Annen Varto’da Cheese Cake yaparmış

ardında geçen, bir nevi modern kölelik halindeki acınası yaşantılara bakıp, adını koymaya çekinseniz de bir tür çaresizlik içinde, üşüyen ellerinizi  radyatörün üzerine koymuşsunuzdur.
Büyüyünceye kadar evlerdeki masalın baş kahramanı olacaksa www.minisler.com’u kapatırken, açık Word dosyasındaki yazınızı okumaya çabalayıp “bu kelimeleri nereden buluyorsun”na eşlik eden bakışlarını,  size çevirecektir.


İzlemesini engelleyemediğiniz “morgdaki cesedin kolu çalındı”, “Ataşehir’de korkunç vahşet” benzeri haberler karşısında “nasıl oluyor da her gün, bu kadar çok olay oluyor”u küçük dünyasına sığdıramayana hak veren, delirmeden geçirdiğiniz her saat için minnet duyacağınız aklınızsa, gelecekte karşılaşabileceği “ailede kanser hikâyesine” örnekliğinizden dolayı, risk grubunda olduğuyla meşguldür.


Parmaklarını birbirine dolayıp, ağzını buruşturarak çizgi filmlerden aşırdığı   “ hava bükücü Aang, dünyanın tanrıları çıldırmış olmalı”yla masadan kalkarken “ Bilmiyorsun. İstiklal Marşını öğrendik. Sorsana, ne zaman geleceksin ?”


Ona bakar, konuşurken herkesin hissettiği  o duygunun, karşınızda bir çocuk yokmuşun  etkisindesinizdir. Ta ki sorularındaki çocuksulukla silkelenip, ana belleğinize kazılı topraktan fışkıran şühedalar,  cesetler, cerihamdan boşalan yaşların ürpertisiyle kendinize gelene kadar.


Sorarsınız. “Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın” cevabıyla kavrayabildiği tek satırı soru haline getirdiğini anlarsınız da, ezberletilen Marşı ciğerleri yırtılırcasına okuyanlar “zeki çocuk”la lanselendiğinden, hani içinize bir kuşku da  düşecektir ya, neyse.
O’ysa kaşla göz arası açtığı pencerenin pervazında biriken karı ağzına atıvermiştir. Bir an sanki çocuksunuzdur. Odada yankılanansa,  üzerindeki grimsi tabakayı bir yana itip, alttaki kristale dönüşmüş kara  ulaşmanın keyfini, ağzınızda bıraktığı tadı bozan “sürme elini, atma ağzına, mikrop” sesidir. Siz, sarf etmezsiniz.


O’da herkes gibi halen şarkı yerine marşı tercihleyen,  yasama+yürütme+yargı+sanat+…+ medyanın =  devletin sahiplendiği köhne “ein volk, ein reich, ein fuhrer / tek halk, tek fuhrer, tek ülke”li  “izm”le geçecek yaşamında, varlığının Türk’e armağanda yok edilmesi  için gerekecek ağır ideolojik eğitime (e,varlığı kendinin olunca kızlar davulcuya, zurnacıya, erkeklerse aşifteye kaçacağından) tabi tutulacaktır.


 Bu “izm”nin  ne istediği  değil,  ne istemesi gerektiğiyle,  “amcana pipini göster oğlum”lu maço kültüründe gizlediği faşist dilin “ etme, sus, sakın “lı  iz düşümleri  evde, okulda, kışlada, …., sokakta, ofiste, dört bir yanında olacağından, siz  “yapma”yı sarf etmemişsinizdir.


Kendinizden bilirsiniz, “koşma, düşersin”le aktivitenizin daraltılmasıyla başlayacak,  cevaplarından tatmin olmadığınız sorular karşısında “öğretmeninden, benden daha mı iyi bileceksin”le büyüklerin dokunulmazlığının tebliğiyle devam edecek “düşünme, delirirsin”le de zekayı kısıtlamakla sonlanacak bu faşist dili, kuşaklar boyu az bir rötuşla benimseyecekler sayesinde istiklalin hürriyet, hürriyetinse ne olduğunu ancak sözlüklerde bulacağından, çocukluğunu hiç olmazsa yanınızdayken yaşasın istersiniz.
Baylar, bayanlar,  yukarıda yazdıklarım moralinizi bozmasın. Unutmayın sizler, Fransa ve Japonya’yı bile geride bırakıp, Forbes dergisinin milyarderler listesine 2008’de tam tamına 13 kişi daha katarak 35 milyarderiyle, dünya sıralamasında 6’ncılığa yükselen bu müthiş ülkenin vatandaşlarsınız.(Doların TL karşısında yükselişinin, 2009 listesinde bu sayıyı bir süreliğine 13’e düşürdüğü dergi yönetimince açıklanmıştır.)


