AVUSTRALYA’DAN… Komünist Avustralya’nın sonu

Bir Avustralyalı dostum, burada beraber çalıştığı bir Amerikalı’nın kendisine, Avustralya’nın daha çok bir komünist ülkeyi andırdığını söylediğini aktarmıştı. Amerikalı,  bu yorumu sendikaların, işçi haklarının ve işçi sınıfının gücüne ve toplumsal dayanışmaya bakarak yapmış.

Gerçekten de Avustralya işçi sınıfı, sayısal azlığına karşın, Türkiye işçi sınıfı ile ile karşılaştırıldığında çok etkili gelenekleri köklü bir sınıf. Melbourne’da sendikaların merkezi Trade Hall’a ilk gittiğimde çok etkilenmiştim. Aklıma Dolmabahçe Sarayı’nın heybeti geldi. Duvarlarda 150 yıllık resimler. Odaları, iki katlı ev sığabilecek kadar büyük. Masaları, sandalyeleri 150 yıldır orada duran toplantı salonları. Kimbilir ne ateşli toplantılar ya-pıldı o odalarda.

Gerek Melbourne’da gerek Sydney’de CBD olarak bilinen şehir merkezine sendikanın onayı olmadan bir çivi çakamazsınız. İnşaat İşçileri Sendikası  CBD’de yaptığı her gökdelenin üzerine, inşaaat belli bir yüksekliğe ulaştıktan sonra ilk iş “Bu şehri biz kurduk” pankartı açmaktır. Şu anda Melbourne şehir merkezindeki inşaatı süren 80-90 katlı gökdelenin tepesinde, aylardır tarihte isyancılar tarafından taşınmış, sonradan Avustralya işçi sınıfının sembolü haline gelmiş Euroka Bayrağı dalgalanmaya devam ediyor. Bu görüntülerin, finans ve kapitalin kalbi şehir merkezinde biraz tuhaf durduğunu itiraf etmeliyim! Biz alışkın değiliz böyle şeylere!

Başbakan Howard, yeni endüstriyel ilişkiler yasasıyla işte bu gücü kırmayı, yukarıda bana da tuhaf geldiğini itiraf ettiğim “uygunsuz” durumu gidermeyi amaçlıyor: İşçi sınıfının bayrağını dürüp sandığa kapatmak. Örgütlü işçi gücünün burnunu sürtmek!

Son 20 yılda yalnız Avustralya değil, tüm dünyada işçi örgütleri önemli oranda güç kaybetmiş olmasına karşın, Avustralya’da işçi sendikaları hala çok güçlü. Avrupa’da sosyal demokrat partiler sendikaları çoktan sırtından arttı. Avustralya İşçi Partisi bunu henüz göze alamıyor. Belki de Avustralya İşçi Partisi ile Avrupa Sosyal Demokrat Partileri arasındakli asıl fark da burada. Avustralya İşçi Partisi, demografik olarak hala bir işçi partisi. Daha yakın bir zamana kadar bu partinin sendikalara önemli oranda bir delege kotası ayırdığpını hatırlarsınız.

Howard’ın yeni şyeri ilişkileri yasasında anlaşılan işçi sınıfının burnunu sürtme, işçiyi tek başına patronun önüne atarak gerçekleşecek. Yıllık izin, doğum izni ve haftada 38 saatlik çalışma dışında hiç bir şeyin garantisi kalmayacak. İlk elde tırpanlanacakların mesai ücretleri olacağı tahmin etmek güç değil. Yani normal çalışma saatleri dışında yaptığınız fazla mesai, hafta sonu mesainize “duble” ücreti unutmaya başlasanız iyi olur.
Howard yeni sisteme “esnek çalışma düzeni” diyor. Bunu siz, işçi atmada rahatlık olarak tercüme edin.

Sendikaların işçi haklarını savunması, zamanla zayıflayacak. Howard bunu, “işçi ve işverenin (sendikanın değil) karşılıklı oturup işyeri için en iyi kararı vermesi” diye tarif ediyor. İşçi ve işveren, işletmenin çıkarını gözeterek karşılıklı anlayış içinde otursa sonuç sizce ne olur? Tabii ki patron değil,  ceketini alıp işyerini terk edecek olan, işçi olacak.
Ağustos ayında yeni yasanın uygulamaya girmesiyle Avustralya tarihinde yeni bir dönem başlayacak. Hayırlı olsun.

****

Haberimiz olmayan haberler

Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Bayer geçenlerde Avustralya’ya gelmiş ve iki hafta Sydney’de kalmış. Geçen hafta izlenimlerini köşesinde anlattı. Bakın, Bayer yazısının bir bölümünde ne diyor: “Son zamanlarda sosyal güvenlikte, hükümetin getirdiği kısıtlamalar Türkleri zor durumda bırakmış; bazılarının geri döndüğünü anlattılar bize…”

Eğer doğruysa müthiş haber.

Hükümet işsizlik parasını kesti diye Türkiye’ye kesin dönüş yapan var mı hakikaten, merak ediyorum!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here