‘Avrupa Sosyal Formu’na katılalım’


– Avrupa Sosyal Forumu’nun Londra’daki çalışmaları hakkında süreç noktasında genel bir bilgi verir misiniz? 



– Avrupa Sosyal Forumu, bilindiği gibi, kurumsal olarak, 2001 yılında Brezilya’nın Porto Allegre kentinde gerçekleşen Dünya Sosyal Forumu (DSF) ve bu forumun ilişki ve çalışma ağından ortaya çıktı. Dünya Sosyal Forumu’nun kendisinin kurulmasındaki başlıca etkenler ise, bürokratik ya da kurumsal anlamda, 1998’de ortaya atılan Çoktaraflı Yatırım Anlaşması (MAI) ve her yıl İsviçre’nin Davos kentinde sermayedarların, patronların vb’nin katılımıyla gerçekleşen Dünya Ekonomik Forum’una karşı bir tepkiydi. İlk DSF de Davos’da gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu’yla aynı tarihte, ona alternatif olma iddiasıyla gerçekleşti. Tabii ki genel olarak Dünya Sosyal Forumu ve Avrupa Sosyal Forumu, içerisinde bulunduğumuz dönemin sosyal, ekonomik ve politik koşullarıyla ilgili. Bu anlamıyla, aslında bu forumları başlatan ve nesnel olarak, onların maddi temelini oluşturan, özellikle Seattle ve Prag’da kitlesel gösterilerle beliren küreselleşme karşıtlığı ve dünyanın ekonomik sorunlarına yönelik, özellikle batıda halk arasında, IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlara ve onların pratiklerine karşı kendiğinden gelişen bir tepkiydi. 11 Eylül olayları, Afganistan’ın ve Irak’ın istila ve işgalleri bu forumları doğal olarak değiştirdi ve içeriğinin bugünkü biçimine varmasına yol açtı. Önce Dünya Sosyal Forumu, sonrasında da Avrupa Sosyal Forumları, bu anlamıyla zaten varolan birçok Davos, IMF, Dünya Bankası, küreselleşme karşıtı çevreleri, sivil toplum örgütünü, akademisyenleri, sendika çevrelerini ve genel olarak sistem karşıtlarını karşılıklı tartışmalar için biraraya getirdi.


 


Londra’da bu ay gerçekleşecek Avrupa Sosyal Forumu, Floransa’da 2001 yılında ve Paris’te geçen Kasım ayında gerçekleşen forumlardan sonra üçüncü bir Avrupa Sosyal Forumu. ASF’nun üçüncüsün Londra’da düzenlenmesi kararı Paris’te gerçekleşen ASF sırasında alındı. Forum hazırlıkları geçen Aralık ayında başladı. Süreç içerisinde kimlerin belirleyici olacağı kısa bir süre içersinde su yüzüne çıktı; bunlar arasında, Londra Büyükşehir Belediyesi (GLA) başkanı Ken Livingston ve yönetimi çevresinde etkili olan ‘sosyalist’ söylemli bir çevre, içerisinde özellikle RMT (Demiryolu İşçileri Sendikası) ve NATFHE (İngiltere Öğretmenler Sendikalarından biri) ve diğer bir dizi sendikanın ulusal veya bölgesel yöneticileri ve yine ‘sosyalist’ söylemli örgütlerdi. Tabii ki toplantı ve hazırlıkların katılımcıları arasında birçok diğer çevre ve sivil toplum örgütleri, anarşistler, sistem muhalifleri vb de mevcuttu. Daha baştan sendika temsilcilerinin belirli bir ölçüde belirleyiciliklerinin sözkonusu olması, sosyal forumların birleştirici bir çizgisi ve siyasi duruşu olmadığı gözönünde bulundurulduğunda, İngitere’deki ASF hazırlıklarını diğer ikisinden ayıran olumlu bir özellikti. Kısa bir süre içerisinde, forumun çeşitli öğelerinin ihtiyaçlarının karşılanması için, program, koordine, konut, yasal işlemler vb gibi değişik çalışma grupları kuruldu. 2 milyon sterlinlik bir bütçesi olması tasarlanan foruma mali destek özellikle GLA ve sendikalardan geldi. Ken Livingston’un 10 Haziran’da belediye başkanlığına tekrar seçilmesiyle, ve böylece forum destekçiliğinin kendisinin seçilmesi açısından sorun çıkaracak dönemin geride bırakılmasıyla, parayı veren düdüğü çalar misali, forum açıktan GLA tarafından duyurulmaya başlandı ve bu çevrenin etkisi ve baskınlığı, geçen ay sonlanan özellikle programın tartışmalarında ve mali planlamada gözle görülür bir nitelik kazandı.


