“Anne bu savaşı durdursana”

Türkiye genelinde, 9 Ekim’de bir ayara gelecek olan ve politik çevrelerle doğrudan ilişkisi olmayan bazı sivil toplum örgütleri savaşa karşı, ‘Ankara’ya Yürüyüşü’ gerçekleştirecekler. ‘Anne Bu Savaşı Durdursana’ perspektifiyle milyonları bulan sessizlerin çığlığı ve isyanı yansıyacak.

Türkiye’de yıllardır süren bir savaş var. Kabul edilsin edilmesin gerçek budur. Bu savaşta hem asker anneleri hem de gerilla annelerinin yüreği yanıyor. Ateş onları yakıyor. Bunun için her hangi politik bir kaygısı olmayan yüz binlerin sesi olmak istiyorlar. Bu topraklarda bulunan insanların eşit ve adil bir ortamda birlikte yaşamaları için barış talebiyle Meclise yürüyerek mesaj vermek istiyorlar.

Onların mesajı çok açık: Anadolu ve Mezopotamya topraklarında, insanlar özgür ve eşit bir şekilde yaşamak istiyorlar. Bunun için savaş değil barış yapmak istiyorlar. Savaşa karşı çıkarak barışı yükseltmek istediklerini söylüyorlar. Tek bir amaçları var: Savaşı durdurmak barışı sağlamaktır. Hiçbir annenin çocuğu ölmesin diyorlar. Bunun için erkeklerden çok annelerine sesleniyor çocuklar. Çünkü onların emekleriyle büyüyorlar. Annelerin yüreğindeki çocuk sevgisini çok iyi okuyorlar, biliyorlar. Annelerin yüreğinde akan ağıtları duymak istemiyor çocuklarımız. Bunun için umutlarını annelere bağlamışlar: ‘ANNE BU SAVAŞI DURDURSANA.’

Hepimiz biliyoruz ki savaşlar toplum psikolojisini alt üst eder. Şiddetin, ölümün, kanın aktığı bir ortamda büyüyün insanların psikolojisinde ciddi sorunlar oluşur. Yaşam biçimleri, bakış açıları, davranış ilişkileri sürekli çatışmalı olur.

Savaşı örgütleyenler, ölümü meslek haline getirenler, yaşamlarını öldürmek üzerine kuranların psikolojilerinde çok ciddi sorunlar ortaya çıkar. Savaş, kan, ölüm içinde büyüyen bir çocuğun geleceği hiçbir şekilde güvenli değildir. Kan ve ölüm her zaman toplumsal bunalımı tetikler, insanların psikolojisini alt üst eder.
Savaşta ısrar edenlerin yaşamı kan üzerine şekillenmiştir. Öldürmek, kesmek, işkence etmek, tecavüz etmek onların en zevkli uğraşıları haline gelir. Çoğu kez kendisini kelle avcısı olarak tanımlar, böyle hitap edilmesinden hoşlanır, büyük bir gurur kaynağı olarak görür. Başarının ölçütü bunları gerçekleştirmektir. Amaç başkasına hükmetmeye çalışmaktır. Çocuğuna sevgiyi veremez, eşine duygularını aktaramaz. Çünkü sevgi dünyası ölmüştür, hissetme duygusu yoktur. Öldürücü aletine âşık olmuştur.

Sorunun en tehlikeli yönü de toplumun bu psikoloji içerisine alınmasıdır. Sistem ideolojik ve medyatik aygıtlarla, ölmeyi ve öldürmeyi, işkence etmeyi ve tecavüzü doğal gören bir toplum yapısını oluşturmayı esas alıyor. Kan akmasında zevk alan insanlar grubunun varlığı, çocukların katledilmesini doğal karşılayan, kulak kesilmesini vatan savunması olarak gören, kana kan intikam diye bağıran bir toplum da psikolojik bunalım en üst noktaya çıkar. Toplumsal bunalım öyle bir noktaya gelir ki, üzülme ve acıma duygusu ortadan kalkar, şiddete eğilim bir yaşam biçimi haline gelir.

Bütün bunları ret eden, kanın akmasına karşı çıkan ve savaşı durdurmak isteyenler: 10 Ekim 2011 tarihinde, Ankara’da buluşuyor. Tek amaçları var: Savaşın durmasını ve adil ve demokratik bir barışın sağlanmasını istiyorlar. Bunu istemek, bütün politik kaygılardan bağımsız olarak en insani taleptir.
Onlar diyor ki, gençlerimiz ölmesin, annelerimiz ağlamasın, toplum psikolojik bunalıma girmesin. Bütün bunlar için savaşı durdurmak için yürümek istiyorlar. Sessizlerin sesini yükseltmek duyurmak istiyorlar.

