Aradığınız Türkiye’ye şu anda ulaşılamıyor

Eğer bir yerde, 20 milyon insanın ölümünün nedenlerinden biri “tek millet, tek devlet” ideolojisini benimsemiş devletin uygulamaları yüzünden dağa çıkmış o milletten olmayan gençlerle, onları öldürmek için devletin görev biçtiği o milletten gençler birbirlerini öldürdüğünde; bir daha asla eskisi gibi atmayacak bir kalbe mahkum kılınan bir anneye “Sizleri doğuranın da Allah belasını versin. Geberin.”le hakaret edilerek Türk, Kürt olmaktan çok daha önemli bir şey insan olmak ayaklar altına alınıyorsa bilin ki o yerde, insan insanlığını bilmez haldedir.

Eğer aynı yerde “Bin Ladin’in öldürülmesinden mutlu oldum” demeci “ölen bir terörist bile olsa, bir insanın ölümünden mutlu olmak bize yakışır mı ?”yla medyasında sorgulanan, hakkında suç duyurusunda bulunulan Almanya Başbakanı Merkel’e gösterilen tepkinin onda biri bile gerillanın cesetlerini kurda, kuşa yem diye dağa, Bilican tepesine bırakanlara gösterilmemişse bilin ki o yerde, savaşta savaşlığını bilmez haldedir.

Tek bir söz, tek bir yasayla bittirilecekken bitirilmeyen bir savaşı bitirme gücünden yoksun, Hopa’da gösteride ölen göstericinin ardından ” ….., üzerinde durma gereğini duymuyorum. ” diyen bir Başbakana sahip o yerde; ard arda gelen ölüm haberleriyle “acaba, kimin ismini koyduğu mevsimdeyiz”i bilmeyecek halde, mesai bitimi bir yandan çantanızda bilet arar, diğer yandan otobüse yetişmek için koşar, okuduğunuz 18.yüzyılda Avrupa’ya gönderilmiş bir Osmanlı elçisinin payitahta yolladığı “Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir” kriptosu da zamanıymış gibi aklınıza düşerken, duraktaki sıra da kıvrıla, kıvrıla uzayıp gitmiştir.

Propaganda için en uygun zaman iş çıkışıdır önermesi gereği partilerin seçim şarkılarını bangır, bangır çalan minibüslerin istilası, “İstikrar sürsün, …”, “Türkiye rahat nefes alacak.”, “Ses ver Türkiye” afişleri, “Bu Pazar seçim olsa kim kazanır” anketleri de olmasa 7 gün sonra genel bir seçimin yapılacağına dair hiç bir emarenin bulunmayacağı şehirde, kuyruğa bakıp “ayakta mı, oturarak mı yolculuk ederim”i kestirme çabanızı, iyice bezdirmiş bahar yağmurundan önce harekete geçen arsız bir rüzgarın fularınızı yüzünüze kapaması bölecektir.

Bomba, top seslerini duymayınca, mahallesine, yaylasına gidiş yasaklanmayınca, yakınını kaybetmeyince savaşı “Asker Cudi’de terörist peşinde”, “ …. terörist öldürüldü” ana haber bülteniyle başlayan, biten bir olgu sananların kuyruktaki “Yeni açılan fırının ekmekleri nefis”, “Dikkat ettim öğretmenler çocuklarını özel okula gönderiyorlar”, “Daire başkanı, bakanın akrabasıymış” muhabbetiyse durağa yanaşan otobüsle kesilecektir.

Oy vereceğiniz “emek, demokrasi ve özgürlük” bloğunun adaylarını az daha seçime katmayacak devletlüm, militanları İstanbul’da BDP’nin seçim konvoyuna saldıran faşist ideolojili partinin baraj altında kalmasını dert edinmişler, seçimi kaset, püskevit, edepsiz ifadeli, sığ atışmalı “sitcom”a çeviren aylardır TV’de izlediğiniz partilerin liderleri, artık bıktırdığından daha şimdiden seçim gecesi özel yayın fragmanlarını dolandıran kanalların, “seçim sonuçlarını bizde izleyelim”, “genel merkezde izleyeceğim” planları yapanların, “kazanalım bak ben ne yapıyorum” özlemiyle o günü milat sayanların heyecanından uzaksınızdır.

