Arp’in tellerinde Anadolu

Arp’in tellerinde Anadolu

0
PAYLAŞ

Oysa Arp, bir Anadolu enstrümanı. Kökeni, Hititlere kadar uzanıyor. Cura, ney ve sipsi ile birlikte arp dinlediğinde, hele türkülerimizi seslendirdiğinde, Anadolu’da gezintiye çıkar gibi oluyorsunuz. Bir nehrin akışkanlığının cokusuna kapılıyorsunuz, ya da dağ esintileri içinde bir yolculuk yapıyorsunuz.

Arp, daha çok kadınların çaldığı bir enstrüman. Sınırlı sayıda olsa da, erkeklerde bu enstümanı çalıyor. Çağatay Akyol, yıllardır Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda, arp çalan bir sanatçımız. Ancak, sadece arp de çalmıyor. Başka marifetleride var.

Bu yaz başında İstanbul Festivali’nde, Fazıl Say’ın 2.Senfonisi, Mezapotamya Senfonisi, HaliçKongre Merkezi’n de ilk kez seslendiriliyor. Değişik bir Senfoni. Çağdaş bir ağıt. Değişik enstrümanlar öne çıkarılarak bestelenmiş. Dört ayrı enstrüman, ağırlıklı olarak eserde yer alıyor. Bu enstrümanlardan biri de, bas blok flüt. Bas blok flütü çalan da, Çağatay Akyol. Eserde arp de var. Ancak başka sanatçı çalıyor. Arp sanatçısı, Çağatay Akyol’da, bas blok flüt çalıyor. Eser, Bodrum Turgut Reis’de ikinci kez seslendirildiğinde, daha dikkatli, izlemeğe ve dinlemeğe çalıştım. Bas blok flüt, eserin bütünlüğü içinde uyum içinde yer alırken, onu seslendiren Çağatay Akyol’un da, diğer enstrümanlar ve orkestra ile bütünleşmesi, bir arp sanatcısı olduğu kadar, bas blok flüt sanatçısı da olduğunu gösteriyor. Mezapotamya Senfonisi, Antalya da iki kez, geçen hafta da İstanbul’da ikinci kez seslendirilerek, ülkemizde 5 kez seslendirilmiş oldu. Ancak, daha Ankara da seslendirilmedi. İstanbul’da ki son seslendirmede, CD için kayda da alınmış. Bu sevindirici bir haber.

Biz tekrar, arp üzene yazmaya dönelim. Bu akşam Ankara’da bir konser var. Keman ve Arp. Cihat Aşkın ve Çağatay Akyol bir Konser verecekler. Keman ve arp arkadaşlığı, ya da Cihat Aşkın ve Çağatay Akyol arkadaşlığı. Bu birliktelik, uzun yıllar öncesine dayanıyor. Hatta beraber çıkardıkları bir CD’de var. Cihat Aşkın ve Çağatay Akyol. Şimdi bu yazıyı hazırlarken de, bu CD’yi dinliyorum. Klasik eserler var. Bach, Donizetti, Bochsa, Spohr ve Saint-Saens. Ve bir de, Can Atilla. ‘Elegie’ adlı eseri. Bu eserin diğer bir adı da, “Bellini Portreyi Yaparken”. Bu eser, Çağatay Akyol için bestelenmiş. Daha sonra bu çalışma, Can Atilla’nın, “1453-Sultanlar Aşkına” adlı albümünde de yer alıyor. Biraz değişiklik yapılarak. Fatih ve Bellini. Cihat Aşkın – Çağatay Akyol, CD kaydı, 2006 da yapılmış, 2009 da yayımlanmış. Keman ve arp ile, Fatih dönemine doğru, İstanbul a bir yolculuğa çıkyorsunuz. Şimdiki zaman yolculuğu gibi, trafik keşmekeşi yok bu yolculukta. Bu akşam ki program da, hangi eserler yer alacak bakalım.

Çağatay Akyol’un bir başka çalışması ise, 2004’e uzanıyor. “Lirik”. Bu kez, arp ve blok flüt. İşin ilginç yanı, her iki enstrümanı da Çağatay Akyol çalıyor. Ayrı ayrı kaydetmiş ve sonra birleştirmiş. Her iki çalışma da, Kalan Müzik etiketini taşıyor. Bu çalışma zaten, Mezapotamya da, bas blok flüt çalmasının bir başlangıcı, ya da habercisi oluyor. Bu çalışmayı ne yazık ki edinemedim. Piyasa da da görmedim. Yarın İstanbul’a gittiğimde, Kalan Müzik’de kalmış mı bakalım ve edinip, dinlemeye çalışacağım.

Çağatay Akyol, uzun bir süre yurt dışında da bulunmuş, müziği orada sürdürmüş. Zaman zaman yurt dışında da, değişik orkestralarda yer alıyor. Sanatçılar dünya vatandaşı diye boşuna söylemiyoruz.

Arp ve Anadolu’ya dönelim yeniden. Yeni bir çalışmanın ön sesleri. Arp ve Anadolu. Arp, doğduğu topraklardan, bu topraklarda doğan türkülere eşlik ediyor. Bir birleşme, bütünleşme. Bir hasad zamanı adeta. “ARPANATOLIA”. Arp ile birlikte, cura, ney ve sipsi. Anadolu türkülerini yorumluyorlar. Tellerin sesi, küçük nefeslilerin sesine karışıyor. Bir evlilik yapıyorlar. Saz ve benzeri bir çok enstrümandan dinlediğimiz, hepmizin bildiği türküler, bu kez arp katılımı ile seslendiriliyor. Bir başka güzellik.