Bir örnek vermek istiyorum. Uzun bir süre önce televizyonlarda izlemiştim. Halen aklımdadır. 12.05. 2009 tarihinde, Mardin’in Nusaybin ilçesinde, Kürt gerillalarıyla Ordu birlikleri arasında çıkan bir çatışmada Uzman Çavuş Bünyemin Özcan yaşamını yetirmişti. Cenaze töreninde devlet erkânı hazır kıta bekliyor. Arkadan toplananlar ise ’kana kan intikam’ diye slogan atıyorlar. Ölen askerin eşi Nazan Özcan kendinden geçmiş bir şekilde ağlarken, bir mikrofun uzatılmış. Duyguları ve düşünceleri soruluyor: “Ben kocamı asker verdim, bir asker daha yetiştiriyorum. Asker yapmayacaktım. Ama bundan sonra 4 yaşındaki çocuğumu da asker için yetiştireceğim” demek zorunda kalıyor. Kadın, askerlikten öylesine bıkmış ki, dört yaşında ki oğlunu asker yapmamasına daha şimdiden karar vermiş. Ama acılı bir gününde ona, duygudan, insanlıktan nasibini almamış birileri mikrofunu uzatıyor: Asker elbisesi giydirilmiş dört yaşındaki oğlu Musa’nın daha şimdiden ölüme gönderip göndermeyeceği soruluyor. Yüreği yanmış, kendinden geçmiş kadın, onların duymak istediğini söylemek zorunda kalıyor.

Peki, küçük Musa, annesine ne yanıt veriyor. Babası gibi küçük Musa’nın da ölmesi için sloganlar atılıyor. Yani ölüme teşvik ediliyor. Küçük çocuk bunları duymak istemiyor, elleriyle iki kulağını kapatıyor: ”ANNE BENİ ASKER YAPMA” diye bağırıyor. Ağlayarak annesine sarılıyor, asker olmak istemediğini söylüyor. Çocuk psikolojisi derindir. Onu anlamak için onu hissetmek gerek. Babası ölmüş, bunun farkındadır. Bu kez kendisini daha dört yaşında ölüme hazırlamak istiyorlar.
Bunu anlıyor ve hissediyor: Çocuk haliyle isyan ediyor. Asker olmak, savaşa gitmek istemiyor. Babasını bir daha göremeyecek, kendisi de ölmek değil yaşamak istiyor. Çocuk haliyle beni ‘asker yapma’ diye bağırıyor.

Savaşın yeniden yükseldiği, ölümlerin arttığı bugünlerde, aynı durumu yeniden yaşamaya başladık. Savaş ölüm demektir, daha çok acı demektir. Toplumun her yanına saracaktır bu acılar.

Küçük Musa’ların üzülmemesi için, onurlu adil bir barışa ihtiyaç var. Savaşta ısrar edenler, ondan besleniyorlar. Onun için öldürmeye devam etmek istiyor. Buna karşı en zor koşullarda barış talebini yükseltmek insani bir sorumluluktur. Savaşın bir tarafı olarak Kürtler, onurlu bir barış için ellerini tutacak onurlu insanlar, muhataplar arıyorlar.

24 Eylül 2011 tarihinde, PKK gerillalarının askeri bir karakola yaptığı basın sırasında ölen Önder Turgay’ın babası Abdülkadir Turgay: “Çok büyük acı yaşıyorum, ’Bu son olsun’ diyorum, ’bundan fazla artık insanlar ölmesin, gençler ölmesin’ diyorum… Milletvekillerinin, bürokratların, askerlerin çocukları hiç şehit olmuyor, onları hiç duymuyoruz. Bizim gibi garibanların çocukları şehit oluyor. Onların da bu yaşananlarda katkısı yok mu?”
Acılı baba haykırıyor: “BU ACI BİTSİN”

Barış için, annelerin ve babaların yüreğindeki acının bitmesi için, yakında Ankara’da yapılacak olan “ANNE BU SAVAŞI DURDURSANA’ eylemine katılmak, barıştan yana ve savaşa karşı olan herkesin görevidir.

gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here