AVUSTURYA’DAN… Lozan’da çocuklarımın geleceği savunuldu

AVUSTURYA’DAN… Lozan’da çocuklarımın geleceği savunuldu

0
PAYLAŞ

Bir hafta boyunca İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek “Ermeni soykırımı uluslar arası bir yalandır” dediği için yargılandı ve sonunda kendisine ceza kesildi. Böylece İsviçre’de düşünceye pranga vurulmuş oldu. Buna düşünce suçu falan diye bağıran çevreden hiç tepki gelmedi. Bizim gazete yargılama sürecini ve sonucunu haber değeri olarak görmemiş olacağından, haber bile yapmadı.

Buna rağmen bazı eski ve yeni yazarlar ise aba altından sopa göstererek, her zaman olduğu gibi eski liderlerinin popülerliğinin doruk noktasında olduğu zamanlarda hemen ortaya çıkıp, yazılar döktürmeye başladılar. Hele bunlardan İngiltere ikametli olanı var ki,  sanki eski kaynı ve lideri hakkında yazmakla görevlendirilmişti.

Beyimiz bir haftalık yargılama ve ona bağlı etkinliklerden sadece ufak bir ayrıntıya takılmış ve o ufak ayrıntıdan dolayı derya kadar gerçekliği görmemiş ve “yalakalık” olarak değerlendirmiş. Aslında kendisi Doğu Perinçek aleyhinde yazarak, emperyalist makamların yalakası ve yağcısı olduğunun üstünü kapatmaya çalışmakta olduğunu not etmek istiyorum buraya.

Hiç de önemi harbiyesi olmayan eski “yoldaşlarının” ağız birligi etmişcesine, Doğu Perinçek’e saldırıya geçmeleri hakkında neden yazı yazmak gereksinimi hissediyorum? Birincisi haksızlık ediyorlar ve haksızlığa karşı durmak gerektiğine inanıyorum. İkincisi ise, Doğu Perinçek, Lozan’daki tutumu ile oğlum ve kızımın gelecegini  savunmuştur. Avrupa’da yeni kuşak Türkleri, kesinlikle emperyalizmin uluslar arası bir yalanı olan Ermeni soykırım iddiaları beklemektedir.

Gelecekte Avrupa Birliği ülkeleri içinde yaşayıp da, çalışmak isteyenlere bir işe başlamadan önce iş görüşmelerinde  “Ermeni soykırımını” kabul ediyor musunuz, etmiyor musunuz sorusu sorulacaktır. Zira Avusturya vatandaşı olan Türk kökenli bir arkadaşımın hukukçu kızının Kıbrıs sorunu ile ilgili soruya vermiş olduğu cevabı beğenilmediğinden işe alınmamış olduğunu biliyorum.  Lozan’da yapılan savunma benim için çocuklarımın geleceginin savunulmuş olduğundan dolayı çok önemlidir.

Ben, eski liderlerine olan bu kinlerinin nedenini bir türlü anlamamışımdır. Birbirlerinden ayrılan insanlar birbirlerine kızgındırlar. Özellikle boşanan karı ve kocalarda bu kızgınlık kendisini çok şiddetli bir şekilde dışa vurur. Sanki 40 yıllık düşmandırlar. Birbirlerinden uzaklaşan arkadaşlar birbirlerini terk ettiklerinde ömür boyu kin mi güderler diye sordum hep. İşte içinden geldiği ve yollarını ayırdığı çevreye kin kusanlardan birisi de bizim İsveç ikametli arkadaşımızın olduğunu görüyorum.

Zaman zaman değil sürekli, her yazısında sanki yazacak hiç bir konusu kalmamış gibi, çalıştığı eski gazeteyi hep olumsuzluklarla anlatır durur. Anlattıkları olayların doğruluğundan şüphe duymaya başladım. Zira kendi fantazisi ile dolu bazı yazılarında, o fantazilerini gerçekmiş gibi okuyucuya sunmaya çalışmakta. Yeri gelince o fantazi dolu yazılarındaki gerçek olmayan konuları yazmaya çalışacağım. Mesela lise yıllarında tanıdığım ve Ankara Devlet Mimar Mühendislik Akademisi yolunda öldürülen Sami Ovalıoğlu’nun öldürüldüğünde onun yanına gelen ilk kişinin kendisinin olduğunu okuyucusuna anlatması gibi. Kesinlikle doğru değildir, Sami Ovalıoğlu’nun yanında olan kişi sadece ve sadece Ozan Dadaloğlu’dur. Mahhallemizin yiğit delikanlılarından olan Ozan Dadaloğlu da daha sonra öldürülmüştü.

Geçenlerde “Muhsin Bey” adlı bir yazı kaleme almıştı, okuyan Muhsin Bey’i yazacağını sanır. Ancak yazı Muhsin Bey’i yazmak yerine gene eski teraneleri dile getirmişti.  “Muhsin Bey” yazısında Muhsin Bey’i ile ilgili sadece satış noktasına sığınmasının dışında dişe dokunur hiç bir şey yoktu. Orada yazmış olduğu üzerine “çullanan” insanların da olduğunu sanmıyorum. Zira yazarımız öyle cesaret isteyen riskli olaylara girmezdi hiç, şimdi de yaptığı gibi herkese  mavi boncuk dağıtırdı, dağıtmış olduğu mavi boncukla herkesi haklı bulurdu. Şimdi ise bu mavi boncuk dağıtma işini hala sürdürmekte, yanlız mavi boncuk dağıtarak göstermiş olduğu hoşgörüyü sadece içinden çıktığı, karnını doyurduğu, suyunu içtiği çevreye göstermemekte.