Ben Balıkesir Lisesi ni bitirip, 1967 de Ankara’ya geldiğimde, o daha dünya da yok, 1969 da Balıkesir’de doğmuş Çağatay Akyol. Ankara Devlet Konservatuarından mezun ve 1988 den bu yana da CSO üyesi. Bir çok orkestralarda görev alıyor. Solist olarak da programlarda yer alıyor. Yarışmalar kazanıyor, yarışmalarda jüri üyesi olarak görev yapıyor. Yurt dışında misafir sanatçı oluyor. Oda müziği konserlerinde de yer alıyor. Arp ve Çağatay Akyol, sedece Anadolu da dolaşmıyor. Dünyayı da dolaşıyor.

Ferhat Erdem. 1969 Burdur doğumlu. İşletme öğrenimi görüyor. Ama yaşamı müzik. Dinleyerek, araştırarak öğreniyor. Yöresini ve çevresinin, türküleri ve folkloru üzerine yoğunlaşıyor. Öğreniyor,öğretiyor ve araştırmalarını da geleneksel müziğimiz üzerine sürdürüyor. Ve de çalıyor. Sipsi, iki telli yörük curası bunlar arasında. Üniversitelerde ve TRT de bu konuda çalışmalar yapıyor. Araştırmalara, tezlere kaynak oluyor, buluyor, çalıştaylara katılıyor. Anadolu müziği ve enstrümanları, folklor çalışmaları, yaşamı.

İki Anadolu aşığı buluşuyor bu kez. ARPANATOLİA doğuyor. Önce, arp ve cura. “Çiğdem Havası” ile başlıyor. Toroslarda geziniyoruz. Yörük çadırlarına girip çıkıyoruz. Dağ da, gürül gürül akan sulardan içiyoruz. Çiçek topluyoruz. Sevda türküleri söylüyoruz. Sonra, yine arp, ama bu kez ney ile beraber, “Gesi Bağları” diyorlar. Yine dolaşıyoruz, üzüm derliyoruz, sevgiliye selam gönderiyoruz. Sonra sıra, Teke ezgilerine geliyor. Bu kez ise arp ve sipsi seslendiriyor. Son olarak canlı bir performans, tarihin derinliklerine uzanıyorlar. Arp, doğduğu yörelere ve döneme uzanıyor. Altı “Hitit Lirleri”, yeniden yaşam buluyor.

Bu çalışma gelenekten, günümüze ve geleceğe uzanıyor. Arp ve nefesliler, iki telli cura, doğdukları topraklar da, bu toprakların seslerini yeniden yorumluyorlar. Zengin bir kültür geçmişini belgeliyorlar. Geleneksel ve çağdaşlık, özgün olarak yeniden bir araya gelip, günümüzün çoraklığını zenginleştiriyorlar. Bu enstrümanları, yeni nesillere, doğup, geliştikleri yerlerden beslenerek ulaştırıyorlar. Tınılar, yeniden bir başka anlam daha kazanıyor. Çok sesliliğin zenginliği ile, yaşamın renkliliğini birleştirip, ses ve görüntü olarak aktarıyorlar.

Türküler, biz. Hiç bir dönemde, sarayların, itidarın müziği olmamış, halk ile yoğrularak, doğmuş ve halk yaşatıyor. O nedenle, soluğu hiç bir zaman kesilmiyor. Bazen doğadan esinleniyor, bazen aşık oluyor, bazen acı çekiyor, bazen baş kaldırıyor. Ama hep yaşıyor. Yaşamın soluğunu taşıyor.

Tek telli sazdan çıkan nağmeler rock müziğine de dönüşebiliyor. Çok seslenerek senfoni de olabiliyor. Caz içinde de haykırışını, bu nefesliler sürdürüyor. Bazen romantik, bazen ağıt. Caz deyince aklıma geldi. Akbank Caz Festivali, çeyrek yaşını doldurmak üzere. Ve her yıl değişik sürprizlerle de, bizi beklenti içine sokuyor. Bu caz festivali adı ile de iyice özdeşlşti. 2013 son baharında, bakalım biz neler göreceğiz, dinliyeceğiz bu festivalde. Sesli düşünüyorum. ARPANATOLİA, seneye sonbahara kadar yeni katkılarla mutlaka sürecek. Bu başlangış, gelişecek, serpilip büyüyecek. Seneye, Akbank Caz Festivalin de yer alırmı, dinlermiyiz. Bakalım . Neden olmasın. Biz dileyelim, Orada veya başka yerde mutlaka buluşacağız.

Anadolu’nun sesi ve tınıları, yüzyıllardır, değişik uygarlıklara tanıklık etmiş,sahne olmuş. Dönemlerin seslerini, yaşam biçimlerini, yaşamı yorumlayışlarını, sevgilerini, paylaşarak, büyüterek, bu tınılarla günümüze taşıyorlar. Geleceğe de taşıyacaklar. Şimdi yeniden Arp, bizi Anadolu da gezdirmeye başlasın. Bakalım nerelere götürecek.

____________________

ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK