Asmak ya da asmamak

PAYLAŞ

Ciğeriniz yanmışsa, onu yakanı ipte sallanır görmek en büyük isteğiniz olur. Sağduyulu halkımız da zaman zaman zavallı bir sanığı parçalayabilmek için ilgilileri zorda bırakmıyor mu? Cezasını biz verelim formülü iyi bir formül olmasa da yürek soğutan bir formüldür. Siz kimsiniz ki onun cezasını vermeye aday oluyorsunuz? Kaldı ki linç topluluğunun içinde konuyla uzaktan yakından ilişkili olanların sayısı yok denecek kadar azdır. “Geçiyordum iki yumruk da ben vurdum kendini bilmeze” diyen adamın insanlığından kuşkuya düşmez misiniz? Bu bir yana, suça eğilimli olup da kendini tertemiz göstermek isteyen kişinin yapacağı en iyi iş bir linç topluluğuna katılmaktır. Ama insan ciğeri yandığında onu yakan kişinin ölümünü görmeyi ne kadar çok ister.

Öldürmek bir ceza mıdır? Öldürüyorsunuz ve bitiyor. Bir ölüm her şeyiyle kaç dakika sürer! En büyük ceza bence suçlunun vicdanıyla başbaşa kalmasını sağlayacak koşulları oluşturabilmektir. İnsanlık suçu işleyeni suçuyla yüzyüze getirebildiğiniz zaman en iyi işi yapmış olursunuz. Bu yüzyüze getirebilme işini başaramadınız mı verdiğiniz cezanın intikam almaktan başka bir anlamı olmayacaktır. İntikam duygusu da ne hukuka yakışır ne de kendini bilen birine yakışır. İnsan yaptığı yanlıştan acı çekebildiği zaman, gerçek anlamda pişman olabildiği zaman insan olmanın kapısından içeri adımını atmış demektir. Yalnızca adam öldürmekle ya da ırza geçmekle ilgili olarak değil, bir başkasına en küçük bir zarar verdiğimizde bile pişman olabilmeliyiz. Hatta hiç istemeden yaptığımız yanlışlarda bile. Pişmanlık duyamayan kişi korkunçtur. Hırs adına, kolay yoldan bir şeyler elde edebilmek adına, daha büyük kazanç sağlamak adına ya da bunlara benzer bir şeyler adına birini incittiğimiz zaman enine boyuna acı çekebiliyorsak tüm eksiklerimize karşın bizden umut kesmeleri çok yanlış olur. Ama yaptığımız kötülükler karşısında oh canıma değsin duygusallığı yaşıyorsak bizi itlere atsalar yeridir.

Bir insanın ipe götürülürken yaşadığı acı ve korku hiçbir suça denk düşmeyecek kadar büyük bir yıkım konusudur. Hele hele bir zavallı kişinin bir başka kişiye yaptığı bir kötülüğü bir devletin, bir ulusun, bir hükümetin, bir toplumun ölümle cezalandırması zavallılığın ya da geri kalmışlığın en belirgin örneklerindendir. Şimdi bana diyeceksiniz ki, yanılıyorsun arkadaş, suçluyu gönüllerindeki intikam duygularını karşılamak için asmıyorlar ki ya da gaz odasına göndermiyorlar ki, onların amacı örnek oluşturarak başkalarının gözünü korkutmak. Şöyle demek istiyorlar: “Bakın efendiler, şu şu kötülükleri yapan bu adamı biz çok acı bir biçimde öldürdük. Demek ki neymiş? Böylesine büyük kötülükler yapanın sonu bu olurmuş. Öyleyse, içinizde buna eğilimli olan varsa ayağını denk alsın. Görüyorsunuz idam edilmek ne kadar kötü bir şey.”

Devletler, uluslar, hükümetler, toplumlar adam asmaya verdikleri önemi adam yetiştirmeye vermiş olsalardı bugün suç oranları da suç işleme biçimleri de çok değişmiş olacaktı. Yarısı olmuş yarısı kabak dünya aydınlarının bilimden ve felsefeden nasiplenmeksizin sürdürdükleri kolay yaşam biçimleri dünyadaki büyük kitlelerin acıları pahasına elde edilmiş kazanımlar değil de nedir? Yarısı olmuş yarısı kabak bir sözde aydın kendini bütün insanların çok üstünde bir garip ziynet eşyası gibi gördüğünde dünyanın şurasında burasında aç yatıp aç kalkan çocuklar mutluluk denen şeyden paylarını almış mı oluyorlar? Tinerciyi, kapkaççıyı, fahişeyi mi suçlayacağız yoksa insanı tinerci, kapkaççı, fahişe yapan ve ilan eden düzeni mi suçlayacağız? Bir sözde hanımefendinin çantasını çarpan on iki yaşındaki kız çocuğunu mu suçlayacağız yoksa onu o durumda bırakan ahlakı mı suçlayacağız? Söyleyin dostlarım hangisini suçlayacağız?

Asmayıp beslemek konusuna gelince, onun temelindeki düşünsellik daha da ürkütücüdür. Bundan hiç zorlanmaksızın şu sonucu çıkarabiliriz: verim vermeyen her insan yani beslemek durumunda kalacağımız her insan giderilmesi ya da yaşamın sert koşullarına bırakılması gereken insandır. Bu bakış, eğer bir bakışsa, size korkunç görünmüyor mu? Asmak bir yana, zavallı insanı kendi haline bırakmak, sokaklara terketmek, ne hali varsa görsün demek de bir tür yok etme ya da giderme anlayışının ürünü değil midir? Onu hiç umursamamak, gerektiğinde bir güzel kullanmak, ancak suç işlediğinde ona sahip çıkmak, o zaman onu aylardır hiç yıkanmamış bedeninin en kirli parçası olan kulağından tutup getirmek, ona yasaları anımsatmak, hiç duymadığı ceza yasasının maddelerini okumak… Bütün bunlar dostlarım size korkunç görünmüyor mu?

Öncelikle ipe çekilesi vicdanlarımızı bir yoklamamızda yarar var. Ama bizim bu vicdanlarımız neyin ürünüdür? Tembelliklerin, üçkağıtçılıkların, kolaycılıkların, hiçbir şey değilken bir şeymiş gibi durmaların ürünü değil mi?

EDİTÖR’DEN: SAYIN OKUYUCULAR, ŞİMDİYE KADAR YALNIZCA HAKARET İÇERMEYEN YORUMLARI YAYINLIYORDUK… BUNDAN SONRA İSİM VE SOYAD BELİRTİLMEYEN YORUMLAR DA YAYINLANMAYACAKTIR…

CEVAP VER