AtlasJet Komplo Teorisi

Son yıllarda ortalıkta o denli çok komplo teorileri dolaşıyor ki; bunların çoğunu deli zırvası olarak değerlendirilenlerden bile bir başka komplo söz konusu olduğunda ‘bak işte o bal gibi gerçek’ yanıtını almanız pekâlâ mümkün. Günümüzün komplo teorileri menüsü artık herkesin kendi meşrebine uygun bir komplo teorisi bulabileceği kadar zengin seçeneklerle dolu görünüyor.

Ama nerede ve nasıl üretiliyor komplo teorileri? Düzene ve düzenin kurumlarına güvenini yitirmiş kitleler için bir sorgulama, tepki ve de alternatif açıklama getirme işlevi mi görüyorlar, yoksa birileri bu teorilerin ardına saklanarak kamuoyunu belli amaçlar etrafında toplamaya ve yönlendirilmeye mi çalışıyor?

En son komplo teorisi Isparta’da 30 Kasım 2007’de düşen AtlasJet uçağı ile ilgili. Bu komplo teorisine göre uçağın düşüş nedeni bir kaza değilmiş… Uçağı, dünya çapında bir bilimsel buluşa imza atmaya hazırlanan Türk bilimcilerini ortadan kaldırmak için yabancı güçler düşürmüş…

Atlas projesindeki görevlilerden bir nükleer fizikçinin geçen hafta Kartalkaya’da kayak yaparken pistte bir kaza geçirmesi ile basında bu komplo teorisine bir kulp daha takılmış oldu. Kayak kazası komplo teorisini doğrular nitelikte bir olay olarak yorumlandı.

Elbette ki herkes bu son komplo teorisini savunmuyor ve komplo teorisindeki ‘şaklabanlıkları’ ortaya koyan birçok açıklayıcı yazı İnternet’te yayınlandı. Ancak komplo teorisinin kazanın ardından gecikmeksizin ortaya atılması ve hızla yaygınlık kazanması kendi başına ilginç bir olgu. Aklıma ilk gelen komplo teorileri ile yoğrulmuş bir ortamda bunun kendiliğinden bir tepki olabileceği ve kitlelerin sezgisel olarak bu kazayı aynı şekilde yorumlamış olabilecekleriydi.

Bu sorunun yanıtını, en azından kısmi bir yanıtını,  Yeniçağ gazetesi köşe yazarlarından Vedat Yenerer’in 9 Aralık 2007’deki yazısında buldum. Yenerer’in ‘Masonlar ve dinciler el ele vermiş!’ başlıklı yazısından bu komplo teorisinin de diğer birçok komplo teorisi gibi dışarıdan ithal edildiğini öğreniyoruz.

Komplo teorisinin mucidi olan Dr. Muhammad Shamsaddin Megalommatis’in, American Chronicle sitesinde yayınlanan ‘Isparta Cinayeti: Türkiye’ye Karşı İlan Edilmemiş Olan Savaş’ adlı köşe yazısında uçak kazasının Türkiye’ye karşı başlatılmış olan savaşın ilk harekâtı olduğu iddiası yer alıyor. Türkiye’ye karşı savaşan tarafı eğer merak etiniz ise, bu Fransa merkezli meşhur Dinsiz  (ya da Dönek) Farmason Locası (Apostate Freemason Lodge). Daha önce bu güçlü düşmandan bihaber idiyseniz merak etmeyin yalnız sayılmazsınız, ben de duymamıştım. Ne var ki Dr. Megalommatis kafayı bu Fransız Locası’na takmış ve onları hedeflediği Ortadoğu stratejisinin önündeki temel engel olarak belirlemiş.

Ortadoğu için öngördüğü stratejiye gelince, bu Büyük Ortadoğu diye bilinen projenin seküler bir sürümünü içeriyor: Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki Türkiye’deki ılımlı İslam rejiminin yerini, eski Osmanlı topraklarını laik ve modern bir temelde yeniden birleştirebilecek olan Kemalizm alıyor. Bu stratejinin gerçekleşebilmesi için önerilen ilk adımlara gelince, bunlar içinde AKP iktidarına karşı bir darbenin ardından Türkiye’nin Irak’a girmesi ve Kuzey Irak’ı ilhak etmesi, böylece de Kürt sorununu nihai bir ve ‘doğru’ bir biçimde çözmesi yer alıyor. Dr. Megalommatis’ göre Türkiye’nin hegemonik güç olacağı bir Ortadoğu aynı zamanda İran’ın yayılmasına karşı da sağlam bir cephe oluşturacaktır.  Bu stratejinin diğer aktif unsuru ise Filistinlileri topraklarından tümüyle sürecek olan İsrail. Kısacası, Ortadoğu’yu kan gölüne çevirecek bir öneri paketi. Gel gör ki Dinsiz Farmason Locası bu yönde bir gelişmeyi engellemek amacıyla stratejinin temel direği olan ve nükleer bir güç olma potansiyelini içeren Türkiye’yi çökertmeye çalışıyor. AtlasJet komplo teorisi de işte böylesi bir çerçeveye oturuyor. Dr. Megalommatis’ten herhalde daha mütevazı bir komplo önerisi beklenemezdi…

Türk milliyetçiliğini pohpohlayan bu Ortadoğu stratejisinin Yenicağ yazarını etkilemiş olmasına şaşırmamak gerekir; keza didiklenerek ithal edilen bu komplo teorisinden yararlanarak Türkiye’de yeni ihanet odaklarının hedef olarak gösterilmesi ve saldırgan bir milliyetçiliğin propagandasının yapılması da işin tabiatına uygun düşüyor.

Ancak siyasi ve iktisadi gelişmeleri komplo teorileri ile açıklamaya çalışmanın kaçınılmaz olarak gerici amaçlara hizmet ettiğini AtlasJet komplo teorisi örneğiyle ile bir kez daha görmüş olduk.  Eğer kitlelere mal olmuş herhangi bir komplo teorisine sezgisel olarak ulaşıldığı sanılıyorsa,  en azından bu sezginin felsefeci Bertrand Russell’in tarif ettiği şekliyle, bir ‘tahlil edilmemiş önyargılar yığını’ olabileceğinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here