İNGİLTERE… Avrupa ve Türkiye, insan hakları konusunda aynı dilden konuşmuyor

PAYLAŞ
Firdevs Robinson
Firdevs Robinson

Medyaya yönelik en son sansür girişimine tepki gösteren tanınmış hukukçu ve İstanbul Barosu eski başkanı Turgut Kazan, Türkiye’de hukukun en küçük kırıntısının bile kalmadığından yakındı.

Hukuktan artık sözedilemeyeceğini düşünen sadece Kazan da değil. Ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Kemal Kılıçdaroğlu da, Olağanüstü Hal’in 90 gün süreyle tekrar uzatılması karşısında bir ‘karşı darbe’ tehlikesine dikkat çekmekte.

Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin, Türkiye’de muhalif kesimlerden gelen uyarıları dikkate aldığına dair bir işaret yok. Uluslararası kurumların dile getirdiği benzer eleştirileri de duymamazlıktan geliyor.

15 Temmuz darbe girişimi ardından yürürlüğe konan kanun hükmünde kararnameler, parlamento denetimine tabii değil. Güvenlik güçleri ve yargıya da, hukukun üstünlüğü ilkesini temel almak zorunda kalmadan keyfi uygulamalar için yetki tanıyor.

Gözaltına alınan, tutuklanan, görevden uzaklaştırılan, para ve mal varlıklarına el konulan bireylerin sayısı o kadar yükseldi ki, Avrupa’da insan haklarının korunmasından sorumlu kurumlar için Türkiye, şimdiden bir kabus olmaya başladı.

Türkiye’nin kararlarına uymakla yükümlü olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’den rekor sayıda başvuru bekliyor.

Türkiye ve Rusya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini ihlal eden ülkeler sıralamasında zaten yıllardır en üst sırada.

Son aylarda yoğunlaşan keyfi uygulamalar, Strasbourg mahkemesine pek çok yeni davanın yolunu açmakta.

6 Ekim’de, Avrupa Gazeteciler Birliği başkan yardımcısı ve Medya Özgürlükleri Temsilcisi William Horsley ve diğer Avrupa gazeteci örgütleri ile birlikte, Türkiye’de medyanın durumunu tartışmak üzere Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland ile görüştüm.

Jagland, Türkiye’deki gelişmelerden duyduğu endişeyi kuşkuya yer bırakmayacak bir dille ifade etti.

O da, Strasbourg ve diğer Avrupa merkezlerindeki yetkililer gibi, gazeteciler de dahil, Türkiye’de hukuk ihlallerinden yakınan bireylerin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapması muhtemel başvuruların rekor düzeyde artabileceği beklentisini dile getirdi.

Thorbjorn Jagland, darbe girişimi ardından Türkiye’de en fazla incinenlerin başında medya çalışanlarını sıraladı. Başarısız darbe girişiminden sorumlu kişilerin belirlenmesi ve cezalandırılması çabalarının son derece meşru olduğunu ancak bunun hukuk ve demokrasi çerçevesinde yürütülmesi gerektiğinin de altını çizdi.

Strasbourg’daki temaslarımız sırasında üzerinde yoğunlaştığımız konu, yüzden fazla gazetecinin tutuklu olduğu Türkiye’de medya üzerindeki baskılardı. Ancak hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, suçun kollektif değil bireysel niteliği ve suç kanıtlanıncaya kadar masumiyet ilkeleri de defalarca vurgulandı

Türkiye’nin üyesi olduğu Avrupa Konseyinin yetkilileri,eleştirilerinde açık sözlü ancak Türkiye’ye yaklaşımlarında diplomatik ve ihtiyatlıydı. Türk yetkililerin, Konsey ile iletişim kanallarını açık tutmasından dolayı memnuniyetlerini de dile getirdiler.

Starsbourg’dan ayrıldıktan kısa süre sonra, başbakan Binali Yıldırım’ın CHP lideri Kemal Kılıçcaroğlu’na yönelik eleştirilerini duydum. Başbakan, hukuk dışı uygulamalara itiraz eden Kılıçdaroğlu’na ‘Milletin mağduriyeti mi önemli yoksa darbecilerin mağduriyeti mi’ sorusunu yöneltiyordu.

Avrupa ile Türkiye arasında iletişim kanalları belki hala açık ama belli ki, hatlar epey parazitli.

Avrupa’nın temel kurumları ile Türkiye, evrensel insan hakları ve temel özgürlükler konusunda aynı dilden konuşmuyor.

YAZIRIN DİĞER YAZILARI: http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

CEVAP VER