Avrupa’yı saran ve sarsan tehlike: Faşizm

Avrupa, çok ciddi bir sorunla içten içe sarılmak üzeredir. Bu sorun, Avrupa’da yükselen faşizm tehlikesidir. Bu tehlike, artık tehlike olma sınırlarını aşarak yaşanan bir gerçeklik durumuna gelmiş ve yalnız Avrupa’yı değil, Avrupa coğrafyasında vatandaşları bulunan ülkeleri ve genel olarak bütün dünyayı ilgilendiren bir sorun durumuna gelmiştir. Bu çalışma, bu tehlikeyi vurgulamayı amaçlayan bir gözlemi paylaşma amacıyla yapılmıştır.


FAŞİST İDEOLOJİ


Faşizm, bir ideolojidir. Bu ideoloji, üç temel düşünceye dayalı olarak Almanya, İtalya, ispanya ve Portekiz’de yaşanmış ve bir devlet ideolojisi olarak dünya savaşlarına kaynaklık etmiş bir düşünce sistemidir.


Faşist ideoloji, ırkçılık, karizmatik liderliğe sorgulamaksızın itaat ve milli birlik ve bütünlük unsurlarına dayanmaktadır. Bu üç unsur, faşizmin rengini oluşturan ve ona biçim veren temel düşüncelerdir.


Elbette ki, Almanya’daki faşizm ile diğer faşist pratikler arasında benzerlikler ve farklılıklar bulunabilir. Faşizmin başka belirgin özellikleri ve temel unsurları araştırılabilir. Bu temel unsurlar arasında korporatist ekonomi, nüfusun her yönüyle kontrol edilmesi, vatanseverlik, etnik milliyetçilik, rasyonel olmayn düşünce biçimi, insan hakları düşüncesine karşıtlık, hümanizm karşıtlığı, devletçilik, bireyci düşünce karşıtlığı ve propagandanın kitleleri yanıltılarak kullanılması gibi unsurlar sayılabilmektedir. Bir kısım düşünür, faşizmin kapitalizmin bir biçimi olduğu görüşüne inanırken, bazıları ise faşizmin liberalizm ve sosyalizme karşıt bir ideoloji olduğunu savunmaktadır.


Faşizm, geçmiş pratiklerden anlaşılacağı üzere, kapitalist ekonomik ilişkiler ve özellikle özel mülkiyet ilişkileri üzerine kurulu, ırkçı milliyetçiliğe dayalı bir devlet ideolojisi olmuştur. Faşist pratikler, sorgulanmaksınız lider itaatine dayalı ilişkiler içinde karizmatik liderler yaratmışlardır. Bu liderler arasında Hitler, Mussolini, Salazar gibi ünlü faşist devlet adamları bulunmaktadır. Ancak faşizm, entelektüel düşünceye dayalı bir deoloji olamamıştır. Faşizm, teoriler ve düşün adamlarının tartışmalarıyla gelişen ve oluşan bir ideolojiden çok, kapitalist ülkelerin iktidar ve ekomonik çıkar mücadeleleri ile daha da önemlisi, paylaşım savaşları sonucu ortaya çıkan, silahlı güç gösterileriyle yaşam alanı bulmaya çalışan ve bu anlamda da militarist politikalarla örülü olan bir ideolojik pratik yaratmıştır.


FAŞİST İDEOLOJİNİN DÖNÜŞÜMÜ


Bugünlerde ise faşizmin renk değiştirdiğine ve bir devlet ideolojisi olmaktan çıkarak özellikle Avrupa ülkelrinde kitlesel olarak yaygınlaştığına tanık olmaktayız. Gelişmiş ülkelerde ve özellikle Avrupa ülkelerinde son dönemlerde bazı ekonomik sorunların ortaya çıktığı bilinmektedir.Bu sorunlar arasında işsizlik, hemen hemen bütün Avrupa ülkelerinde ciddi bir sorun durumuna gelmiştir. İşsizlik sorunu, ülke vatandaşları ve özellikle işsiz genç nüfusun göçmen işçilere tepki duymasına ve buna yönelik siyasal hareketlerin güçlenmesine neden olmuştur. Göçmen işçi karşıtlığı üzerinde politika yapan siyasal oluşumların siyasal partilere dönüşmesi ile sağ kanat içinde yer aramaya çalışan bu oluşumların kendilerini farklılaştırmak amacıyla daha tutucu değerleri savunduğu ve etnik milliyetçilik çizgisinde politiak yaptıkları görülmektedir. Zaman içinde siyasal güç kazanan bu hareketler, faşist ideolojiye yakın söylemlerde bulunan devamlı hareketlere ve siyasal partilere dönüşmektedir. Bu siyasal partiler, ülke içinde yabancı düşmanlığı ile beslenen, göçmen işçilere karşı milliyetçi söylemler dile getiren ırkçı hareketlere dönüşmüşlerdir. Bu hareketler arasında Rusya’da Jirinovski, Fransa’da Le Pen, Avusturya’da haider gibi örnekler bulunmaktadır.


