Ayasofya siyasete kurban edilirken han duvarları sesleniyor

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Yaşatmak uğruna ruhu öldürülen geçmişin mirası ne kadar vakfediliş amacına uygun kullanılıyor…
Muhafaza etmenin tüm anlamlarından sıyrılarak yalnızca ‘inşaat ve ihale’ kalemlerine indirgenmesiyle, geçmişi yaşatmanın tek yolu sanki onu “öldürmekten” geçer oldu. Anadolu’nun dört bir köşesi, “yaşatmak için öldürülen” geçmişin izleriyle dolu. Evkaf geleneğiyle övünülen bir kültür çağının, üç kıtada yerel kültürlerden de etkilenerek ürettiği değerlerin amaçlarından sıyrılarak “ihya etmek” uğruna tüccar, Müteahhit arayışına kurban edilmesi de elbette zamanın belleğine kaydoluyor, olacak.

Konya’nın Karapınar ilçesinde, Osmanlı Padişahı II. Selim’in Konya Valiliği sırasında 1560-63 arasında yaptırdığı Sultan Selim Külliyesi, inşa edildiği dönemin işlevsel özelliklerini taşıyor. Bir cami, iki kervansaray, bir arasta, hamam, imaret, yoksulların ve medrese talebelerine sıcak yemek verilen bir tabhane, muvakkithane (namaz vakitlerini belirlemek için kullanılan bir tür küçük astronomi mekânı), şadırvan, kilerler, buğday ve arpa ambarları, bir yel değirmeni ile bir su değirmeni, ayrıca su ve odun depolarından oluşuyordu.

İSTANBUL-BAĞDAT YOLUNDA ÖNEMLİ DURAKLAR

İstanbul-Bağdat arasındaki yolun, Konya-Ereğli güzergâhında önemli duraklardan biri olan Karapınar’daki bu külliye, hem halkın kullanımına açık hem de devletin askeri amaçlarla özelikle seferler sırasında ordunun ihtiyaçları için kullandığı küçük bir kasaba niteliğindeydi. Karapınar’ın doğusunda yer alan ve binlerce yıldır önemli bir geçit konumunda olan Niğde Ulukışla’daki Öküz Mehmet Paşa Külliyesi de Karapınar II. Selim Külliyesi ile benzer özellikler taşır. Her ikisi de hem askeri amaçla hem de sivil halkın yararına kullanılan tarihi yapılardır ve her ikisi de vakıf eserleri arasındadır. Selçuklu’dan Osmanlı’ya kurdukları vakıflar aracılığıyla benzer kamusal yapıları inşa ettiren baniler, hem devlete ve topluma hizmet etmeyi, hem de gelecekte adlarının yaşatılmasını istemişlerdir.

KÜLLİYELER NEDEN VAKFİYE AMACINA UYGUN KULLANILMIYOR?

Karapınar’da adını taşıyan külliyeyi yaptıran II. Selim, Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olan şehzadelerinden biriydi. Külliyeye bitişik hamam, Hürrem Sultan’ın adını taşır. Hem Karapınar’daki hem de Ulukışla’daki bu Osmanlı yapıları, uzun yıllar vakfiye amacına uygun hizmet vermiş, savaşlar görmüş, ihanetlere, cinayetlere tanıklık etmiş. Kimi zaman zindan, kimi zaman ahır, kimi zaman da silah ve mühimmat deposu olarak kullanılmışlar. Gün gelmiş harabeye dönmüş, taşları sökülerek adeta birer taş ocağı olarak kullanılmışlar.

KARAPINAR II. SELİM KÜLLİYESİ, ADETA ÇIFIT ÇARŞISI GİBİ

Yakın zaman öncesinde de her iki yapı da büyük maddi bedel ve zorlu çabalarla restore edilmiş. Ancak ortada bir sorun var. Yeniden işlevlendirme uğruna tarihi yapıların gelişigüzel kullanımına izin verilmesi, ortaya akılları zorlayıcı görüntülerin çıkmasına neden oluyor. Karapınar’daki külliyenin arastasındaki dükkânlar adeta Çıfıt çarşısına dönüşürken, görüntü ve tabela kirliliği ile amacına ve tarihi dokusuna uymayan manzaralar yaratıyor.

ULUKIŞLA HANINDA OYUN VE DÜĞÜN SALONU

Ulukışla Öküz Mehmet Paşa Külliyesi de benzer bir manzara içinde. 17. Yüzyılın başında inşa edildiği belirtilen tarihi yapı, döneminin en görkemli kervansaraylarından birini barındırıyor. Ancak bugün külliyenin tarihi mekânları bilgisayar oyunları, bilardo masaları, renk renk giydirilmiş plastik sandalyelerle dolu düğün mekânlarıyla geçmişin üstüne örtülen plastikten, ruhsuz bir örtü gibi adeta. Bu tür külliyelerde camilerin dışında belki bir iki mekân müze ya da sergileme alanı, geleneksel sanatların icra edildiği atölyelere dönüştürülmesinin dışında tamamen ruhunu yok eden kullanımlarla banilerinin kemiklerini sızlatıyor.