Bu kin nereden gelmekte, anlamış değilim. Kendisinin boşaltmış olduğu kini az bulmuş olacak ki, İngiltere’den aramıza katılan “Ağbeyine” de çağrıda bulunuyor, “tek başıma geçmişin yükünü kaldıramıyorum, abi bana yardım et” diyor.

“Ağabeyinin” yazısına yazmış olduğu “hoşgeldin” yorumunda da konusunun aslında Muhsin Bey’in olmadığını açık ediyor, “içime doğmuş olacak ki, eskileri yazdım” diyordu. Okuyucu da kendisini Muhsin Bey’i değil de eskiden çalışmış olduğu gazeteyi esas aldığını anlamış olacak ki, onun yazısını “samimi özeleştiri” olarak değerlendirmekteydi. Okuyucu lafın nereye gönderildiğinin mesajını almıştı. İnanmayan Muhsin Bey yazısının yorumlarına bakabilir.

Ben ortaokuldan bu yana yazarımızın kinini boşalttığı gazete ve dergileri takip etmişimdir. O gazete ve dergilerde imzası ile sadece bir haber görmüştüm,  o haber de Aşık Veysel ile ilgili bir haberdi. O haberi de benim ve annemin anlattığı anıya dayanarak yazmış olduğunu çok iyi hatırlıyorum.

Sahi annemden bahsedince, İsveç ikametli yazarımız hiç mi olumlu bir anı yaşamadı acaba diye soruyorum kendi kendime. Yazarımızı rahmetli annem aslında severdi. Onun çalışacağı günlük bir gazete çıkıyor denildiğinde, ortalıkta kalmasın diye sevgili anacığım başındaki poşusunı çıkarıp da bağışlamıştı.  Şimdi böyle bir özveri düşünebilir misiniz? AB fonlarından para gelmediği taktirde hangi kişi başındaki poşusunu, kolundaki saatini, parmağındaki alyansını bir gazete çıkartılması için  bağışlar? Var mı örneği? Aslında sadece o değil, diğerleri için de geçerli o sorum. Hiç mi olumlu bir anınız olmadı? Size orada sürekli işkence mi ettiler? Aslında siz daha çoğunluktaydınız, bakın o zamanlar gazetenin genel yayın yönetmeni de aynı kinle yaklaşıyor, Oral  da aynı derten muzdarip, kendi yayın yönetmenliğini yaptığı gazetenin haberciliğine kin ile yaklaşıyor. Yahu demezler mi, eğer o gazete gerçekten  olumsuzluklar içerdiyse siz değil miydiniz sorumlu olanlar, yoksa okuyucu olarak ben mi sorumluydum?

Bakın; devşirilen Nuriler, Orallar, Celaller, Günler, Haliller, Cengizler, Hadiler, Gülaylar, Şahinler falan filan hepsi uzaklaşmış, anılarını zaman zaman çalıştıkları o gazete ve dergi aleyhinde düşmanca kullanmaktalar. Devşirilenlerin onlarcası,  hepsi bir kişi ile uğraşıyor. Uğraştıkları kişinin yanında eskilerden bir iki kişi kalmış, önemli kesim diğer basın kuruluşlarına kapak atmışlar. O, tek başına hem sizlere karşı, hem de diğerlerine, bir de ülkemize yeni sınırlar ve emperyalist yalanlar ile tehditler savuran emperyalist AB ve ABD ülkelerine karşı dimdik ayakta durmakta. Topunuza karşı dimdik bu duruş,  onun ne kadar güçlü bir kişiliğe sahip olduğunu, bir de sizlerin saldırgan yazılarınızla daha iyi kavrıyorum. 

Bence bırakın enerjinizi başka yerlere saklayın, onun eli kolu hapiste  bağlı olduğu dönemlerde de gücünüz yetmedi demiyeceğim.  Şimdi, onbinlerce yeni genç insanları yetiştirdiği bir dönemde gücünüzü, kuvvetinizi ve enerjinizi boşuna harcamayın telkininde de bulunmayacağım.  Pek de uğraşmadığınız yaşadığınız ülkelerin meseleleri ile ilgili yazılarınıza ayırın da demek istemiyorum. Faydası yok artık. Çünkü eski liderlerini karalamak ve onun aleyhinde bir yerlere yazılar servis etmek bazılarının geçim kaynağı oldu. Onlar oradan ekmek yiyorlar.

Devşirilenler ne zaman eski liderleri ile uğraşmaya başlarlarsa, arkasından mutlaka bayrak, toprak ve ülke karşıtlığı da gelmekte. İşte onlardan bir örnek “başkalarının ulusal bayrakları ayakkabıların altında, adamlar her gün kendi bayraklarını düpedüz çiğniyorlar”mış. Orası öyledir belki. Modacıların çizmiş olduğu bayrakları apış aralarında bile görmek mümkündür. Bizim bayrağımız modacı veya reklamcıların çizmiş olduğu bayrak olmadığını hatırlatmak isterim.

Bir de, Lozan yargılamasını haber bile yapmayanlara tek bir lafım var, bir gün sizlere de fikir özgürlüğü ihtiyaç olabilir, o zaman nasırınıza basılmış gibi bağırma hakkınızın olmayacağını hatırlatmak isterim. Bir de  her fırsatta bizim ülkemize ifade özgürlüğü dersi veren Avrupa’lıların Lozan örneğindeki iki yüzlü ve çifte standartlı tutumuna ortak olunduğunu da belirlemek isterim.

EDİTÖR’DEN: SAYIN OKUYUCULAR, ŞİMDİYE KADAR YALNIZCA HAKARET İÇERMEYEN YORUMLARI YAYINLIYORDUK… BUNDAN SONRA İSİM VE SOYAD BELİRTİLMEYEN YORUMLAR DA YAYINLANMAYACAKTIR…

 


 

BİR CEVAP BIRAK