Yalnız bu “izm”in ezenleri,  batık bankalarda yok olup ta  epeycesi Avrupa bankalarında hesap, ev , yat, yalı,  uçak, giysi,…, mücevher olan 46 milyar doları ödeyen,  servetleri 60 milyar doları bulan milyarderlerini hayranlıkla seyretmekle kalmayıp, artması için gece gündüz  dua eden, krizlerde dahil bütçeden en büyük payın savunmaya, diyanete ayrılmasına ses çıkarmayan bu yoksul halkı, yarattıklarının farkında değiller mi sanıyorsunuz?


Tersine bu yaratma “uğruna Ya Rab” şeytanla dahi  ilişki kuracaklar, başka sözcükler keşfedecekleri, ayarlayacakları  “seni, sende odaklı herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde durmaya davet ediyorum”lu muhtıralarla dolu kristal kürelerini ovalarken  “abra kadabra” yerine  “laik”, “Cumhuriyet”, “karşıtı karanlık güçler”, “Avrupa, dünya, emperyalistler ülkemiz hakkında biteviye yıkıcı planlar yapıyor”u  kullanıp, büyülediklerinin düşünme, yargılama, algılama yeteneğini körleştirerek, en mantıksız şeyi bile gerçekleştirebilecek duruma getirirler.


O yüzden sağından soluna, Türk’ünden, …., Kürt’üne tüm partilerin, tüm  seçimlerde   genellikle  eş, dost,  akrabanın yanı sıra yolsuzlukları belgelilerden  oluşturacakları adayları merkez yoklamasıyla belirlediği, inanılmaz demokratik haniyse demokrasinin beşiği bir ülkede yaşıyormuşçasına davranacak bu halk, kudretini sonsuz yalandan alan büyücü Leydilerin, Lordların etkisinden çıkmak istemeyecektir.


 Öylesine ki bugün  Ergenekon soruşturmasını “iktidarın muhaliflerini ekarte  operasyonu” sayacak insanlar, dün de eğitimli provokatörleri, asit kuyularına, yol kenarlarına, nehirlere atılan cesetleri,  köyleri yakanları,  boşaltanları görmeyeceklerdi.


İşin esprili yanıysa; din, milliyetçilik, orduya dayalı sol üçgeninde şekillendirilmenin gereğini yapıp muhafazakar, İslamcı öğeleri barındıran partiyi seçtiklerinde hep aynı katakuli “ bidon kafalılar, demokrasi neyine bunların”la  “darbe”yi tezgahlayanlara ilk defa karşı çıkacakları, taze numaraları  “F tipi örgütlenmenin” yandaşlığıyla gözden düşürme gayretkeşliğidir.
Ne hoş, ne harika değil mi? Hem The Guardian’da da yayımlanan KONDA’nın araştırmasına göre  %70’e yakınının  hiçbir zaman kitap okumadığı, okuyanlarınsa yeni fikirleri, yazarları takip etmeyerek yıllardır olayları aynı köşe yazarlarının, kanaat önderlerinin, generallerin; Bekir’in, Ertuğrul’un, Fatih’in, Serdar’ın, …., Ömer’in, Veli’nin algısıyla yorumladığı toplumu yarat, sonra da yerin dibine batır.


Halbuki yazılanları kıyaslayamayan, aşırdıklarını anlamayan,  atıldığı yoksulluğunun nedenini merak edip hesap sormayan  “sanatçısının Belediye Başkan adayı sıfatıyla  katıldığı TV programında, işte kirli çamaşırlarım diyerek bir dosyaya yapıştırdığı donunu gösterme” cıvıklığını komedi,  basitliğini “aydın”lıkla bağdaştıran “göbeğini kaşıyan adamlar” olduğundandır saltanatlarının devamı.