 


Forumun programı açısından 6 eksen belirlendi: 1) Savaş ve Barış, 2) Demokrasi ve temel haklar, 3) Sosyal Adalet ve Dayanışma, 4) Şirketler Küreselleşmesi ve Küresel Adalet, 5) Irkçılık, Ayrımcılık ve Aşırı Sağa Karşı, 6) Çevre Krizi. Her eksen altında, başlıkları ve konuşmacıları süreç katılımcılarının hepsi tarafından “konsensüsle” 5 ya da 6 plenum gerçekleşecek ve bu plenumlara dünyanın çeşitli bölgelerinden tanınan birçok aktivist, çevreci, siyasetçi, sendikacı yazar, sanaçı vb katılacak. Bunun yanında 160 dolayında seminer ve yine onlarca da atelye düzenlenecek. Seminer ve plenumlarda eşzamanlı çeviri olanakları olacak. Bunun yanında, forum bünyesinde birçok kültürel etkinlik, dinleti ve gösteriler de gerçekleşecek. Etkinliğin yaklaşık olarak 50 bin dolaylarında bir katılımı olacağı tahmin ediliyor ve forumun kendisi geleneksel olarak gerçekleşen bir yürüyüşle 17 Ekim Pazar günü öğleden sonra sona erecek.


 


– Bilindiği gibi forumun örgütlenmesinde anti-küresel hareketler, politik çevreler, sendikalar, gençlik örgütleri bulunuyor? Londra’daki forum hazırlıklarında sendikaların oyandıkları rol ve aldıkları yer ne oldu? 


– Belirttiğim gibi, diğer ASF’larından farklı olarak, İngiltere’deki hazırlıklar ve sürecin bileşimi, sosyalist söylemlilerin daha etkin olduğu bir süreç oldu. Bu sendikalar açısından daha geçerli bir olgu. Sendikaların bazılarının, ulusal temsilciler düzeyinde (örneğin RMT, NATFHE, NUT) sürece katılmış olmaları, sendikalar arası bir forum ağı oluşturmaları ve mali destekleriyle etkileri küçümsenemeyecek bir boyutta. Öyle ki, hazırlık süreci sırasında, birçok ulusal, bölgesel, ve yerel sendika toplantı ve konferanslarında ASF bilgilendirme ve destek toplantıları gerçekleşti, kısa bir süre önce gerçekleşen sendikalar konfederasyonu (TUC) konferansında da yine toplantılar düzenlendi. Sendikal katılımcıların kendi aralarında kurdukları ağlarla, program tartışmalarına katıldı ve 3 no’lu eksen olan “Sosyal Adalet ve Dayanışma” konusunda belirleyicilik fiili olarak sendikalara bırakıldı ve onların insiyatifinde geliştirildi. Birçok ülkeden çeşitli sektörlerden sendikalar birlikte birçok seminer düzenlemenin yanında, bu eksen altında gerçekleştirecekleri 5 merkezi toplantıyla, işçi ve emekçiler açısından hayati öneme sahip birçok konuyu, tanınmış birçok sendikacının katılımıyla gerçekleştirecek. Sendikacılar arasında forum sırasındaki bu dayanışma ve birliktelik çabaları, değişik ülke sosyal forum temsilcilerinden oluşan Uluslararası Program grubu tartışma ve kararlarına da belirli bir oranda yansıdı: örneğin, sözettiğimiz ‘sendika ekseni’nin dışındaki eksenler altında düzenlenen plenumların konuşmacılarının bazılarının sendikalar tarafından önerilen konuşmacı ve konular oldular ve bu plenumaların konuşmacılarının bazılarının sendikacılar olmasına yol açtı. Bu anlamıyla, sendikaların ve sendikacıların katılım düzeyi açısından bir olumluluk sözkonusu. Bunun yanında TUC gibi ulusal kuruluşların yanında çeşitli sendikal oluşum ve şubelerin, sosyal forumdan yararlanarak, biraraya gelmek gibi planları ve etkinlikleri de sözkonusu. Sosyal forumlardan beklentilerimize bağlantılı olarak, sendikaların ve işçi-emekçi örgütlerinin bu sosyal foruma katılım düzeyinin ve toplantılarının görece çeşitliğinin, işçi sınıfı hareketinin çeşitli yönlerinin ortaya konulması, tartışılması ve deneylerinin paylaşımı açısından, bir olumluluk olduğunu düşünüyoruz.


