Annenin ölümü…

Hayatın çeşitli evrelerinde insanların karşılaşabileceği kaçınılmaz oluşumlar…


Onu, yıllar önce bir Aralık ayının onuncu gününde, karlı soğuk bir havada ikindi ezanları okunurken, dualarla sonsuzluğa yolcu ettik…


Beş evladı ve yaşlı eşi olarak, arkasında ki boşluğun ne denli büyük olduğunu anladığımızda, geri dönülmezliğin acımazlığı karşısında, yanıp kavruluşumuz zamanın akışı içersinde hep sürdü…  Bugün, uzun yılları geride bırakmamıza karşın, ölüm yıl dönümünde ayni duygular içinde anamızı özlemle anıyor ve arıyoruz…


Her ananın ölümü, geride bıraktığı evlatları için yıkımdır…
Acıların en büyüğüdür…
İnsanlar kaç yaşlarına gelirlerse gelsinler, ana sevgisinin sıcaklığından uzak kalmış olmanın özlemini çekerler…


Torun sahibi olacak denli yaşları ilerlese de, günü gelir küçük bir çocuğun annesine olan bağlılığı ölçüsünde ki, sığınmacılıkla ana hasreti çekerler…


Anamızın ani ölümünde başında değildik. Gecenin sabaha ulaştığı saatlerde, ziyaretine gelmiş bulunan, küçük oğlunu üstünü örtmek için kalktığında, yıllar yılı çocuklarının sevgisiyle dolu o şefkatlı yorgun kalp birden bire durmuş. Uzandığı divanın üzerinde ruhunu Yüce Allah’a teslim etmiş…


Acı telefon ulaştığında, dört yüz kilometre ötede ki görev yerimizdeydik. Saatler sonra uzun bir yolculuktan sonra, baba evine yaklaşırken,  ölüm değil de,  müdahale edilmiş ani bir hastalık olmasını temenni ederek  kapıyı çaldığımızda, açılan kapıdan yüzümüze ölüm hüznünün çarptığını hissettik.. Yüzler donuk ve renksizdi. Acı gerçeği kabullenmek istemiyorduk. Beyaz çarşafı kaldırıp nur yüzüne baktığımızda, ölüm sarılığının çökmüş olduğu dünyanın o en güzel yüzünde uyur gibi bir ifade vardı.


Sanki kalkıp her zaman yaptığı gibi “ benim aslan oğlum gelmiş…” diyerek boynumuza sarılmasını beklemenin çaresiz duygusallığına kapıldık.


Oturup bir köşeye, yüreğimiz sökülürcesine etrafa baktığımız da ana evimizde sanki bütün eşyalar ağlıyordu. Tam karşımızda duran mutfakta ne tabak tıkırtısı vardı, ne de onun ara sıra mırıldandığı şarkılarının sesi.


Dolabının açılan kapağından evlatlarını yetiştirmek için, yemeyip içmeyip senelerce giydiği mantosunu görüyor, yapmış olduğu fedakarlıkları gözümüzün önüne getirerek, evladı olarak onu Allah’a yolcu edeceğimiz günde, hep o bize yaptı, tam sıra bize gelmişken neden bizi büyük borç altında bırakıp gittin diye içimizden haykırmak geliyordu.


Her evlat gibi bu satırların yazarı da Annesine borçlu kaldı.
Senelerce borçluluk duygusu içersinde için için derin acılar çekti…


Bu satırları niçin yazıyoruz?
Anneler de birden bire ölür sevgili okurlar.
Ölüm kaçınılmaz. Bir gün hepimizin kapısını çalacak.
Yaşayan anneler de, evlatlarını geride bırakıp öbür cihana göç edecekler…
Anneler ölmeden, kıymetini bilin değerli okurlar. Sadece onun vermesini beklemeyin. Siz de verin. Önce evlat olarak sevginizi verin, eğer evlendiyseniz, sık sık gidip kapısını çalıp, sarılıp bağrınıza basın. Evlenseniz dahi her zaman onunla birlikte olduğunuzu hissettirin.


Annem benim kendisini sevdiğimi bilir ihmalciliğine kapılmayın.
Hangi anne evladının kendisine olan sevgisini duymaktan bıkar usanır.
Sabah akşam, Annenize babanıza sevgi mesajlarını iletmekten kaçınmayın
Ölüm kapıyı çaldığında, dünya imparatoru olsanız, beyaz çarşafın altında yatmakta olan ruhunu teslim etmiş olan annenize ya da babanıza yapabileceğiniz hiç şey yoktur. Ne yaptıysanız, o yaşamda iken yaptıklarınızdır.


Sevgili anamızı ölüm yıldönümünde burada rahmetle anarken, yetiştirmiş olduğu beş erkek evladının toplumda tahsillerini yapmış çoluk çocuğa karışmış
Vatansever birer fert olarak yerlerini almış olmalarını, eğer sesimiz öbür cihana ulaşıyorsa, sevgili anamıza duyurmak istiyoruz. Gönlün rahat olsun sevgili anacağım!
 
Sevgili anam, zamanın koşulları içersinde normal tahsilini yapamamış olmana karşın, bugünün okumuş birçok kafalarından daha aydınlık olan bakış açınla, bizi birer ATATÜRK milliyetçisi olarak yetiştirdiğin, her türlü bağnazlık ve hurafeden uzak tutarak, aydınlık görüşlerinle hayata hazırladığın ve vatan sevgisinin her şeyden kutsal olduğunu damarlarımıza aşıladığın için,  evlatların  ve torunların adına, sana binlerce kez teşekkür ediyorum.   


Rahat uyu anam!…
Bizi, kendisine yürekten bağlı olarak yetiştirdiğin Ulu Önder Atatürk’ün mirası Türkiye Cumhuriyeti’ne, her zaman sahip çıkacağımızı, bu ülkede evlatların nasıl yetiştiyse, torunların da, torunlarının torunları da, ay yıldızlı bayrağımız altında vatan topraklarında, tam bağımsız bir ülkenin bireyleri olarak yaşacağından kuşkun olmasın!


Vatanın birlik ve bütünlüğünün korunmasında, ülkemiz üzerinde hain emellerini gittikçe açığa vurmaktan çekinmeyen iç ve dış odaklı güçlerle mücadelede bir adım dahi geri atmayacağımızı, senin huzurunda bütün cihana yeminle ve haykırarak duyuruyorum sevgili anam!


Mekanın cennet olsun demiyorum. Yürekten bağlı olduğun yüce Yaradan’ın mekanını cennet eylediğinden hiç kuşkum yok! Zaten bütün anaların mekanı cennettir!
Sen rahat uyu sevgili anam!…
Rahat uyu!…


burhanaozbey@yahoo.com


AÇIK GAZETE: Başınız sağolsun Sayın Burhan Özbey…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.