İNGİLTERE… Avrupa’dan sonra, Amerika ve Rusya’yla da kavgaya tutuşulur mu?

Otoriter bir sisteme doğru hızla ilerleyen Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri, zaten bir süredir geçici çıkar hesapları gözetilerek ayakta tutuluyordu.

Büyük bir mülteci akınıyla karşı karşıya kalan Avrupa, acil önlem alma gereğini duymasa, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, çok daha önceden çıkmaza girerdi.

Birliğin temel değerleri olan insan hakları, ifade özgürlüğü ve hukukun üstünlüğü ilkeleri çiğnendiği halde, Türkiye’yi stratejik açıdan kilit önemde görmeye devam eden Avrupa, tartışmalı bir anlaşmaya imza atmakta da bir sakınca görmedi.

Ne var ki, geçici çıkarlar üzerine kurulu ilişkiler, genelde uzun ömürlü, sürdürülebilir olmuyor. Nitekim, Türkiye ve Avrupa arasındaki bağlar da bir süre sonra, kolay kolay onarılmayacak derecede zarar gördü ve kopma noktasına geldi.

Avrupa’yı ‘İkinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi, faşist, ırkçı ve zalim’ diye tanımlayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “AB süreciymiş, geri kabul anlaşmasıymış, artık bizi hiçbiriyle tehdit edemeyecekler, bitti o işler” diyerek ilişkilerin gelecekte alacağı yönü tayin etmiş oldu.

“Bundan sonra ülkemizde çeşitli sıfatlar altında ajanlık yapan hiçbir Avrupalıya izin verilmeyecek” diyen Cumhurbaşkanı, heyetlere, gözlemcilere ve yabancı gazetecilere de bundan sonra nasıl davranılacağının ipuçlarını verdi.

Avrupa Birliği’nin Genişlemeden Sorumlu Temsilcisi Johannes Hahn, Türkiye’nin zaten bir süredir Avrupa Birliği ilkelerinden uzaklaştığını ve derhal yön değiştirmezse, üyelik ihtimalinin giderek zayıfladığını söylerek tepki gösterdi.

Almanya başbakanı Angela Merkel’in Hristiyan Demokrat Birliği partisinin başkan yardımcısı Volker Bouffier, ise, “artık yeter, Erdoğan ve hükümetini ülkemize görmek istemiyoruz” diyerek bir adım daha ileri gitti.

Avrupa’da kavgaya tutuşmadığı lider neredeyse kalmayan Türkiye, büyük olasılıkla şimdi de Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya ile ilişkilerini yeniden müzakere etmek durumunda.

Her iki ülkeyle de asıl anlaşmazlık konusu, Suriye’nin kuzeyinde, Türkiye’nin PKK ile özdeş ve terörist olarak gördüğü Halk Savunma Birlikleri (YPG) ile Amerikalıların ve Rusların işbirliği.

Bu hafta, Suriyeli Kürt milisler, Afrin civarında Rusya’nın yeni bir üs oluşturacağını ve kendilerine eğitim olanakları sağlayacağını ileri sürdüler. Rusya Savunma Bakanlığı ise, haberi yalanlıyarak, sadece Suriye’deki Ateşkesi İzleme Merkezi’nin bir şubesinin açılacağını bildirdi.

Amerika Birleşik Devletleri ise, şu ana kadar, Rakka’nın IŞİD’en geri alınması için YPG ile işbirliğine alternatif bir planı olduğuna dair herhangi bir işaret vermedi.

Türkiye, Suriye’de Kürt kuvvetleriyle işbirliğinde ısrar etmesi durumunda, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerin ciddi şekilde bozulacağını tekrarlamaya devam ediyor.

Rusya’ya tepkiler, genelde daha ihtiyatlı bir dille ifade edilse de, perde arkasında işlerin pek de iyi gitmediği açık. Rusya’dan alınan tahıl ürünlerine getirilen kısıtlamalar yüzünden Moskova, Türkiye’yi Dünya Ticaret Örgütü kurallarını çiğnemekle suçlamaya başladı bile.

Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerdeki pürüzler, Suriye’deki durumla da sınırlı değil. Türkiye hükümeti, geçen Temmuz ayındaki darbe girişiminin sorumlusu olarak gördüğü Fethullah Gülen’in en kısa zamanda iade edilmesini talep ediyor.

İki günlük bir ziyaret için Vaşington’da bulunan Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Amerikan Adalet Bakanı Jeff Sessions’a yeni bir dosya daha sundu.

Amerika Birleşik Devletleri (ve İngiltere’nin) bundan böyle uçak kabinlerinde bilgisayar, tablet, kamera gibi elektronik aygıtların bulunmasına izin vermeyeceği havayolları arasına Türkiye’den kalkan uçakları da dahil etmesi, Türkiye’yi ciddi şekilde rahatsız etti. Ankara’nın Trump yönetiminden farklı bir tutum beklentilerini de sarstı.

Türkiye, Rusya ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerinde çok daha ölçülü davranacaktır. Ne Trump ne de Putin’in, Avrupalı liderlere yöneltilen türden hakaretleri sineye çekeceğine ihtimal veriliyor.

Ama öte yandan, ülke içinde muhaliflere yapılan ağır baskılara ve Avrupa ülkeleri üzerinden kabartılan milliyetçi duygulara rağmen, 16 Nisan referandumunun sonucu hala belirsiz. ‘Evet’ oyu çıkmaması ihtimali, her geçen gün artıyor.

Son haftalarda Avrupa’yla tutuşulan kavgalara bakılırsa, Türkiye’nin dış politikasında belirleyici unsur, artık, uzun erimli ulusal çıkarlar değil, kısa erimli siyasi hesaplar.

O yüzden, Avrupa’dan sonra Amerika ve Rusya ile de yeni krizlerin patlak verme ihtimali gözardı edilmemeli.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

15 − fourteen =