 


– Day-Mer’in ASF hazırlık sürecine katılımı ve forum sırasındaki çalışmaları hakkında bizleri bilgilendirebilir misiniz? 


– Hazırlık sürecinin başlangıcı olan Aralık 2003’ten bu yana, Day-Mer düzenlenen merkezi toplantılara ve özellikle program grubu toplantılarına ve tartışmalarına katıldı. Forumun içeriğinin değişik öğelerine dair tartışmaları izledi ve katkılarda bulundu. Plenum konuşmacıları konusunda katılımını önemli gördüğü önerileri destekledi ve kendisi de önerilerde bulundu. Genel üye toplantılarında ve bulunduğu alanlarda sosyal forum hakkında üyelerine ve topluma bilgileri sundu ve sosyal forumların işçi ve emekçi sorunlarının, işçi sınıfı hareketinin sorunlarının tartışıldığı, değişik sorunlarına yönelik eylem kararlarının alındığı, sendikal katılımının önemi ve desteklenmesi yönündeki görüşlerini üyeleriyle tartıştı ve geliştirdi.


 


Bunun yanında, Day-Mer, özellikle birkaç aydır da sosyal forumun içeriğine dair çalışmalarıyla uğraştı. Avrupa ve Türkiye’de ilişki ve bağlarının olduğu kurum ve kuruluşlarla çeşitli seminer önerilerinde bulundu. Eski sosyal forumlarda olduğu gibi bu yıl da kapasite sayıdan çok daha fazla seminer öneri olması nedeniyle seminerlerin birleştirilmesi konusunda benzer öneri sahip kurum, kuruluş ve örgütlerle görüştü. Gelinen noktada, fiili olarak, kendi seminer önerilerine bağlı olarak 4 seminere katılacak. Bunlar; genişleyen Avrupa ve göçmenler; Avrupa Birliği ve Demokrasi sorunu; eğitim kesintileri ve eğitimde ırkçılık ve “nasıl bir dünya istiyoruz” konulu seminerler. Bu seminerlerin konuşmacılarını da, Evrensel Kültür dergisi genel yayın yönetmeni Aydın Çubukçu, İngiltere’den savaş-karşıtı Respect milletvekil George Galloway, yazar Nuray Sancar, Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu başkanı Hüseyin Avgan ve Day-Mer’in eğitim alanında birlikte çalıştığı eğitim uzmanı Aydın Mehmet Ali’den oluşuyor.


 


Seminer hazırlıklarının yanında, forum konusunda bilgilendirme ve Türkiyeli kesimin katılımına yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Forum sırasında, forumun geleceğine yönelik kararların alındığı toplantılar gibi çeşitli toplantıları özel olarak izleyecek ve çeşitli alanlardaki ilişki ağımızı geliştirmeye yönelik girişim ve çalışmalarda da bulunacağız. Bunun yanında, forum etkinlerinin son günü olan 17 Ekim Pazar günü düzenlenen ve kitlesel geçeceği öngörülen gösteri için de hazırlıklarımızı sürdürmekteyiz.