 Onun içindir TÜSİAD Başkanının düet,  SABANCI’nın tango yapması.Yazarının şarkılar söyleyip,  KOÇ’un  da Konga çalması.


Bir üst tarafından tacizle insanların incitildiği mevcut düzeni, yalan, doğru bilmem, refere aldıklarını söyledikleri gelişmiş ülke düzeyine çıkaracak adımları atabilecek güçteyken, sürekli değişen “Yes, We Can”lı evrende, saçlarını beyazlatan bir ömür geçiripte, bir gıdımlık bir şey koyamadılar mı milyarderlerimiz,  generallerimiz, yazarlarımız bu “izm”in üzerine diye hayıflanma anacığım.


Görmüyor musun insanlar nasılda her şey yolundaymışçasına ortalıkta dolanmakta. Bir şekilde kapsama alanı dışına çıkanlar da olmasa. Sormasalar  mesela Kürt kökenli vatandaşları öldürme karşılığında vaat edilen ….. milyar yerine 100 dolar aldığında “1000, 94 kişi öldürdüm”ü itiraf eden oğulların  saçını okşayan  annelerin, eşlerin  ellerinin kime aitliğini.


Ey en sayın Generalim, Komutanım  “…….Elleri ve gözleri arkadan bağlandı. Abdülkerim Kırca gençlere diz çöktürttü ve tam enselerinden birer el ateş etti. Kurşun beyinlerini delip geçti” de  tetiği çeken el, aslında senindir.


Ey en sayın mavi gözlü ana haber sunucusu,  bülteninde kırmızı büyük puntolu alt yazı “özürlülerin kampanyası”yla   hedef gösterdiğin “Ermenilerden özür dileyenleri” (ki özür dileyen benim, bundan size ne)  Glock marka silahın tek kurşunuyla “direkman” vuracak yeni  Ogün, Yusuf, Emre, …., Salih’leri  azmettiren el, aslında senindir.


Ey bir felsefesi yokmuşçasına olmak için devletten bir şirket kapmanın, üretmeden kazanmanın yeterli sayıldığı en sayın burjuvazi,  milyarlık kredileri hazineye görev zararı yazdırdığını, 2001 krizinden bir gün önce bankadaki mevduatını Merkez Bankası Başkanıyla birlikte dolara çevirdiğini unuttursan da, Tunceli’de dağıtılan bedava eşyaları tutan eller de  aslında senindir.


Devir “bana işlemcini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” devriyken, bu ezik çocuk, toplum “niye böyle” demeyin. “Ne verdim, ne bekliyorum”la karşısına geçip eserinizi seyrettiğinizde göreceğiniz, kendinizsinizdir.


Gelelim size en sayın bayan. Allah aşkına, oturup CANETTI’nin  “Kitle ve İktidar”ının eleştirisini yazacağına, üst makamlardan onay da almadan, kimseyi de ilgilendirmeyecek  bir mevzuyu yazmanın ne gereği vardı?


Tamam da sayın insanlar,  yeri yerinden oynatamayan Silopi’de kuyulardan çıkan kemik parçalarını, saç tellerini gördükçe de ne yaparsam yapayım, olmuyor. İkiyüzlülük yapıp, bilinçsizce sevemiyorum bu “yalnız ve güzel” ülkeyi. Olmuyor işte.


Kaç kere ellerimi açıp Rabimme de “madem bu halk BAYKAL’ı, ….,  ÖZKAN’ı , PERİNÇEK’i seçerse halk olacak, o zamana kadar huzur bulacağım yeri göster”  diye sorup durdum da. Kayıtsızlığına inanmazsınız.


Zaten annem de Varto’da, dondurmayla servis edeceği, üstü yaşamı mutlu kılan çikolata parçacıklarıyla süslü Cheese Cake’i hazırlarken “kanma sen öyle öldüm, bitim laflara. Aslında aşkta sağlıklı bir şey değil” demişti. Ne o, inanmaz oldunuz kuzum? Hem, eskiden kibardınız. Tanıtırdınız kendinizi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve − four =