Klasik faşist ideoloji, devlet politikaları ile ortaya çıkmış olan devlet ideolojileri görünümünde iken, yeni oratya çıakn ırkçı hareketlerin kitleler içinde büyütülen yabancı düşmanlığından kaynaklandığı ve resmi devlet politikaları ile çelişebildiği görülmektedir. Bu yönüyle yeni ortaya çıkan ırkçı siyasal oluşumlar, klasik faşist ideoloji ile yapısal, düşünsel ve retorik anlamında farklılıklar içermektedir. Bu yönüyle yeni faşist hareketler, klasik faşist ideolojinin yapısal açıdan dönüştüğü yeni bir biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır.


EURO FAŞİZM


Faşist ideolojinin dönüşümü, özellikle vrupa coğrafyasında daha belirgin biçimde izlenebilir. Avrupa Birliği kurumlarının ve resmi devlet politikalarının ırkçılık karşıtı olmasına karşın, özellikle işsiz genç nüfus tarafaından desteklenen ırkçı hareketler, Avrupanın birçok ülkesinde siyasal partilere dönüşmüş ve seçimlerde azımsanmayacak oy tabanına sahip olmuşlardır.


Avrupa’da ırkçı siyasal partiler arasında en çabuk gelişen ve kitleselleşenler, Fransa’da Jean Mari Le Pen liderliğinde Front National ve Avusturya’da Haider liderliğindeki FPÖ olmuştur. Özellikle Avusturya’da FPÖ’nün % 30 dolayında oy alıp iktidar partisi ortağı durumuna gelebilmesi, Avrupa ülkelerini ve liderlerini büyük ölçüde endişelendirmiştir. AB Anayasası oylamasında Fransa ve Hollanda’ya yabancı düşmanlığının ve AB genişlemesine tepkinin en büyük siyasal propaganda olarak kullanılması, ırkçı partilerin savunduğu Anayasaya hayır kampanyalarını başarıya taşımıştır.


Avrupa’da yeni tür bir faşist hareket olarak ırkçılığın ve yabancı düşmanlığının yükselmesi, yalnızca Fransa ve Avusturya ile sınırlı kalmamıştır. İsviçre’de Christoph Blocher liderliğinde SVP, Almanya’da Gehard Frey liderliğinde DVU ve Rolf Schlierer liderliğindeki REP ile Udo Voigt liderliğindeki NPA, Hollanda’da suikasta kurban giden Pim Fortuyn’nün ırkçı partisi, ve Belçika’da Filip Dewinter liderliğindeki Vlaams Blok, İtalya’da, Danimarka’da, diğer İskandinav Ülkelerinde, İngilterede, her yerde hızla gelişen yeni faşist partiler ve siyasal oluşumlar, Avrupa için tehlike çanlarının çaldığını gösteren bir kaç örnektir.


Bu siyasal oluşumların küçümsenmesi söz konusu olamaz. Avusturya’da % 30 dolayında oy almış Haider, Fransa’da iktidarı tehdit edecek ölçüde büyüyen ve iktidar alternatifi olan Front National ve Belçika’da Vlaams Blok, faşist hareketin gücü konusunda bizlere ipucu sağlayabilecek örneklerdir. Bütün bu örnekler, Avrupa coğrafyasında yeni bir faşist ideolojinin doğuşunun habercisidir : Euro faşizm


AVRUPA’YI SARAN VE SARSAN TEHLİKE : FAŞİZM


Bugün Avrupa hızla yükselen yabancı düşmanlığı ile yeni faşist hareketlere ev sahipliği yapmaktadır. Birçok Avrupa ülkesinde Pakistanlılara, diğer Asyalılara, Türklere, Araplara, Afrikalılara ve diğer bölge ve ülkelerden gelen göçmen işçilere karşı gelişen düşmenec ve ırkçı saldırılar ve eylemler, Avrupa’nın faşist hareketlere teslim olmak üzere olduğunun işaretleridir. Özellike AB genişleme sürecine tepkinin ırkçılık ve yabancı düşmanlığı ile beslenmesi ve başarı kazanması, Avrupa’yı bekleyen Euro faşizm tehlikesine vurgu yapmamızı gerektirecek kadar ciddi ve yaşamsal bir sorundur.


Eski CIA ajanı Philip Agee, Avrupa’da Faşizmin yeniden ortaya çıkışı ve bunun Amerika’nın savaş sonrası izlediği politikalarla ilişkisini incelediği kitabında ilginç gözlemler bulunmaktadır. Agee, Avrupa ve eski sosyalist ülkelerde faşist hareketlerin yükseldiğinin altını çizip İngiltere’de Asyalılara karşı, Fransa’da Araplara ve Almanya’da Türklere karşı düşmanlığın oluştuğu ve faşist hareketleri besleyen yeni bir retoriğin ortaya çıktığından söz etmektedir.


Dünyanın bugün gündeminde olması gereken en ciddi tehlike, dünyayı bütünüyle tehdit eden küresel çevre sorunları olduğu kadar, demokrasi ve uygarlığı tehdit eden yeni faşist hareketler ev siyasal oluşumlardır. Bu anlamda Euro faşizm, bugün dünyayı tehdit eden en büyük sorunlardan birisidir.


birolertan1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.