AVUSTURYA’DAN… Sivrialan’da Âşık Veysel’in mirası

36. ölüm yıldönümünde Aşık Veysel’e minnet ve saygılarımla

Annemin vefatından dolayı günübirlik gitmelerimi saymazsam, geçtiğimiz yaz doğup büyüdüğüm köyüme tam otuz yıl sonra gittim. Kısaca bir hayal kırıklığı oldu desem abartmış olmam. Ah benim güzel köyüm ve güzel insanları….

Koca köyde sanki yer kalmamışçasına bir biri üstüne yaslanmış beton evler yapılmış. Eski toprak damlı ve taş duvarlı evler bu tür evlerden birkaç kat daha güzeldi. Taş duvar ve toprak damlı evlerden sadece bir tane kalmıştı. Köye beraber gittiğim arkadaşım Ali Rıza ile o evi bir müze gibi gezdik, ev sahibi ile kırk kat yabancı gibi olmasa da bizi müze gezdiren bir mihmandar gibi sorularımıza cevap verdi.

Köyde köpek havlaması duyulmuyor, kendi yok mesela. Horozlar ötmüyor, kalmamışlar. Çocuklara tavuğun altından alınmış taze yumurta getirilmiyor. Bakkal amcaları kasabadan yumurta getirirse, yumurta var. Aslına bakarsanız çocuk da yok.

Peynir, tereyağı kalmamış. Hayvanlarımızı gütmeye dağlara giderken yufka ekmeğin üzerine dökülen tereyağı ile yapılan ovmaç olmadığı zaman azık çantamızda kimse yanına bizleri almazdı. Köylü ovmacı da unutmuş. Sadece sohbetlerde anılıyor.

Köyde sadece bir iki evde inek besleniyor, o da ancak kendi ihtiyaçlarına yetiyormuş. Köylü arabalarla yaylanın yolunu tutuyor süt getirmek için. Yayladan eskiden kova kova süt getirilirdi, Âşık Veysel Dedem de yayladan sağdıkları koyunların sütlerini evlerine taşıyan bercilere şiirler, türküler yakardı.

Sivrialan’da Âşık Veysel’in şiir geleneğinin devam ettiğini gördüm. Veysel’in bu mirasının devamı beni hem şaşırttı hem de sevindirdi. Köyde yazın Almanya, Ankara ve Mersin’den dönen emekliler yaşamakta, bir de gene aynı yerlerden gelen izinciler var. İşte Âşık Veysel’in âşık geleneğinin emekliler ve bazı izincilerle yaptığımız sohbetlerde devam ettiğini gördüm. Sohbet sırasında konuşmaları, birbirleriyle iletişimleri kendi yazmış oldukları şiirlerle sağlanıyordu. Bu sohbet sırasında tanımış olduğum köyümün yaşayan ozanlarını umarım başka bir yazıda konu edinirim.
Bir de köyümün idealist gençlerinin oluşturduğu www.sivrialan.net internet sitesi var. Onların oluşturdukları bir de internet radyosu var. Adını da Veysel Radyosu koymuşlar. Zaman buldukça girip, dinliyorum. Dinlemenin ötesinde, can dostlarımın yüzlerini bile görmediğim çocukları ile tanışıyor, hem onlarla, hem de eski adım dostlarımla muhabbet ediyor, radyo üzerinden hasret gideriyorum.

“Âşık Veysel’in torunları” olarak adlandırdığım site yapımcıları ve radyo sunucularının oluşturmuş oldukları Veysel Radyosu’na bu ziyaretler benim için öğretici oluyor. Yeni dostluklar ediniyor, eskiler daha da perçinleniyor, hasret gideriyor, duygu dolu vakit geçiriyorum. İşte bu ziyaretlerimden birisinde daha önce hiç de dinlemediğim eşsiz türkülerin yaratıcısı Hasan Erdoğan’nın türkülerini tanıdım; o günden bu yana Hasan Erdoğan’ın türkülerini dinliyor, onun türküleri ile gurbet yarasının acılarına tuz basıyorum.

