Çavez’e Türk halkının selamını götürmüştüm

Bir gün önce haber verdiler. 23 Ocak mahallesinde sabah 7 de ol diye. Montalbandan erkenden yola çıktım zamanında olabilmek için. Uzun bir bekleyişten sonra görme fırsatı buldum. Her yanı gazeteciler çevirmişti. İğne atsan yere düşmez hesabı. AFP, CNN, Xinhua ve BBC’den başla saymaya. İlk dalgalanma içinde bir yer bile bulamadım kendime görebilmek için. Sonra medya kalabalığı yerleşince bir arada etrafımızda dolaşmaya başladı. İşte o fırsatı ben de yakaladım. “Türkiye halkının selamını getirdim commandante”, dedim. “Selamunaleykum Turco“ deyip eliyle selamladı.

Yarı bizim Sadri Alışık’ın turist Ömeri gibi. Seçimlerle ilgili başladığı konuşması tüm ülke ve dünya sorunlarına kadar uzandı. Başka bir cumhurbaşkanı daha önce programda yoksa zor değiştirir günlük seyrini. Ama Çavez başkaydı. O halkın başkanıydı ve de komutanıydı / commandante). Soruları yanıtlarken terledi haliyle. Bir de oy kullanılan okulun havlusu zaten hava sıcaktı. Kızı Mariaya seslendi mendil vermesi için. O da babasına bir mendil uzattı. Okulun avlusuna elinden tuttuğu torunuyla gelmişti. Bir ara anasının eteğine yapışan torun o sıcakta koşup dedesinin bacağına yapıştı. Kucağına çıkmak isteyince de onu kırmadı yerden kaldırıp kucağına aldı. Öptü sevdi, aynı anda da soruları cevaplandırıyordu. Kendisine soru soran bir dünya güzeli taklidi, sağ cenahtan bir radyo temsilcisi Çavez’in kendisine yanıtını dinlerken telefonu çaldı. Ehh orada kim onun yerinde olmak ister. Çavez sadece biraz sitemkar baktı o kadar. Hani Hitlervari diktatör diyorlardı ya… Gittiğim en büyük kitabevinde onu tek öven kitabın satılmadığını görünce o türden değerlendirmelerin CİA orkestrası menüsünden çıktığını anlamıştım.

Seçimlerden sonra cumhurbaşkanlığı sarayına değerlendirme toplantısına da katıldım. Biraz önce saydığım tüm medya ve basın mensupları oraya da dolmuştu. Kendisiyle daha sonraları Aydınlık için görüşme yaptığım Eva Golinger’da oradaydı. Çavez böyle önemli toplantılara gelen her konuğu adıyla duyuruyordu.Türkiye’den benden başka kimse de yoktu. Bir ara gözü yılların Güney Amerika ve Afrika uzmanı İngiliz gazeteci ve yazar Richard Gott’a ilişti. “Hello Richard, How are you?“ diye sordu.

Çavez bir de Fidel ile bu kadarcık İngilizce konuşurdu. Ama karşılıklı olduklarında değil. Bir konuşması içinde ona gönderme yapıyorsa. Ona da “How are you, Fidel?” derdi. Kimbilir. Belki de bunu Amerikalılar’ın da iyice duyması için yapıyordu!

Onu belki de halkına ölesiye sevdiren gündelik hayatında da sıradan insanının yaşamıyla aynı çizgide olmasıydı. Bir yandan da iş bitiriciliğiydi. Milletin gönlünde yer etmesini sağlayan her hafta saatlerce süren”Alo başkanım” programı aynı zamanda onun için bir icraat örneğiydi. Telefonda kendisine bağlanan vatandaşların işlerini o anda halletmesiyle ün salmıştı. Ancak onu geleneksel burjuva devlet yapısının tıkanıklığını da aşmak için geliştirdiği kampanyalar şeklindeki (mission Bolivar, mission Sucre) reformları halkla bütünleşmesinde en önemli rolü oynayacaktı. Öte yandan medyayı onun kadar iyi kullanan bir başka devlet başkanı görülmemiştir şu ana kadar dünyada. Ama Çavez’i asıl büyüten ve de efsaneleştiren en önemli meziyetlerinden biri halka güven vermesiydi. Eğer öyle olmasaydı başarısız bir darbe girişiminden kısa bir süre sonra hem de hiçbir ankette ona şans tanınmazken nasıl cumhurbaşkanı seçilebilirdi.

Brezilya Porto Allegre’ de 2004 de onbinlerce aktivistin huzurunda ilk kez sosyalizmi açıktan savunması tüm dünya solunu adeta sarstı. O günden bugüne yüreği ülke ve ezilen halkların sevgi ve dayanışması ruhuyla dolu insanlık onu unutmadı unutmayacak.

Bugün Caracas sokaklarında haykıran milyonlar gibi sesleniyoruz “ÇAVEZ YAŞIYOR, SAVAŞ DEVAM EDİYOR, HEPİMİZ ÇAVEZ’İZ !

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.