KANADA… Atları da vururlar

Açık Gazete’de 2004’den beri, öyle böyle derken, zaman geçirmişliğim var. 

Her şeyi yazdık, döktük ama büyükbaş hayvanlar üzerine yazımız olmadı; belki de olmuştur, ben hatırlamıyorum.

Kanada büyükbaşlarının %42’sini ahırlarında besleyen bir eyalette yaşarsanız, inekten, öküzden haber çıkmaz da ya ne çıkar! 

Alberta Eyaleti yakın zamanlara kadar Çin dahil olmak üzere, dünyanın kırmızı et alımında Arjantin’den sonra ikinci önemli merkezidir. 

Kanada’nın diğer 9 eyaleti ve 3 özerk bölgesi de bifteği Alberta’dan alır. 

Holywood filmlerinden hatırlayacağınız görüntüleriyle at üzerinde ‘yii-hooo’ çekerek kement çeviren kovboylara Alberta’da hâlen rast gelinir. Sık sık Cowboy-Rodeo şenlikleri düzenlenir, en görkemlisi Calgary kentinde yapılanıdır. 

Fakat bu yıl kovboyların aklını karıştıran bir şey ortaya atıldı; zaten bu kovboyların en akıllısı Red Kid’tir, o da çizgi romanda yaşar. 

Otuz yıldan beri büyükbaş hayvanlar-sığır ailesi üzerine çalışan veteriner Roy Lewis’in yazdığı bir makale dikkati çekti. ‘Alberta Farmer Express’ başlıklı mesleki bir dergideki yazısı, sığırların çiftlik sahiplerince dağlanarak damgalanması üzerine parmak basıyordu. 

Bilindiği gibi Western-Batı Amerikan yaşamında geniş arazilere yayılan, o yüzden kovboylar tarafından çobanlığı yapılan hayvanlar, bir başkasınınkiyle karışmasın diye, çiftlik sahibinin arması ile dağlanır; derileri yakılır. 

Veteriner Lewis dijital teknolojinin imkânlarından bahsediyor ve hayvanlara yapılan bu eziyetin sona ermesini, bir küçük elektronik çip ile bütün ineklerin tanımlanabileceğini söylüyordu. 

Alberta’da bu yıl 54 bin 463 hayvana ateşte kızdırılmış bir damga bastırılacak, sahibinin adı dağlanacaktı. Yanmış et kokusu hayvanın sahibini mesut ediyor, mülkiyetinin tapulandığını hissediyor. Bunda ne var; atalarından beri sürmekte olan bir geleneğin takipçisiydi sadece. Bütün yenilikçi savların hemen bir muhalifi olur. Veterinerin önerisine karşıtları hemen çıkıverdi. 

Bazıları veterineri elektronik çip üreticisi firmaların adamı diye gösteriyor, birçokları bu çiplere güvenmediğini söylüyor, kimisi de çipler üzerinden hükümet kontrolünün kolaylaşacağını iddia ediyordu. Sığırların damgalandığı maşalar kızdırılırken ortalık bir anda alevlendi. Veteriner iddiasında haklıdır. Artık yüzyıllar öncesinin Vahşi Batı topraklarında yaşamıyorduk, kimsenin hayvanı bir başkasının sürüsüne karışmıyordu. 

Böyle olsa bile sürü sahipleri arasında kolayca halledilebilecek meseledir; iade edersiniz: ¨Sizin Sarıkız bizim Mandagözün arkasına takılmış, gelmiş!¨ 

Üstelik hayvanların bir yıl içinde mezbahaya gönderildiğini hatırlatıyordu Veteriner! ¨Sizin dağlayıp canını yaktığınız, günlerce yanık acısıyla dolaşan danayı anasından ayırıp mezbahaya bir yıl içinde göndermiyor musunuz? ¨ 

Evet, gönderiyorlar. 

Kimileri de bizim sokak köpeklerinin kulağına zımbalanan plastik markaları önerdi, ancak bunun da iş görmediğini iddia ediyordu sürü sahipleri. Güya çalınan hayvanların kulağını bir çakıyla kesivermek işten değildi. Ne zalim bir dünya! Her ne oluyorsa sığırın başına geliyor. 

Bir kimyager ise başka öneride bulundu; okudum, anlamadım. Aramızda kimyacı varsa anlatsın: Sıvı nitrojeni bir miktar yağ ile karıştırıyormuşsun, sonra cilt altına şırınga ediyorsun, orayı 45 saniye kadar soğutuyorsun, sürü sahibinin adı insan cildine yapılan dövme gibi çıkıyor. Mesela: Sam Sheppard! Yaşasın, mülkiyet haklarınız garanti altında.

Vejetaryenler de ortaya çıktı; top hazır önlerine gelmişti, bir şut da onlar vurmak istiyorlardı. Hayvanların ıstıraplarından insanoğlunu sorumlu tutan açıklamalarına iyi bir destek yakalamışlardı. 

Fakat iyi pişmiş bifteği hiçbir şeye değişmeyecek olan et-oburların da iştahını bozmaya ne hakları vardı. Herkes herkesle atışmaya başlayınca, Günâh Keçisi veterinerimiz oldu. Ahırlarda beslenen domuzların dağlanmadığını hatırlamamız gerekiyor, onlar çayıra çıkmayı sevmeyen tembel ot-oburlar. 

Koyunlar, keçi gibi küçükbaşlar ise dağlanamıyor; tüylerinden dolayı. 

Bütün eziyet sığırgillere kalıyor. 

Atların durumu ise daha berbat. Onların yarış atı, gezi yahut başka amaçlı kullanımları söz konusu olduğundan dağlama işlemi atın karnına, en acı veren yerine yapılıyor. 

Bütün bu dövmeli-dağlamalı haberleri okurken, geçen yüzyılın Amerikan romancısı Horace McCoy’un ‘Atları da Vururlar’ adlı eseri, bu romandan yapılmış sinema filmi aklıma geldi. 

1939 Büyük Bunalım yıllarında, bir dans maratonuna katılmış yüzlerce çift arasından yarışı kaybeden Gloria çantasından tabanca çıkartıp erkek arkadaşı Robert’a verir, kendisini vurmasını ister. 

Olay yerine gelen polis Robert’a cinayeti niye işlediğini sorar. 

Çiftlikte büyümüş olan Robert, ayağı kırılan atların vurulduğunu biliyordur.

¨Atları da vurmazlar mı? ¨ diye cevap verir.

Acımasız bir dünya, işte…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.