Bu ziyaretlerimden birkaçında Filiz Erdoğan’dan adlı ses sanatçısından çok ustaca yorumlanan türküler de dinledim. Kim olduğunu pek de bilmediğimden, onun Hasan Erdoğan ile akrabalığı olan bir sanatçı diye düşünüyordum. Zira bu kadar ustaca türkü yorumlayanın soyadlarındaki benzerlikten de usta sanatçı Hasan Erdoğan’nın çevresinden çıkabilecegini düşünmüştüm. Hasan Erdoğan’nın babasının ve oğlunun da kendisi gibi sanatçı olduklarını bilmekteydim; Filiz Erdoğan da onlardan biridir derken, onun ozanların en uzun ince yolcusu ve büyüğü Âşık Veysel’in köylüsü olduğunu öğrenince gururlandım. Filiz Erdoğan’nın Sivrialanlı ve kapı komşularımızdan birisi olduğunu öğrenimde sadece iki türküsünü dinleyebilmiştim.

Sanatçıları çoğu zaman sadece bir eseri ile tanırız, o eser gönlümüze tahtını kurar. Bazen o eserin sahibini kim olduğunu bilmeyiz bile. İşte ben de Filiz Erdoğan’ı söylediği “Alişen Ağıdı” ile hafızama yerleştirdim. Türkünün bulunduğu albümdeki adı nedir bilmiyorum. Bana göre o türküye en yakışan isim Alişen Ağıdı olur. Radyonun sunucularından Hollanda’dan Mihriban Yıldız dostumuzun o türküyü gönderdiğinden bu yana her dinleyişimde, boğazımda birşeyler düğümlenir, hıçkırıklara boğulurum. Türküde bulunan ve özenle seçilmiş her sözcük, çocukluğumun örnek delikanlılarından olan Alişen’nın yaşam hikâyesini bana hatırlatıp, beni hüzne boğar. Herkesin ahları vardır, benimki de “ah bizim ovmaçsız bizi yanlarına almayan bıçkın ağabeylerimiz ” derim.

Türkünün hüznünde aramızdan ayrılmış ve ayrılmamış Sivrialan’nın onlarca delikanlısı aklıma gelir hep. Ben onları kendime birer örnek ağbey olarak görmüştüm. İşte onlardan birisi de Alişen idi. Diğerleri Muharrem, Ali, Hüseyin, Memduh, Gülağ, Koçyiğit, Hoca, Muhtar ve daha niceleri. İşte bu ağabeylerden birisi de Alışan çok genç yaşta sadece dostlarını değil, çocuklarını ve eşini de bırakıp, hakka yürümüş.

Filiz Erdoğan’nın sesinden “Alişen Ağıdı”nı ilk dinlediğimde bu türkünün Alişen için yazılmış bir ağıt olabileceginden başka bir şey bilmemekteydim. “Alişen Ağıdı” nın içeriğini daha iyi kavrayabilmek için, onun sözlerini yazıyorum ve takrar tekrar okuyor, ezberime almaya çalışıyorum. Ezberimin beni terk etmeye başladığını düşünerek, onu olduğu gibi buraya alıyorum.

“Benim yazım benzemişti anama, garip anama

Alın yazısına ben de inandım

Alişen elimden uçtu da gitti

Benim yazım benzemişti anama, garip anama

Alişen elimden uçtu da gitti

Baba yüzü görmedim ki bileyim

Âlim sensiz bu dünyayı neyleyim

Derdim çoktur hangi birin söyleyim

Alişem elimden uçtu da gitti

Arkadaşların bakamıyor yüzüme

Öksüz dedirtmem körpe kuzuma

Babasız büyümeyi bilirim ama

Alişen elimden uçtu da gitti

Mustafa ben de yanarım amma

Dert üstüne dertler ekleme bana

Berna sen de sahip ol garip anana

Alişen elimden uçtu da gitti

Ağıdın sözlerini yazdıktan sonra tekrar dinlemek istiyorum. Ağıdı kimin yakmış olabileceğini bir edebiyat bilimcisi gibi, metin üzerine çalışma yapıyorum. Anadolu’da kadın ozanlar mahlas olarak kendi isimlerini kullanmazlarmış. İsimlerinin herkesin diline düşmesini istemezlermiş. Mustafa mahlası kullanılmış olmasına rağmen aklıma gelen ilk isim. Alişen ile aynı yastığı paylaşmaktan başka da ortaklıkları da olan eşi Zöhre bu. Ağıtın sözlerinin ilk önce Alişen’nin eşi Zöhre’nin yüreğinden süzülmüştür diye düşündüm. Zöhre, Âşık Veysel’in gözü olan Âşık Küçük Veysel’in kızıdır. Zöhre’de bu kutsal ulu ozanların damarından geldiğine göre, ağıt neden ona ait olmasın ki!

