Ağırlığın kadarsın, uzandığın yerdesin….

Zaman nasıl da uzuyor bir eşikte,
atlamakla atlamamak arası,
bir gülme geliyor insana, ağlamak arkası…
eğreti bir kararsızlıkla
sendeliyorsun..
ne bir adım ileri ne bir adım geri …
duruyorsun…
koltuğun üstüne yığılmak istiyorsun
ve aynı anda basıp gitmek..
gereklilikler ve arzularla dolu güne
uzun bir çentik daha…
her gidenin karşılayanı var mıdır?
ya her kalanın sebebi?
bu uzatır adamı…

Bazıları bir bulmacanın içine tıkmışlar kendilerini
çözer gibi bulmaya çalışıyorlar birbirlerini.
bu yüzden hırs kaynıyor fikirleri…
bu yüzden görünene değil
zannettiklerine inanmayı seçiyor zihinleri…
bu yüzden sendeki bu kaçma isteği
bu yüzden göğsünü sıkıştıran bu daralma…
Ama şarkılarımız var allahtan..
lacivert bir akşamüstü,
Boğaz‘ın sularına bıraktınmı gözyaşlarını Kanlıca’dan
köpük köpük topluyorsun kırılan parçalarını
karşı kıyıdaki bir taştan..
bu uzatır adamı.

Çok sevmek çok gitmek çok kalmak
çok iş çok aşk çok sabır çok kahır…
ama ben bu -çok-lardan bahsetmiyorum,
bu çok-ları topladığın zaman
yirmibeş kilo birden alırsın..
uzadığın yer başka…
incelikli şeyler bunlar…
21. yy da hayatın içine girme cesaretini gösteremeyen
ayarsız gamsızlığın
ya da tam tersi
duvarları yumruklatan kontrolsüz öfkenin,
eşiğin öbür tarafına geçiremeyen
o hayret verici basiretsizliğini…
Eyleme dökülemeyen ama hararetle kaleme dolanan
izahı zor hayat mücalesinin
bir gün gelip de adamı hallaç pamuğu gibi
havaya fırlatıvermesini..
şüphesiz kaderle bağdaştırmıyorum.
Bedenini ve bütün hücrelerini
farkındalıklarınla inşa etme projesidir ; insan olmak..
insanlığınla duruyorsan eşikte, o da iyi..
değilsen..
ağırlaşırsın ama uzayamazsın…
demek istediğim…
hergün allah belanı vermemiş bir yüzle sabaha uyanma isteği…
demek istediğim…
gitmek…
yaydan fırlayan ok gibi
topyekün…
pazar hali gibi değil
mezar malı gibi değil
savaş enkazı gibi değil
kanlı canlı istekli kararlı
‘tamam ulan işte burdayım’la
yaşamaya gitmek…
bir ateş çemberinden atlamayı göze almak…
yanmayı göze almak…
hayatın tam kalbine saplanmak
sivri bir kaç yalan boğmak
masanın üzerine yumruğunla
kocaman vicdani bir -budur- bırakmak
yağmura kara bütün coğrafi olaylara
mağrur bir yumuşaklıkla kaymak,
daha çok ümit daha az kaygıyla
kapıları açmak..
bir bakışa ‘güven’ aşılamak
biraz da pek muhterem bir neşe…
çekerse kahve
çok kahve koymak
illa sigara demiyorum
ama o da var.
Ekmeği denize banıp yemek gibi hani
tuzda şekillenmek…
bunlar uzatır adamı..

Kendini nereye koyduysan bul…
Ağırlığın kadarsın
Uzandığın yerdesin..

sibelbengu@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.