AVUSTURYA’DAN… Türklerin çiğnenen onuru

Frankfurt Kitap Fuarı’nın onur konuğunun Türkiye olmasıyla Alman dilindeki gazete ve dergiler Türk edebiyatı adı altında çeşitli söyleşiler, haberler, kitap tanıtımları ve yorumlar yayınladılar. Bunların dışında Türkçe yazan bazı yazarlarla söyleşi yaptılar.
Almış olduğu Nobel ödülünün hakkını veren manşetlerdeki Orhan Pamuk ile başlayalım. Zira Orhan Pamuk hem Alman, hem de Avusturya gazete ve dergilerinde aynı anda yazarlığıyla değil de, gene yapmış olduğu siyasi açıklamalarıyla yer aldı.  Bir de ABDullah Gül ile fotoğraflarıyla. “301. Madde’den dolayı hakkında dava açılan Nobel ödüllü Orhan Pamuk” almış olduğu ödüle uygun konuşmasıyla yer aldı. Demiş ki, “kitaplarımı yazmam için hızlı bir şekilde eski Türk filmlerini ve eski şarkılarına ulaşmam gerekiyordu. YouTube aracılığıyla bunlara ulaşabiliyordum ve sorun da olmuyordu. Şimdi ise YouTube ve benzeri yüzlerce yabancı internet sitelerine Türkiye’de insanlar siyasi nedenlerden dolayı girememektedir”. Nasıl bir tespit ama! Bu tespiti sadece en büyük ödülleri alanlar yapabilir.
Son yıllarda gittikçe yoksullaşan insanların yaşadığı ülkenin yazarı Nobel ödüllü Orhan Pamuk’un tasasına bakınız! İnternet sitelerine girip de bedava film ve şarkı dinleyemiyormuş. Orhan Pamuk dinlemek istediği şarkılara ve görmek istediği Türk filmlerine artık beleş ulaşamıyormuş. Gözümüz yok tabi, aldığı ödüllerle ve satılan kitaplarının gelirlerinden elde ettiği milyonlardan kuruş harcamak istemeyen, milyoner ama beleşçi Orhan Pamuk, bir de çok felsefi bir laf etmiş,  “insanlar gelip geçici, kalıcı olan ise kitaplardır”.  Bu felsefi lafı sadece YouTube’da film izleyerek ve şarkı dinleyerek malzeme toplayan bir yazar yapabilir.  Fuarın açılış konuşmasında kendi çalışmaları için beleş kaynağın kapatıldığına dikkat çeken sözleriyle, Alman ve Avusturya gazetelerinin manşetlerinde olan Pamuk, arkadaşı ABDullah Gül’ün olduğu bir yerde Deniz Feneri sahtekârlığını, ya da düzmece iddianamelerle tutuklanan Türkiye’nin yüz akı komutan ve gerçek aydınlarının senelerdir hapiste tutularak, işkence edildiğini ve bazılarının ise merdivenlerden itilerek felç olmalarını, bazılarının ise sadece cesetlerinin dışarı çıkabildiğini anlatmasını beklemek saflık olurdu herhalde. Veya dergi sattı diye içeri alınıp da, işkence sonrasında hayatını kayıp eden Engin Çeber’i anlatmasını da beklemek olmazdı. Arkadaşı ABDullah Gül ile kol kola geldikleri kitap fuarında, onu ve Tayyip’i eleştirmek arkadaşlığa sığmazdı.  Engin Çeber için hem de yazarımızın konuşma yaptığı ülkenin Deniz Feneri sahtekârlığı ile ilgili vermiş olduğu mahkeme kararına “Bana ne ya” diyen Adalet Bakanı özür diledi ya. Eleştirmeye ne hacet.  AKP’nin aydınlar üzerinde terör estirerek tutukladıkları Kuddusi Okkır’in ölümünü, Şener Eruygur’un sakat kalmasını, Ferit İlsever’in ve Asuman Özdemir’in hapishanede tedavilerinin yaptırılmayarak ölüme terk edilişlerini ve onların can güvenliğinin acımasızca ortadan kaldırıldığını ortaya koyan örnekleri anlatmak yakışık almazdı; hem Orhan Pamuk onları sevmemektedir de.
Yoksa Yaşar Kemal gibi “AB’nin dünya barışına katkı sağlayacağına da inanmıyorum. AB’nin Rusya ve Gürcistan politikası da umut verici değil, savaş çığırtkanlığı yapan diğer büyük güçlerden farksız bir görüntü veriyor” mu deseydi? Deseydi ne olurdu sanki nasıl olsa Nobel ödülünü iki yıl önce aldı. Olacak olan, bundan sonra fuar açılışlarında veya Avrupa’da okuma günlerine davet edilmez en fazla.
Gazetelerdeki yayın yoğunluğuna bakılırsa hakaretleriyle Batı’nın “en meşhur Türk yazarları” Elif Shafak ve Orhan Pamuk’un yanına yeni bir yazar daha yetiştiriliyor. Bu yazar Oya Baydar. Aynı hafta içerisinde Oya Baydar hem Almanların meşhur Der Spiegel dergisinde hem de Avusturya’nın Falter dergisinde kendisi ile yapılan söyleşiyle yer bulmuş. Falter dergisi, 42 sayısında “2008 sonbahar kitapları” diye bir ek çıkartmış; derginin bu ekinin esas konusu Türkiye olmuş. Avusturyalı yazar Barbara Frischmuth ve Oya Baydar ile söyleşiler yapılmış ve söyleşi derginin bu kitap ekine konmuş. Dergi sayfalarını Türk portreleriyle “süslemiş”, çeşitli kadın ve erkek fotoğrafları kullanılmış. Ancak fotoğrafların vermiş olduğu Türk imajı, her iki Türk kadınından birisinin sıkma başlı ve her iki Türk erkeğinden birinin ise asık suratlı, çatık kaşlı ve sert insanlar oldukları iletilmekte okuyucuya. 

