Aslında niye bugün öldürüyoruz ki bizi?

Ve aslında biz,…
Ölmekten ve dolayısıyla sevmekten, koşulsuz aşka girmekten, kavgada yenilmekten, kaybetmekten hep korkuyoruz..

Varoluşumuzla başlayan, gün geçtikçe farkettiğimiz ölüm korkusu yönetirmiş meğerse hayatımızı. Meselemiz nerde ne an göçeceğimiz değil bir taraftan. Son nefesini verene kadar, kısalan yolda yapamadıklarının telaşı yönetir olurmuş hayatı hep alttan.

Ya yapamadıkların, göremediklerin, sevemediklerin daha güzeldiyse.. Ya onları yapamadan,dünyanın öbür ucuna gidemeden, bizi havalandıran aşkı yaşayamadan ölürsek..Ya zaman yetmez ise…Ya bulduğun aşk başkasına giderse de aynısından bulmazsan..
Hem bu zamanın yetmeyeceğini düşün hem de ince ince beynini kemiren kaybetme korkusu, tetiklesin seni. Hiç ölmeyecekmiş gibi tapusunu almaya çalış yanındakinin. Bu uğurda esasen çok beğendiğin kendinin eksiklerini bulmaya, yaftalamaya başla. Hesabı da yanındakine yolla.

Kaybetme korkusu zillerini öttürürken kafanın içinde, hiç beklenmeyen aldatmak denen olgu giriverirmiş hayatına. Kendine güvenin eksilmesiyle, başka türlü görünmenin telaşıyla, karşı cinsin üzerindeki egemenlik elden gidiyor çekincesiyle karart dünyanı. Aldatırken aldatılacağını bilinçsizce de olsa düşünmekten de alıkoyamazmış insan kendini. İçinde olmayanı karşındakinden bekleyemeceğin için kendi hazır hale getirirmişsin bu salgına bir taraftandan. Hem de beklemediğin yerden yiyebilirmişsin yumruğu. Sen sevgilini aldatırken, belki ortağın aldatacak seni bu karmada..

Kaybetme korkusu, eksen kaydırırken, benliğinden uzaklaştırırken, değer yargılarına yabancılaşırken sen, yapmayacağın şeyleri yapmaya başlarmışsın. Aldatılmaktan korkan kişi bunun etkisiyle olmadığı gibi görünmek için çaba sarfedip, aklını hiç çalıştıramayacağı kurnazlıklara girip türlü senaryolar üretir olurmuş meğerse.

Neyse bu konu kenarda dursun, daha çok fazla alt detay verir bu aldatma/aldatılma…………

İşin aslı; dünyanın en eski ilacını, sanatı bulmuşuz iyi ki kendimize. Bütün yaratılar bu kaygıyla çıkmaz mı ortaya?
Sanatın her dalı, bir meydan okuma savaşı değil mi ölüme karşı? Resimler, romanlar, -ölmez- besteler…. hepsi bir sonrakilere kalacak, sanatçının mirası değil mi aynı zamanda?
Ben halen buradayım, işte orada… Elinizdeki kitapla, önünüzde duran resimle beyninizin hücrelerinde yaşıyorum demek olmuyor mu yaratmak aynı zamanda? Besteler ölmüyor ne de olmasa..

Kendini gerçekleştirmek denen şey, yaratandan genetik miras gibi görüp üretmeyi, o arzuyla sarılmak değil mi hayata?

Yarının olmayışını unutmazsak korkuya da yer yok, hem zaten dün belki halen bugün.. Kim ölçüp doldurdu ki zaten onları bir bardağa?

Bitmez bitmez daha bunlar da bitmez…
Hastalık, yalnızlık,başarısızlık korkusu ve daha neler neler…
Eser yaratamıyorsak ne olacak peki? Yok mu o zaman bunun bir ilacı?

Korkularınla olduğun gibi seversen kendini en güzel yaratı bu değil mi? Korkularına sebep olan hırsların, arzuların bitmez mi o zaman..Arzu biterse hırs kalır mı? Bir şey olmadığımızı anlamazmıyız o zaman? Bir şey olmamayı başarmak her şey olmaya denk gelirmiş işte.. Elbette korku kalmaz geriye..

Dünün tortularını bugüne taşımayınca, olmayan yarınlara atfettiğimiz beklentiler de kalmaz. An denen şeyin içinde olduğumuzu anlarız belki işte.

Zuhal Gürçimen.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.