 


Sosyal forumların geleceği hakkında tartışmalar hangi boyutta? Sosyal forumlara ve geleceklerine yönelik düşünceleriniz nelerdir? 


– Geçmiş ASF’lerde olduğu gibi forum esnasında onun kendisinin tartışıldığı ve kararlarının alındığı toplantılar gerçekleşecek. Uzun süredir bilindiği gibi gelecek sosyal forum Yunanistan’da gerçekleşecek. Ancak sosyal forum katılımcılarının hem fikir olmadıkları nokta gelecek ASF’nin bir mi yoksa iki yıl sonra düzenlenmesi gerektiği. Zayıf geçecek bir forumun ASF’yi tümden “kötü” etkileyeceği kaygısı temelinde yaşanan bir ikircik gibi görünüyor bu konu. Tabii ki bu meselenin teknik yanı bir yana, geleceği açısından, söylenecek şeyler onun siyasi karakteri ile ilgili şeyler. Bugüne kadar ASF’lerin, siyasi olarak, ne birleştirici özgül bir karakteri oldu ne de böyle bir iddiaları. Hangi ülkede gerçekleşmişse, o ülkede süreç içerisinde etkili olan kesim veya kesimlerin siyasetinin baskınlığında gerçekleştiler biraz. Bu anlamıyla, sosyal forumların geleceği onları doğuran siyasi ve toplumsal iklimin değişmesiyle ilgili.


 


Sosyal forumlarının oldukları gibi sürmeleri ona temel olan siyasi ve sosyal koşulların değişmesi, kısacası yaşadığımız dünyadaki koşullara, özel olarak da Avrupa’daki toplumsal muhalefetin durumuna bağlı. Yani, bir yanıyla savaş ve küreselleşme karşıtı hareketin geleceği ve gelişimiyle ilgiliyken, diğer yandan ve daha da önemli olarak gelişecek bir işçi ve emekçi hareketiyle ve sosyal forumların bu hareketleri kucaklayıp kucaklamayacağıyla bağlantılı. Bu anlamıyla, forumların sürüp sürmeyeceği veya gelecekleri sorusu, bu forumları oluşturan örgüt veya ‘hareketlerin’ yaslandıklandıkların toplumsal kesimlerde veya gelişmelerdeki değişikliklerle ilintili. Önce de söylendiği gibi, bu konuyla ilgili olarak, sendikaların ve işçi-emekçi örgütlerinin, kuruluşlarının, çevrelerinin forumlar içerisindeki etkisi veya sosyal forumlara yapacağı etki belirleyici bir öneme sahip.


 


Önümüzdeki dönem Avrupa’nın hem AB, sosyal haklar, eşitlik vb gibi ‘kendisine’ dair, hem de Ortadoğu’da süren emperyalist savaşla ilgili konuşacağı ve halklarının tepkilerini vereceği, en azından bugün kadar hareketli bir dönemi olacak. Yani forumların geleceği sorusu, bugünkü nitelikleriyle varolan toplumsal muhalefet ve sistem-karşıtlığına bir “alan” sağlayan sosyal forumların, önümüzdeki dönem bunu yapıp yapamayacağı, onları nasıl etkileyeceği ve tabii ki gelişen toplumsal muhalefet ve işçi-emekçi hareketinin sadece bir “alan”la, nesnel olarak, yetinip yetinemeyeceği sorusudur.


 


– Etkinliklere Katılalım!


– Sosyal forum etkinlikleriyle, savaş, hak ve eğitim kesintileri, küreselleşme, ırkçılık vb karşıtı birçok başka önemli konuda dünyanın en önde gelen konuşmacıları dinleyecek ve başka bir dünyanın nasıl mümkün olduğunu tartışabileceğiz. Londra’da yaşayan tüm Türk ve Kürtleri, 14 Ekim Perşembe günü, özellikle Alexandra Palace’de gerçekleşen etkinliklere başlayacak olan Avrupa Sosyal Forumu’na ve 17 Ekim Pazar günü Londra merkezinde gerçekleşecek olan kitlesel savaş karşıtı gösteriye katılmaya çağırıyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven − four =