ÇAMLIBEL’İN ÜNLÜ HAN DUVARLARI ŞİİRİNE ESİN KAYNAĞIYDI

Faruk Nafiz Çamlıbel’in Osman Hamdi Bey’e ithaf ettiği ünlü ‘Han Duvarları’ şiirine ilham kaynağı olan tarihi yapılardan biri olan Ulukışla’daki kervansarayın 19. Yüzyıldaki sessiz ve kimsesiz yalnızlığının mı, yoksa bugünkü ruhsuz ve değerbilmezlik içinde giderek rengini yitiren yalnızlığının mı daha yürek burktuğunu ayırt etmek zor. Çamlıbel, Torosların ardından Niğde’ye doğru ilerleyen tozlu yollarda bir at arabasının üstünden gördüğü manzarayı, ünlü şiirinin girişinde şöyle anlatır:

“Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu’ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı…
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler…”

ECDADIN KEMİKLERİNİ SIZLATAN, MEKÂNLARI LAL EYLEYEN İŞLER

Çoğu zaman Anadolu’nun herhangi bir köşesinde gördüğümüz benzer manzaralar, Han Duvarları şiirinin mekândaki karşılığı gibidir. Bitlis’te, Kayseri’de, Iğdır’da ya da Denizli’de… Harabeye dönüşen ama bir yerde öyküsünü de anlatan, “ben eskiden neler neler yaşadım bir bilseniz” diye insanla dertleşen tarihi mekânların “ecdadın mirasını ihya ediyoruz” sloganıyla ve çoğu örnekte ecdadın kemiklerini sızlatan bir iş bilmezlikle yapılan onarımlar adeta geçmişi lal eyler. Binlerce öykü birden susar, kendini anlatan mekânlar dilini yutar, hem geçmişe hem de geleceğe küser. İşte o zaman düşünürsünüz, doğanın, zamanın koynundaki her nesneye eşit şartlarda dağıttığı o şaşmaz adillikteki fiziki ve sessiz yok oluş mu daha görkemli, yoksa insan eliyle bütün ruhu boşaltılıp, üstelik bir de siyasi propaganda aracına dönüştürtülerek gürültücü ve değerbilmez bir kalabalığın elinde tüm amacından saptırılarak yok olmak mı?

YAŞATMAK UĞRUNA RUHU ÖLDÜRÜLEN KÜLTÜR MİRASI

Çoğu zaman bu ikilem içerisinde dolaştıkça bu toprakları, gerçekte neyin tarih, neyin kurmaca ve safsatadan ibaret olduğu yönünde bir iç ses de eşlik eder insana. Yazılı olanla, yazılamayan arasındaki o büyük boşlukta, taşlara dokuna dokuna, toprağı koklaya koklaya, kararmış kuru insan suretlerine baka baka yolunu bulmaya çalışırsın. Muhafaza etmenin tüm anlamlarından sıyrılarak yalnızca ‘inşaat ve ihale’ kalemlerine indirgenmesiyle, geçmişi yaşatmanın tek yolu sanki onu “öldürmekten” geçer oldu. Anadolu’nun dört bir köşesi, “yaşatmak için ruhu öldürülen” geçmişin izleriyle dolu. Evkaf geleneğiyle övünülen bir kültür çağının, üç kıtada yerel kültürlerden de etkilenerek ürettiği değerlerin amaçlarından sıyrılarak “ihya etmek” uğruna tüccar, Müteahhit arayışına kurban edilmesi de elbette zamanın belleğine kaydoluyor, olacak.

AYASOFYA SİYASETE KURBAN EDİLİRKEN HAN DUVARLARI SESLENİYOR

“Vakfediliş amacına uygun kullanılmadığı” iddiasına sığınarak bütün dünyanın ilgi odağı olan Ayafosya Müzesi’nin günü kurtarmak ve popülizm uğruna ideolojik bir aygıta dönüştürülmesi, inşa etmekle korumak arasındaki boşlukta kaybolan zihniyetin bu coğrafyanın kültür mirasına bakışının özetidir. Ulukışla’daki han duvarlarında yankılanan dijital ‘playstation’ oyun makinelerinin mekanik sesleri, Faruk Nafiz Çamlıbel’in bu toprakların insanının yüreğine dokunan Han Duvarları şiirinin son dizelerinin sindiği taşların belleğinden usulca sesleniyor sanki:

“Aradan yıllar geçti işte o günden beri
Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,    
Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!…”


Önceki haberİngiltere’de araştırma: En az 100 bin modern köle var
Sonraki haber15 Temmuz: “KHK’lı olmak topyekün bir zulümdür”
Yusuf Yavuz
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.