Almanca yayınlanan gazetelerde Frankfurt Kitap Fuarı’nın açılışını takip eden haftada Fazıl Hüsnü Dağlarca, Necati Cumalı, Yaşar Kemal, Aziz Nesin, Osman Şahin, Alev Alatlı, Sevgi Sosyal, Orhan Kemal, Sait Faik, Cahit Kulebi, Cemal Süreya gibi Türk edebiyatının mihenk taşlarının tanıtımına yer verilmedi. Onun yerine yeni devşirilecek yazarlara sayfalarını açtılar. 
Bu yeni yazarlardan hiç şüphesiz birisi de Oya Baydar oldu. Almanların Der Spiegel dergisinin sorularını yanıtlayan Oya Baydar, AB sayesinde artık korkusunun kalmadığını belirterek yeni ödüllere Kürt ve Ermeni konularında verdiği cevaplarla göz kırpıyor, AKP’yi ise Türkiye’de modernliğin temsilcisi olarak övmekten geri durmuyordu. Yatmış olduğu iki yıllık hapis cezasına ve yurt dışına kaçışın hikâyesini anlatarak, hala 1970 ve 1980’lerde takılıp kaldığını anlatıyor.
Günümüze de geliyor tabii. Günümüzde Orhan Pamuk’un tehdit edildiğini ve “Türk Ermeni gazeteci Hrank Dink’in öldürülmesi ve diğer cinayetler olmakta” derken Türkiye’de katledilen Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Turan Dursun, Onat Kutlar, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Necip Hablemitoğlu gibi aydınların adlarını anmaya bile tenezzül etmiyor.
Orhan Pamuk’un “tehdit edilmesi” olur da, AKP hükümetinin düzmece iddianamelerle yargılanmadan suçlu ilan ettiği Ergenekon tutuklamaları olmaz mı? “Modern kapitalizmin temsilcisi” olarak belirlediği AKP’nin Ergenekon davasını sonlandırmasından,  İlhan Selçuk, Kemal Alemdaroğlu, Emin Gürses, Doğu Perinçek gibi aydınların ceza almalarının devletin yapısının bozacağını belirtmekte. Devletin yapısının yıkılmasından da hoşnutluk duymakta olduğu söyleşide görülüyor. Devlet yapısına olan kızgınlık 12 Eylül’de tutuklanmasında yatmakta, “ben kendimi bir daha tutuklatmam diyerek yurtdışına çıktım” diyor. Oya Baydar’ın da yargılanmadan suçlu ilan ettiği İlhan Selçuklar, Doğu Perinçekler,  Emin Gürsesler ve diğerleri yurt dışına kaçma bencilliğinde bile bulunmayacaklardır. 
Söyleşinin geneline yansıyan Oya Baydar’ın düşüncesi, AKP hükümeti zamanında fikir özgürlüğünün olduğu ve her istediklerini yazıp, her istediklerini söyleyebildiği biçiminde dergiye yansımış.
Oya Baydar son romanının kahramanı Elif’e  “hedefe varmak için biraz acımasız olmak lazım” dedirtiyor. Yeni neoliberal eski solcular, AKP gibi cumhuriyet düşmanı bir siyasi partinin hedefe varması için destek olmaktalar. Der Spiegel dergisine verilen söyleşide Oya Baydar da AKP’ye elinden gelen desteği vermiş.  Ancak cumhuriyetin yıpratılarak yok edilmesinde, kendilerinin de yok olacaklarını bilmiyorlar galiba. Tarih bunun örnekleri ile dolu.

Son söz olarak da Frankfurt Kitap Fuarı’nın sözde onur konuğu olan Türkiye ile Orhan Pamuk,  Oya Baydar gibi yazarların ülke aleyhine yapmış oldukları konuşmaların her gün gazetelerde yayınlanmasıyla, sözde onur konuğu ülkesinin insanlarının onurlarıyla oynanmasına sebep olmaktalar. Olmaz olsun böyle onur konukluğu, onu ABDullah Gül’e bencil ve beleşçi Orhan Pamuk ve Oya Baydar’a iade ediyorum, o onur onların olsun. Artık onları hakkında yazılan yazıları ve onların kitaplarını değil,  20 Eylül’de başlayacak Ergenekon davasını izleyeceğim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.