ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİN!

ASLA YALNIZ YÜRÜMEYECEKSİN!

Uzun bir süre sonra içerik üretiyorsam bu ancak zülfü yâre dokunmak için olabilirdi. Tam yerine rast gelip manzara koymayı da ihmal etmek istemediğim konularda en bereketli coğrafyalardan birinde yaşadığımızı elbette vurgulayacağım. Bu sebeple “Mücadelemiz” adını verdiğim bir yazı dizisiyle; yaşam döngüsü için, daha iyi bir insan olmak için var oluş mücadelesi veren tüm hikâyeleri, mekânları, kişileri, oluşumları ve nicelerini buraya taşıyor olacağım. Özellikle de her şeye erişebildiğimiz bu dijital çağda, bilgi üretimi için ölçümlenmiş çalışmalara ulaşmak bu kadar kolayken, bu kesin bilgileri yayma hakkını kullanmak da tamamen tüketici tercihinde bir eylem. Kusura bakmazsanız ulaşabildiğim her kesin bilgiyi yayacağım. Meraklı bir bilgi tüketicisi kıvamındaki geri dönüş hakkımı içinde bulunduğumuz aktivizm haftasına ithafen kadın cinayetlerinden yana kullanıyorum. 

Yeryüzündeki en negatif anlamları en ruhsuz haliyle taşıyan “cinayet” kelimesi birçok ataerkil, politik, hiyerarşik anlamı yeniden üreterek “kadın cinayetleri” adı altında tekrar sınıflandırılıyor. Korkunç. Kötülük biliminin kendi içindeki kümelerinden bahsediyoruz. Şiddete ve cinayete karşı bir mücadelede olmamız gerekirken, bir adım dahi ilerleyemediğimiz için “kadın cinayetleri” diye altını çizmek ve farkındalık yaratmak zorunda kalıyoruz. Üzerine sonsuz cümleler kurulmuş derinlikteki bu mücadele sadece bizim coğrafyamızın değil dünya üzerindeki tüm kadınların kanayan yarası. Bırakın o yaranın iyileşmesini, kabuk bağlamasına da izin verilmiyor. Şiddet ve vahşetin yeri değişiyor, isimleri değişiyor ama sebepleri asla değişmiyor. Ataerkil bir ego ve yaptırımsız cezalarla durmadan yola devam ediliyor. Yasalar yerine kadın platformlarına, basın ve medyanın bilgi aktarımı yerine sosyal medyanın yarattığı baskıya şükrediyoruz. Örneğin yakın zamanda sonuca varılan Şule Çet davasında, sanıkların yakınları, üzerine bir an bile düşünmedikleri şu cümleleri kurmuş: “Halk ve sosyal medya baskısı yüzünden tutuklanmak zorunda kaldık. Yalan haberlerle halk galeyana getirildi. Buna rağmen hala ben tecavüz ve öldürmekten yargılanıyorum.” Bu cümlede gördüğümüz bastırılmış gerçeklik ise, “Eğer bu kadar üstüne düşmeseydiniz iş buralara kadar gelmeyecekti, biz de bu kadar ceza almayıp yolumuza bakacaktık.” İyi ki sosyal baskı ve kayıtsız kalamayan vicdanlar var. Bu sosyal baskının verdiği mücadeleyle, sonuca giden yolda payı olan hikâyeleri bir gün olsun unutursak kalbimiz kurusun. Bu hikâyeleri tekrar hatırlamak ister misiniz? Evet istersiniz. 

MÜNEVVER KARABULUT: 2009 yılında erkek arkadaşı tarafından erkekliğine hakaret ettiği gerekçesiyle bıçaklandı. Daha sonra cesedi testereyle parçalara ayrılarak çöpe atıldı. Çok sürmeden katil zanlısının iş adamı Nida Garipoğlu’nun oğlu Cem Garipoğlu olduğu ortaya çıktı. Cinayetten yaklaşık 90 gün sonra da yakalanamayan Garipoğlu’nun 186 ülkede aranması için Interpol tarafından kırmızı bülten çıkarıldı. Interpol, Garipoğlu’nun bulunması için 6 farklı dilde özel bir video hazırlattı. Günler geçtikçe zanlının yakalanamaması, Karabulut ailesini de harekete geçirdi ve Münevver adına Facebook’ta bir grup kuruldu. Grubun üye sayısı 10 binlere ulaştı ve buradan hareketle birçok yürüyüş düzenlendi. Tüm bunlar yaşanırken Adlı Tıp Kurumu’nun otopsi raporu ise ikinci bir tartışmaya neden oldu. Raporuna göre Karabulut’un cesedi üzerinde zanlı dışında birine ait sperm örnekleri bulundu. Zanlının ailesi ve birçok arkadaşından sperm örnekleri alındı ancak sonuçlar uyum sağlamadı. Hazırlanan ikinci otopsi raporunda sperm örneğinin aynı gün otopsi yapılan başka bir cesede ait olduğu belirlendi ve bir görevli hakkında soruşturma başlatıldı. Bir diğer tartışmalı isim ise; “Kızlarına sahip çıksalarmış” açıklamasını yaptığı için kamuoyunda tepki gören dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah oldu. Ardından göreve gelen yeni Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın da katil zanlısının en yakın zamanda bulunacağına dair açıklamalar yaptı. Cem Garipoğlu cinayetin 197. gününde avukatı tarafından Bahçelievler’de polise teslim edildi. Cinayeti işlediği iddiasıyla Cem Garipoğlu ve babası Nida Garipoğlu, “suç delillerini yok etmek” iddiasıyla annesi Makbule Garipoğlu, Cem Garipoğlu’nu sakladığı iddiasıyla amcası Hayyam Garipoğlu, “suçluyu kayırmak” iddiasıyla Habib Kurt, Mehmet Karakayalı ve Ahmet Batur hakim karşısına çıktı. Dava sonucunda Cem Garipoglu 24 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Annesi ve amcasına da 3’er yıl hapis cezası verilirken babası beraat etti. Davanın sonuçlanmasının ardından Karabulut ailesinin Cem Garipoğlu‘nun ailesine karşı açtığı maddi ve manevi tazminat davası 8 Ekim 2013 tarihinde sonuçlandı. Dava sonunda Garipoğlu ailesinin 37 bin 500 lira maddi, 1 milyon 250 bin lira manevi tazminat ödemesine karar verildi. Cezasının 5 yılını tamamlayan Cem Garipoğlu, bir sabah koğuşunda kendini asmış halde bulundu.