Zöhre’nin ağıtın sahibi olduğuna, onun içindeki bazı mısralarla kendimi inandırmaya çalışıyorum. “Benim yazım benzemişti anama, garip anama” diyor türküde. Başka? “Baba yüzü görmedim ki bileyim”, “Babasız büyümeyi bilirim ama” sözleri, ağıdın sahibi olduğunu düşündüğüm Zöhre ve Alişen’nın yaşamlarındaki kader ortaklığını dile getiriyor.

Dört kıtalık bir ağıt hem Alişen’nın, hem de onun eşi Zöhre’nin hayatlarını bir çırpıda anlatmakta. Ortak meyveleri olan Berna ve Sema’ nın dışında, her ikisi de “Babasız büyümeyi” bilmenin de ortaklıklarına sahiptiler. Hem Zöhre, hem de Alişen, henüz çok küçük birer çocukken babasız kalmışlardır. Her ikisini de onca yoksulluğun yaşandığı Sivrialan köyünde anaları bakıp ve büyüttüler. O zamanlar köyün en alımlı kadınlarından sayılan Alişen’nın annesi Deli Zöhre genç yaşında dul kalmıştı. Genç yaşta çocuklarına sahip çıkıp, onları toplum içinde sağlıklı, çevresi ile barışık, herkese dost ve sıcak insanlar yetiştiren analar hiç deli olur mu?

Genç yaşta hayata gözlerini yuman Âşık Küçük Veysel’in eşi Hatçam da çocukları ile yapayalnız kalmıştı. Hatcam ismine dikkat edilmeli. Bu kelimede hem “Hatça” hem de “ana” sözcüğü saklıdır. Biz köyün çocukları kendisine Hatçam derken, aslında “Hatca” ve “Ana” sözcüklerinin ikisini de söylerdik. Zöhre’nin babasının hakka yürümesi sadece Hatçam’ı yanlız bırakmaz. Ozanların ulularından ve en uzun ince yolcusu Âşık Veysel de yanlız kalır. Kendisine dulda ve göz olan yoldaşı Âşık Küçük Veysel’in hakka yürüdüğünü öğrenen Âşık Veysel kederlenir ve “İşte ben şimdi kör kaldım” der.

Hatçam da daha sonra akraba olacağı Deli Zöhre gibi çocuklarını babasız büyütmeye mahkûm olmuş ve çocuklarının mürüvetini görmek için yaşamıştı.

Sabahları Ankara’da okula giderken elinde çantasıyla işe giden Zöhre ile her gün karşılaşırdım. Zöhre’yi okul yolunda gördüğümde sadece bir selam verme fırsatı olurdu. Gözlerimin içine bakar, selamlaşır, yoluna aceleyle devam ederdi. Zöhre kardeşleri Ahmet ve Hasan gibi göbeğinin bağını kendi kesen kuşaktandır. Alişen de o kuşağa aittir. Sonraki yıllarda Alişen ve Zöhre birbirlerini tanır, gönül koyar ve birbirlerine bağlanırlar. Kaderleri de ortak olan ve küçük yaşta yetim kalan Alişen de Zöhre gibi yaşıtları okula giderken o çalışmaya gider. Sanki alın yazısıdır; genç yaşta dul kalan Deli Zöhre’nin oğlu Alişen, gene genç yaşta dul kalan Hatçam’ın Zöhre’si birbirlerini severler ve sonrasında bir yastığa baş koyarlar.

