Ayasofya’nın küçüğü…

Yolunuz hiç Küçük Ayasofya’ya düştü mü? Sultanahmet civarında mütevazı bir yerdir Küçük Ayasofya. Sultanahmet’in ihtişamının  yanında gözden kaybolmuş şirin mi şirin bir semttir. Daha doğrusu küçücük bir mahallerdir. Eminönü ilçesinin Cankurtaran ve Kadırga semtleri arasında Marmara kıyısına ve sur duvarına yakın bir yerde konumlanmıştır.


Bundan 10 – 15 yıl önce kimsenin uğramadığı bir yerdi burası. Eski İstanbul’un unutulmuş bir semtiydi. Hırsızların, yankesicilerin, haydutların mekanıydı. Ne olduysa 1990 yılından sonra oldu. Unutulmaya başlamış bu semt yavaş yavaş önem kazanmaya başladı. Şimdi ise buranın dar sokakları, ahşap evleri ölü toprağını üzerinden atıp yeniden yaşamaya başladı. Güzelim ahşap evlerin bir kısmı restore edildi, bir kısmı halen ediliyor.


Küçük Ayasofya’nın en çok camisi ve tekkesi meşhurdur; bir de geleneksel Türk el sanatlarıyla uğraşan sanatçıların küçük dükkanları… Caminin bahçesindeki Küçük Ayasofya Tekkesi, bundan birkaç yıl önce Ahmet Yesevi Vakfı tarafından kiralandı ve geleneksel el sanatları merkezi haline getirildi. Burada el sanatları atölyelerinin yanı sıra kitapçılar, hediyelik eşya satıcıları bulunuyor.


Eğer yolunuz oraya hafta sonu düşerse bu dükkanların hemen hepsini açık bulabilirisiniz. Hat, ebru, tezhip, sedef, seramik, çini, tahta oymacılığı vs. gibi geleneksel Türk el sanatlarının güzel örneklerini görebilir, kendinize ve sevdiklerinize hediye alabilirisiniz. Aslında Küçük Ayasofya’da bir gün geçirmek kendiniz için en güzel hediye olacaktır.
 
Yazının başında buranın en çok camisi meşhurdur demiştim. Çünkü bu cami semte adını vermiştir. Küçük Ayasofya Camii İstanbul’un Bizans’tan kalan en eski yapısıdır. Adından da anlaşılacağı gibi Ayasofya’nın minyatürüdür. Bir  anlamda Ayasofya’nın eskizidir.


Bizans İmparatoru I. İustinianos ve karısı Theodora tarafından 527-536 yılları arasında Sergios ve Bachos Kilisesi adıyla yaptırılan ve II. Beyazıt döneminde Topkapı Sarayı’nın Darüssade Ağası Hüseyin Ağa tarafından camiye dönüştürülen Küçük Ayasofya, bugüne kadar geçirdiği değişikliklere karşın günümüze kadar olduğu gibi korunan tarihi eserlerden biri.


İstanbul’un yangınlarına, depremlerine direnen bu yapı en son 17 Ağustos 1999 Marmara depreminde hasar gördü. Önünden geçen demiryolunun zamanla yarattığı hasarlar nedeniyle zaten restore edilmesi düşünülen cami, depremden sonra onarıma alındı ve geçen yıl cami olarak hizmete açıldı.


Caminin 8 köşeli ana kubbesi var. 36 odalı geniş bir bahçesi ve bunun ortasında şadırvanı bulunuyor. İşte bu odalarda geleneksel Türk el sanatlarının örneklerini görebilirsiniz. Bahçede çay, kahve, nargilenizi usulcacık çalan ney eşliğinde içebilirsiniz.
 
Caminin bitişiğindeki eski Fransız Hapishanesi de, Büyükşehir ve Eminönü Belediyesi’nin çabalarıyla restore edildi. Hapishane’de, oranın dokusuna uygun olarak kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapıyor.


Caminin bir de genç bir imamı var. İmamları nasıl bilirsiniz bilmiyorum ama ben namaz kıldıran, camiye bağış toplayan, genellikle bıyıklı olarak biliyordum. Küçük Ayasofya Camisinin imamı Ahmet Mahmut Peşteli pek böyle bir imam değil. Bir kere bıyığı yok. Evet namaz kıldırıyor ama, sadece bu işi yapmıyor. O aynı zamanda ebru sanatçısı. Marmara depreminden sonra Sakarya’dan buraya gelen ve burada ebru sanatıyla tanışan Mahmut Peşteli, ebru sanatçısı Yılmaz Eneş’ten ders alıp teorik ve pratik bilgisini arttırmış. Şimdi Küçük Ayasofya’daki küçük mekanında ebru yapıyor.


Ben Mahmut Peşteli’yi orada tanıdım ama kendisiyle tanışmadan önce eserlerini tanıyordum. Bir sanat galerisinden onun güzel bir ebru tablosunu satın almıştım. Şimdi bir başka tablosunu daha almayı düşünüyorum.


Bir de artık izi silinmeye iyice yüz tutmuş eski İstanbul’u yaşamayı, böyle bir mekanın havasını solumayı hayal ediyorum. 


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.