Oysa oy verme saati sona erince önce en yakın ilk okula gidilen, açılan ilk sandıktaki ilk sonuç az çok bir fikir verdiğinden tanıdıklarla paylaşılan seçim akşamları pek eğlencelidir. O akşam TV başında seçim yasaklarının kalkması beklenirken bir anchorman da haber merkezine ulaşan sürpriz sonucu aktarır; “ Eöö, sonuçlar, herkesi şaşırtacak. “

Kinayeli konuşmanın “Kim kalesini kaybetti, kim baraj altı “ merakını kamçıladığı, her partinin artık bir holigan olmuş taraftarı sürpriz sonucu kendine yontuğunda, seçim yasakları da kalkar. Ülkedeki bütün ekranların altında, üstünde, sağında, solunda kırmızı, siyah harfli Türkiye geneli, açılan sandık sayısı, yüzdeler, grafikler, …, .

Adeta NASA üssüne dönüşen mekanlarda göz bir ekranda, bir internet, MSN, Facebook, Twitter’da, kulaksa telefondadır. Her refresh’te ölüp, ölüp dirilen partililerin “Ankara’da”, “ Diyarbakır’da” orada, burada kim kazandı “izliyorum, adam doğru söylüyor” sesleri.

Yüzlerce gazetecinin, köşe yazarının, bir ikisi, hariç seçim sonuçları kapak olacakken son dakikada yaptıklarını iddia ettikleri sandık çıkış anketiyle kendilerini kurtarmaya bocalayan onlarca araştırma şirketi patronunun “Bir tespitte daha bulunmak istiyorum sayın Kırca, Dündar, …, “, “ Bakın haritada sahiller CHP, MHP, güneydoğu BDP, …,”, “Ülke bir ayrışmada”, “Kılıçdaroğlu’nun kaderi de belirlendi”, “Seçmenin mesajını Başbakan doğru okumalı” yorumları.

Ve kullandığı tek bir oyla verdiğini söyledikleri mesajları dinleyen “helal olsun bana, meğer neler demişim” kabarmasıyla yarı uykulu, yarı içkili, yürek ağızda geceyi tüketen bir milli irade.

Sıra AKP’nin kazanması halinde kendilerini muhalefetle özdeşleştirdiklerinden “şu çağdaş, laik, İzmir gibi olaydı her yer, ne vardı”nın için, için erittiği başta mızıkçı beyaz Türkler olmak üzere “Ay inanmıyorum”laşan asker severlerin sahilde bir yere hatta yurt dışına gitmekten bahsedecekleri, gece izledikleri; …, ATAKLI, …, TÜRENÇ, …, ÖZKÖK izli, arka fonda bir “Harbiye marşı”nın eksik olduğu konuşmalar yapacakları, her seçim sonu nakaratlarını da unutmayacakları gündedir.

Sürekli mazeret üretip kendisi gibi olmayanları töhmet altında bırakmayı olağan davranış biçimi yapmış bu kardeşlerimize göre, seçimi kaybetme nedeni dağıtılan kömür, makarna, kahveyi alıp, AKP’ye oy vermemesi gereken halktır. Halk suçludur.

İşkenceleri, tehcirleri, darbeleri, darbe anayasasını %98’le onayladığında, biat ettiğinde, AP, CHP, RP, MHP, ANAP, DYP, SHP, DSP’yi iktidar eylediğinde beyinsiz demedikleri aynı halka karşı öylesine büyük bir infial içindedirler ki “bölgede” aldığı oyla en büyük mesajı veren Kürtleri, başlarına bela tek gerçeği Türkiye genelinde ciddi bir sağa kayışı bile fark etmeyeceklerdir.

Gün boyu da prototipleri Ege kıyılarının sakinleri “….., 27 Mayıs da, 28 Şubat da darbe değildir. …., TSK 12 Mart ve 12 Eylül’de yanlış yaptı ama giderilmeyecek yanlışlar değil. ….anlayışla karşılayabiliriz.” görüşlü Tarık Akan versiyonlu sanatçılar, aydınlarla beraber olur olmaz her olayda ileri atılıp “Aziz Nesin büyük adammış. % 60 demiş, bence % 80’i aptal” girişli, kendilerini % 40-20 akıllı içinde konumlandıran cümleler kurarlar.

Öyle ya en iyi eğitimi almış onlar, en güzel konuşur, anlar, yer, içer, giyinir, en doğru yolda giderken inatla yollarından gitmeyen bu aptallarla yaşamaya yine mecbur bırakılmışlardır.

Ellerindeki tüm olanakları seferber ederek “The Economist CHP’ye oy verilmesini istiyor”, “MHP mecliste olmalı”, “ABD’de AKP’yi sildi”yle seçmeni yönlendirdikleri partilerin neden bir türlü yeterli oyu alamadığına akıl, sır erdiremediklerinden sonuçları neredeyse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine taşımayı düşünecek ama “Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir” vecizeli Atatürk’ün, yaşasaydı belki “Kula kul olunmasın diye kaldırdım saltanatı. Sana emanetim Cumhuriyeti muasır medeniyete ulaştıramayan sen, ne hakla milletimi aşağılayıp kendini tatmin edersin” diyebileceğini düşünmeyeceklerdir.