ÖZGECAN ASLAN: 11 Şubat 2015’te Mersin’in Tarsus ilçesinde tecavüz girişimine direndiği için bir minibüste defalarca bıçaklandı. Ardından demir çubukla dövülüp cesedi yakılarak öldürüldü. Cinayetten sorumlu baba-oğul Ahmet Suphi-Necmettin Altındöken ve Fatih Gökçe ağırlaştırılmış müebbet cezası aldı. Ayrıca tecavüz ve diğer suçlardan da minibüs şoförü Ahmet Suphi Altındöken’e 27, arkadaşı Fatih Gökçe’ye 24 yıl hapis cezası verildi.

ŞULE ÇET: 29 Mayıs 2018’de işvereni Çağatay Aksu ve onun arkadaşı Berk Akand ile buluştuktan sonra cinsel saldırıya uğramış ve kaldıkları plazanın 20. katından atılarak hayatını kaybetmişti. Yakın zamanda karar duruşması görülen davada sanık Çağatay Aksu; cinayet suçundan müebbet, nitelikli cinsel saldırıdan 10 yıl, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmaktan 2 yıl 6 ay olmak üzere toplamda müebbet ve 12 yıl hapis cezası aldı. Önce ağırlaştırılmış müebbete çarptırılan Çağatay Aksu’ya “iyi hal” indirimi uygulanarak müebbete, cinsel saldırı suçundan aldığı cezaya da aynı indirim uygulanarak 12 yıla düşürüldü. Diğer sanık Berk Akand ise cinayete yardımdan 12 yıl 6 ay, tecavüze yardımdan 5 yıl, kişiyi hürriyetinden yoksun kılmadan 1 yıl olmak üzere toplamda 18 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Şule Çet’in ailesinin avukatı Umur Yıldırım ise sanık Çağatay Aksu’nun iyi hal indirimi almış olmasını bir üst mahkemeye taşıyacaklarını ifade etti.

CEREN DAMAR: Çankaya Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma Görevlisiydi. Sınavda kopya çekerken yakaladığı Hukuk Fakültesi öğrencisi Hasan İsmail Hikmet tarafından 2 Ocak 2019’da öldürüldü. Savcı, sanık Hasan İsmail Fikret’i “canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme suçu”ndan ağırlaştırılmış müebbetle cezalandırmak istedi fakat dava tanık beyanlarının tamamlanması için 24 Ocak 2020’ye ertelendi. 

EMİNE BULUT: Kırıkkale’de eski eşi tarafından bıçaklanarak 10 yaşındaki kızının gözleri önünde katledildi. Emine Bulut’un 10 yaşındaki kızının “Anne lütfen ölme” şeklindeki feryadı 18 Ağustos’tan beri kulağımızda çınlıyor.  Olayın ardından tutuklanan sanık Fedai Varan’a, “canavarca hisle tasarlayarak adam öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açıldı fakat “kasten adam öldürmek” suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

GÜLEDA CANKEL: 19 yaşında hayatının baharında olan üniversite öğrencisi Güleda Cankel, ayrılmak istediği sevgilisi tarafından boğulmak istendi. Genç kız buna karşı direnip kaçmak isteyince bıçaklanarak öldürüldü. Davası henüz gerçekleşmedi. 

CEREN ÖZDEMİR: Ordu Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları öğrencisiydi ve özel bir kursta bale dersleri veriyordu. 20 yaşında olan Ceren Özdemir bale dersi çıkışında, evinin bulunduğu bina girişinde bıçaklı saldırıya uğrayarak yaşamını yitirdi. Katil Özgür Arduç’un 14 yıl önce yine Ordu’da bir çocuğu öldürdüğü, 13 yıl boyunca kaçtığı, 2018 yılında da hırsızlık yaparken suçüstü yakalandığı ortaya çıktı. Üstelik Ceren Özdemir’i katletmek suçundan yakalandığı sırada da iki polis memurunu bıçakla yaraladı. Cinayeti kapkaç için işlediğini söyleyen Arduç’un davası henüz görülmedi. 

Bütün bunlar olurken her şeyi konuşmak, her yerde anlatmak, hukuki mücadele ve takip ile toplumsal hafızanın zayıflamasına mahal vermemek gibi küçücük ve büyük adımları atmak için birlikte yürüyeceğimiz çok fazla oluşum var. En güçlü olanları da Kadın Meclisleri ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu. Her davaya katılım gösterip, nasıl daha iyi olabiliriz sorusuna cevap arayan bu platformların bir parçası olduğunuzda her an dikkatinizi uyarmış oluyorsunuz. 

Kapanışı; hatırda kalır bir farkındalığa imza atan feminist kolektif Las Tesis’in “Yolunda bir tecavüzcü” dansıyla yapmak istiyorum. 

Buyrunuz; https://dadanizm.com/2019/12/03/manifetso-gibi-dans-silideki-kivilcim-dunyaya-yayiliyor/

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.