Dört beş yaşlarında öksüz kalan Alişen ve Zöhre gene küçük yaşta gurbete çıkar. Sivrialanlı dostlarının kapıcılık yaptıkları binanın kapıcı dairelerinde kalır, Alişen’e kol kanat gerilir. Sivrialanlı dostları Alişen ile Ankara’da ekmeklerini paylaşırlar, çamaşırı yıkanır. Kendisi de başlar çalışmaya. Lokantada bulaşıkçılıkla başlar. Bulaşıkcılıkla başlayan iş hayatında biriktirmiş olduğu parayla, eşi Zöhre ile Ankara’dan bir ev alırlar. Köyüne bir de prefabrik ev yaptırır, kuş yuvası kadar sıcak, serçe yuvası kadar da küçüktür. Bir de kendine araba alır, Alişen artık arabaya binecektir, arabaya binmek ona sadece altı ay nasip olur.

Alişen’i Ankara’da çok sık görmedim, ancak karşılaştığımda gözlerinin parıltısı mutluluğunu muştulardı hep. Sivrialan’nın delikanlılarından Alişen, Ankara’da ve Sivrialan’da evi, bir de araba sahibidir. Girdiği ortamda sevilen ve sayılan kişidir, içinde bulunduğu muhabetlerde “kırdırmasıyla” dikkat çeker. Onun için de arkadaşları ona Ali Bey diye hitap ederler. Bizim köyde köyden şehre gidip, şehirli diline uyum sağlamaya çalışanlara “amma kırdırıyorsun” denirdi.

Eskileri delifişek Alişen’i, sonraki yılların Ali Bey’i, 29 yıl evli kaldığı Zöhre’den ölümle ayrılır. İşte bu delikanlımızın acısına ancak Zöhre bu kadar duygu dolu bir ağıt yakar diye düşünmüştüm. Zöhre yakmamış ağıtı. “Ali Bey”in kuşağından, gene Sivrialan’nın hiç de sıradan olmayan delikanlılarından Mustafa Başbuğa yakmış bu ağıtı. Mustafa’nın yakmış olduğu ağıtı, Sivrialan’nın efsane sesli kadınlarından birisinin torunu Filiz Erdoğan söyler.

Âşık Veysel Atatürk’e yazmış olduğu şiirinin birinde “Aslan yatağı boş kalmaz” demişti. Sivrialan’da Âşık Veysel’in de yatağı boş kalmamış, gene Veysel’in sözü olan “bu topraklarda ozanların tohumu sık atılmış” ve Sivrialan’da onlarca ozan yetişmiş. Umarım başka bir yazıda bu Âşık Veysel geleneğini devam ettiren Sivrialanlı ozanları tanıtma fırsatı bulurum. Bu fırsatı bulana kadar, birer kıta da olsa onları tanıtmadan yazıma son vermek istemiyorum.

“Uzun olur Almanya’nın yoları

Bir acayiptir anlaşılmaz dilleri

Açtımı’la Söbelanın gülleri

Yaylasında soğuk sular çağlamış” diyen Mehmet İmran’ı rahmetle anıyorum.

Benim de ilkokuldan öğretmenim olan Veysel Kaymak’ı da aşağıdaki dörtlükle hürmetle anıyorum.

Sevgidir aslolan, dostluktur daim

Yıllarca ardından koşturdu yârin

Kimse dolduramaz boşalan yerin

Garip sevgisini dile çevirir

Şiir yazan bir büyük Ali Güç, bir de küçük Ali Güç Veysel’in âşık geleneğini sürdürüyorlar. Büyük Ali Güç Âşık Veysel ve Âşık Devrani’nin dizinin dibinde yetişmiştir. Babası Hıdır Güç Dede de Veysel’in çağdaşıdır, kendisi de âşıklık geleneğini sürdürmüştür. Gittikçe olgunlaşan büyük Ali Güç’ten de bir dörtlük:

İkrar verdim ikrarımda durayım

Kâmilin bağında güller dereyim

Ali Güç’üm hak yoluna ereyim

Gönül dosta hayran oldu ne güzel.

2008 yazında Sivrialan köyünde çardak altı sohbetlerinde şiirlerini tanıdığım B. Sami Bozkurt’u aşağıdaki dörtlükle anıyorum:

Odun diye yakmış gülün dalını,

Dememiş kimseye berbat halini.