Efendime söyleyeyim, kendini bildi bileli o yerin çarkını döndüren birbirinden farksız dişlilerin hepsinden tiksinen bazen de korkan, Pazar akşamı da “Aradığınız Türkiye’ye şu anda da ulaşılamıyor” mesajını almış biri de çıkıp, seçim sonucunun kriz geçirttiklerine; adı ölümle eşleşen Kürt sorununu çözmeyen, Sabahat Tuncel diyor ya ”bu halka yaptıklarınızın hesabını vereceksiniz” işte o yapılanlar “neymiş”i öğrenmek de istemeyenlerle dolu mıntıkalarda, kendini akıllı sanan aptallar sorunu var dese.

Varsayalım aptallık bir vaka, o zaman % 40-20 akıllı nasıl oluyor da o vakayı üreten, ki kesinlikle insanları aptallıkla suçlayanların yarattığı müesses nizama, bu yapıya değinmeyecek kadar aptal olabiliyor dese.

Türk, İslam sentezli ırkçılığı, militarizmi güzelleyen, devlet görevlilerinin katliam, darbe planladığı, katil olabildiği, yıllarca farklı düşünceyi, kitapları yasaklamış eğitimi ezberci, yoksulu bol, torpilci, rüşvetçi bu yapıdan ne türeyecekti; özgür, cesur, bireyler, aktivistler mi dese. Hımmm, o ne ki bebek.

İki, üç, beş defa tekrarlanan bir dizi, bir filmi izler gibi durmadan aynı şeyleri izleyen algılarıyla örtüşmeyen bir doğruyu tanımlayanı linçe kalkıştıran, sorgulamamayı belleten bu yapıdan; resmi, heykeli seven, Şamanları, Zerdüştleri, Alevileri yargılamayan, protesto gösterilerine tahammül eden Gandi’ler, Mandela’lar, Platon’lar, Picasso’lar mı ummuştunuz dese.

Tercihiniz, gerçektende, devlet eliyle yapılmış servetlerin altındaki günahları, 2010’da 28 olan milyarder sayısının 2011’de 39’a nasıl çıktığını, süre giden savaştan kimlerin milyar dolarlar kazandığını bilmek isteyecekler midir dese.

Yoksa teknolojik, bilimsel, demokratik gelişmelerin alıp başını gittiği dünyada, bir kere geldikleri bu hayatta boğuşturuldukları sorunların, acıların sorumlusu tekçi, muhafazakar bu yapıda yıllarca yönetimi, milli geliri, devleti paylaşmadığınız; mütediyyenler, ….,Kürtler, …., Aleviler ,…., Ermeniler, …, Romanlar, …, eşcinseller, …., artık “biz bakarken olmaz”la sahip olduklarınıza ortaklık istediğinden mi bu kadar öfkelenip , yüzsüzleştiniz dese.

Biliyorum, %60’ı aptallıktan akıllılığa terfi ettireceğiniz, halkı da halk sayacağınız gün; eseriniz müesses nizamının niyeyse hoşlanmadığınız ürünü düşüncelerin, …, değerlerin, …, türbanın, …, her an gözlerinizin önünde olmayacağı, CHP’nin, MHP’nin seçim kazandığı gün olacaktır dese.

Bunları dillendiren o biri kadar acımasız olmayacak sizse, devrim istiyor ama devrilmesin de istiyor pozisyonlu, değişim engeli bu numaracı kardeşlerimizin üzüntüsüne daha fazla dayanamayıp müjdeyi vereceksinizdir; “ABD’deki Emory Üniversitesinden bir grup bilim adamı, yaptıkları testlerde aptallığın genini” bulmuşlar. RGS14 geni etkisizleştirildiğinde aptallık sona eriyormuş. Seçim gecesi hayatı kendinize zehir etmenize değmeyecek değil mi ?

Olabilecek en iyi dünyada yaşanmadığının farkındalığında, bu hal ve gidişte, gelecekte bir kuşkular yumağına dönüşmüşken birileri de gelir yalnızca yüreğinizle değil, ruhunuzla da oynarlar. Ne çekeceğinizi düşünmezler bile.

Sonra, neden, bu kadar çok yaran var ? kim yaraladı seni böyle? der biri. Duydum. Bilgi acıtır, ölesiye yaralar dersiniz. Tanrının dönüş yolunu tarif etmemesine hayıflanan, payına da yine ayakta yolculuk etmek düşmüş siz.

Gülsen FEROĞLU
05.06.2011

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

5 × 4 =