dönmüş olacaktı.
17- “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti”nin idari kadrolarında Kıbrıs’lı Türkler, önemli ve stratejik olmayan mevkilerde, göstermelik olarak en çok müdür yardımcısı görevine atanmış olacaklardı.
18- Sivil havacılık, Hava limanları, Merkez Bankası, Eski Eserler Dairesi, Tapu, Telekomünikasyon Dairesi, Sahil Koruma, Gümrük, Muhaceret Dairesi, Denizcilik Müdürlüğü gibi stratejik birimler Merkezi Hükümete bağlı olduğundan, “Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti” Rum çoğunluk tarafından idare ediliyor olacaktı.
19- Tüm hava ve deniz limanlarının fiili kontrolü, Gümrükler ve diğer stratejik hizmetler Rumların yönetiminde olacaktı.


Yukarda yazdıklarım benim hayal ürünüm değil, Annan Planına “Evet” denseydi aradan geçecek olan 3 yıl içinde gerçekleşmiş olan olaylardır.


Birde benim düşünmek bile istemediğim ve Rum politikacıların entrikaları ve diasporadaki Rumların propagandaları ve kulis çalışmaları ile kaybetmeye mahkûm edileceğimiz haklarımız olacaktı ki, bu olasılığı düşünmek bile istemiyorum.


_____________


* Prof. Dr.

CEVAP VER