Arkadaki kadın

Arkadaki kadın

0
PAYLAŞ

Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır derler. Buna inanmak çok zor. Nice başarısız erkeğin arkasında da nice kadın var. Her hırslı erkeğin arkasında bir kadın var deselerdi belki daha doğru olurdu. Her şey biraz da bizim başarıdan ne anladığımıza bağlı değil mi? Tolstoy dırdırcı karısından yandım Allah diye kaçarken küçük bir istasyonda ölmedi mi? Dostoyevski’nin arkasındaki kadının da dehanın yükünü kaldırabilecek biri olduğunu söylemek zor. Zavallı Balzac geç zamanda evlendi, onca savaşımını tek başına yaptı, sonunda bir kadına kavuştuğunda çoktan Balzac olmuştu. Kafka’nın Kafka olmasında Milena’nın etkisi ne kadardır? Sokrates’in ünlü Ksantippe’si bir çenebazlık anıtıydı, filozofun yaşamına yol gösteren ilkelerden biri de Ksantippe’nin saçmalıklarına dayanmaktı. Baudelaire her türlü ahlaki değerden yoksun bir kadını ömür boyu sürüklerken bir yandan da hayırsız bir annenin olmayan sevgisini özleye özleye yaşadı. O can verirken başında bekleyen anası onun dünyanın dehalarından biri olduğunu bilmiyordu. Karacaoğlan kadınları öpülecek birer çiçek gibi görürdü. Sait Faik aklı başında bir kadının özlemiyle yaşadı ve öldü. Ahmet Haşim kadınsız dünyasını renksiz ve kokusuz bir ortamda erkenden tüketip çıktı. Ziya Osman ve Cahit Sıtkı arkadaşlar evlilik denen o güzelim kuruma girdiklerinde zaten çoktan şair olarak biliniyorlardı.

Bu örnekleri verişimin nedeni bazı erkeklerin kadının sağladığı itici güçten beslenmeksizin de başarılı olabildiğini göstermek içindir. Demek ki her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü doğru değildir. Bunu bazı başarılı erkeklerin arkasında kadınlar olabilir diye düzeltmek sanırım yanlış olmaz. Gerçekte dünya başarısız erkeklerle ve onların arkasında ne yaptığı pek bilinmez kadınlarla doludur. Başarıyı daha geniş anlamda alırsak bu her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır sözü gerçeğe çok uzak olmayabilir. İşini kısa zamanda geliştirip on yılın içinde üç fabrika açmış bir sanayicinin arkasında hırslı bir kadının olabileceği gerçeğine hiçbirimiz yekten hayır diyemeyiz. Hırs konusunda kadın itici güçtür. Belki de ünlü ve unvanlı birçok kimsenin, örneğin felsefe profesörlerinin arkasında da bu türden kadınların olması mantığımıza ters düşmez. “Bak canım, Zeki bey ömür boyu sekiz makaleden başka bir şey yazmadığı halde kırk yaşında profesör oldu, sen uyuşuk herif elli beşe geldin üç tane de aforizma kitabı yazdığın halde doçentsin!” Bu çıkışmanın Doçent Doktor Sadık Kilimci bey üzerinde nasıl itici bir güç oluşturabileceğini sizler benden iyi bilirsiniz dostlarım. “Alemin yüzüne bakamaz oldum, ikide bir bana soruyorlar Sadık bey ne zaman profesör olacak diye. Ben de diyorum ki kendisi dekan yardımcısı olduğu için başını kaşıyacak vakit bulamıyor ki profesörlüğe başvurabilsin. Kimse sözümü ciddiye almıyor. Ah ben ne talihsiz bir kadınmışım. Annem demişti o zaman bana…”

Dehaların kadın gücüne gereksinim duyacaklarını düşünemiyorum. Kadın sıcaklığını yaşamadan kendisini dünyanın en büyük romancılarından biri kılmış olan Flaubert Madame Bovary’yi yazarken arkasında bir kadının varlığını duymuş olsaydı ne değişirdi? Şöyle mi soracaktı “bayan”ına: “Canım sevgilim, ben şimdi bu kendini bilmez Emma’yı öldürmek zorundayım. Ona acaba zehir mi içirsem yoksa başka bir yol mu bulsam?” Kadın birden celalleniyor: “Ne demek Emma’yı öldürmek şekerim, aklını başına topla, zavallı çaresiz kadını öldüreceksin de eline ne geçecek, en iyisi sen onun karşısına şöyle sırım gibi aklı başında bir adam çıkar, Charles’ı da öldür…” Kadın gücü denen şeyi hiç de hafife almayalım. Kadının dediğini Flaubert yapar mı yapardı ve o acılı öykü sonunda bir mutluluk öyküsü olup çıkardı. Eh bizler de sevinirdik, neden olmasın, başkalarının mutluluğu bizi mutsuz edecek değil ya.

Bu arada biz erkeklerin başarısını konu edinirken kadınların başarısından hiç sözetmedik. Dünyanın her yanında başarılı siyaset kadınları var. Meclislere giriyorlar, bakan bile oluyorlar. Bunlardan karnı burnunda biri geçen günlerde Güney Avrupa ülkelerinden birinde bir askeri birliği denetliyordu. Şu kavanoz dipli dünyanın bir yerlerinde kadınlar kırılmış gibi bilim kadını olmak üzere üniversiteleri dolduruyorlar. Üniversitelerdeki bu kadın yığılması elbette erkek bilim adamlarının kadınları çok sevmesiyle ilgili değildir, kadınların bilime olan tutkularıyla ilgilidir. Acaba? Üniversite ortamlarında bilimin ne ölçüde ve nereye doğru ilerlemekte olduğunu saptayacak veriler yok elimizde. Hepsi bir yana, bizleri şu zavallı dünyalarımızda felek kadınsız bırakmasın. Başarılı olamasak bile mutlu oluruz onlarla, mutlu olamasak bile dünyanın kaç bucak olduğunu anlarız. Ne biz onlarsız olalım ne onlar bizsiz olsunlar. Gerekirse çalmadan parmaklarında oynatsınlar bizi. Arkamızda olsunlar da.

BİR CEVAP BIRAK