Kendi eli ile kesmiş dilini,

Zannettim sevdiğim sanki lâl olmuş.

Almanya’da çalışan ve şimdi emekliliğini yaşayan Dursun Kaymak’ı da gurbetten döndükten sonra köyüne yazmış olduğu şiiri ile tanıtmak isterim.

Dursun Kaymak ozan oldum diyemem
Seni seviyorum seni kınamam
Sabah kalkar yüzüm bile yuyamam
Susa susa susuz kalan Sivrialan

Yazmış olduğu türküleri kızının yorumladığı Mustafa Başbuğa’yı, Küçük Ali Güç’ü, Ahmet Hoşnut’u ve Mustafa Çam’ı da ayrıca burada anmak istiyorum.

Benim de kadim dostum olan bir ozanımızı daha kısa tanıtmak istiyorum. Onun da birçok ağıtı ve türküsü bestelenip gene Sivrialan’nın yetiştirdiği ses sanatçısı Filiz Erdoğan tarafından seslendirildi. Âşık Küçük Veysel’in oğlu Hasan Erkılıç’ın 2008 yazı Sivrialan’da yazmış olduğu Sivrialan köyü ile yüzleşmeyi buraya olduğu gibi alıp, sizlerle paylaşmak istiyorum. 30 yıl sonraki köyüme olan ziyaretime ait bir yazı yazmaktı niyetim. Hasan Erkılıç şiirini gönderdi bana, bir makale yazmış olsaydım aynı konuları işlerdim. Onun için Hasan Erkılıç’ın bu şiiriyle Âşık Veysel’in geleneğini tekrar anıyorum.

Zira uzun zamandır sesleri çıkmayan Aşık Veysel’in “çocukları ve torunları” sazlarıyla, sözleriyle, türküleriyle kendilerini hissettireceklerdir. Köyün üretmeyen köylükten çıkıp da, sadece tüketen bir köy olması acı verici şüphesiz. Ancak o köyde hala türküler yakılıyor Veysel’in çocukları ve torunları tarafından. Sivrialan köyünde ozanların çokluğu beni mutlu etti.

Varmıyor kalemim halin yazmaya

Ne hallere düşmüşsün sen Sivrialan

Gönül ister sana övgü dizmeye

Titriyor ellerim inan Sivrialan

Nerede cemlerin, demlerin hani?

Söze şerbet olan dillerin hani?

Hak aşkıyla çalan tellerin hani?

Gönül aslanını arar Sivrialan

Bu toprak ki nice ozan doğurdu

Hıdır’ı, Veysel’i burda yoğurdu

Küçük Veysel hakka erken yürüdü

Ali Güç’ün ile övün Sivrialan

Veysel Kaymak şiirde de öğretmen

B. Sami ve Hoşnut bize eğitmen

Türkü Filizlerimiz yeşerdi hemen

Yılmaz Kurtyigit’se devrim Sivrialan..

Unutma Veysel’in her bir sözünü

Söyle türküsünü, dinle sazını

Aydınlığa çevir bütün yüzünü

Karanlıktan bela gelir Sivrialan

Dedikodu almış basını yürümüş

Benliğini kanser gibi bürümüm

Cehalet ilimden önde yürümüş

Okumuş cahilde gördün Sivrialan

El ele vererek dön geleceğe

Son ver içindeki kine kibire

Paralı fakirden olmadı çare

Kendi benliğine sarıl Sivrialan

Hatırlaman için yazdım bunları

Unutma yoklukta geçen günleri

Ders almazsan ararsın bu günleri

Kibirlenip hoyrat olma Sivrialan

Komsunun yolunu bostana katmış

Dünya varlığında kendini avutmuş

Geçmişi unutmuş gelecek satmış

Hovarda zenginler gördün Sivrialan

İkiliğe dere küsmüş, dağ küsmüş

Yayla küsmüş, orman küsmüş, bağ küsmüş

Ari küsmüş, çiçek küsmüş, bal küsmüş

UMUTLUM küsse de, yarin Sivrialan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

4 × 2 =