Aydınlanmanın nuru Kağan

PAYLAŞ

Sadece Türk Aydınlanması mı? Batı burjuvazinin 19. Yüzyıl ortasında karşısına dikildiği insanlığın geleceğe yürüyüşünün önünü açmak için yoğun bir biçimde hem teorik çalışmalar yapıyor, hem de bunun ürünlerini pratikte sanat eserlerine dönüştürüyordu. Antonio Gramsci ve George Luckas sanki çağdaşmışlar gibi yakın çalışma arkadaşları olmuştu.

Kağan 20. Yüzyıl ile birlikte Aydınlanma’nın yeni evresinin Modernizm olduğunu görmüştü ve onu tüm boyutlarıyla incelemeye almıştı, öyle ki Modernizmin kahramanlarını sadece sanatlarıyla değil ayni zamanda politik bilinçleriyle de değerlendirmeyi şiar edinmişti. Bu anlamda Picasso’ya hayrandı ve onun gözünde Picasso Modernizm’in en komple temsilcisiydi. Sihirbaz Madam Blavatsky’nin Modernizm’in öncülerinden Kandisky’ye nasıl çengel takıp yoldan çıkarttığını bildiği için politik bilincin Modernizm’in olmazsa olmaz koşulu olduğunu anlamıştı. Kandinsky’yi göklere çıkaran burjuvazinin Picasso’ya “şarlatan” yakıştırmasını layık görmesi bundandı.

Kağan için politik bilinç sosyalizm demekti. Sosyalist bir kimsenin en büyük meziyeti insan sevgisi ile tevazuu idi. Gösteriş meraklısı burjuvazinin elinden Aydınlanma meşalesini 20. Yüzyılda teslim alan işçi sınıfının sanat ve felsefe anlayışı olan Modernizm bu tevazuu anlayışı içinde tarihe emsalsiz örnekler sunmuştu. 19. Yüzyılın ikinci yarısında Aydınlanma hareketinden bilinç unsurunu boşaltarak Romantizm ile onu yoldan çıkarmaya çalışan burjuvazi bu çabasında başarısız kalınca 20. Yüzyılın ikinci yarısında bu defa Modernizm’in karşısına Post-Modernizm ile çıkmış ve Modernizmin aşıldığı algısını zihinlere kazımaya çalışmıştı. Kağan o nedenle koyu bir Post-Modernizm eleştirmeniydi. Onun gerçeği parçalayarak anlaşılmaz hale getirmesine resimleriyle karşılık vermişti.

Kağan Güner

Örneğin “Kartal ile Balığın Dansı” adlı tablosunun ana fikri Post-Modernizm eleştirisidir. Bu düşünce açısından kartal ve balık uzlaşmaz bir çelişki oluşturur ve karganın gözünde balık ancak bir yemdir. Kartal ile balığın dünyaları birbirinden kopuk parçalardır. Halbuki Kağan bu çelişkiyi, parçalanmışlığı gerçeğin anlık bir hali olarak görür. O hal sonra yerini doğanın harmonisine bırakır ve varlığın tümü evrenin zenginliğini oluşturur. Yani kaos ve harmoni, parça ve bütün diyalektiği devamlı iş başındadır. Bu bütünsel diyalektik anlayış Post-Modernizme yabancıdır. O nedenle onun ideologlarınca tarih yapmaya çabalamak boşunadır, devrim anlamsız hatta istenmeyen bir şeydir. Post-Modern sanatçı için asıl amaç farklı olmak, şöhret olmak ve onun verdiği güçle duyguları, masumiyeti sömürmektir. Şöhret olabilmek için topluma olan gereksinim ile onun hırsıyla ile yanıp tutuşan bireysellik esasındaki uzlaşmaz çelişki Post-Modern düşüncenin en zayıf halkasıdır.

Ne ilginç bir ironidir ki Kağan’nın Post-Modernizme karşı teorik ve sanatsal çabaları geçen yıl sonunda Victoria ve Albert Müzesi’nde düzenlenen sergi tarafından aklanmış ve Post-Modernizm’in 1970-1990 yılları arasında şöhrete tapmayla zirveye çıkarak yozlaşıp yok olmuş geçici bir moda olduğuna karar verilmiştir. Kağan’a Post-Modernizm’in eleştirmeni olarak verilebilecek en büyük paye dünyanın en önemli sanat kurumlarından biri olan Victoria ve Albert Müzesi tarafından verilmiştir.

Yine ayni ilginçlikte bir rastlantıyla bu sergiye paralel olarak Royal Academy’de 1915-1935 yılları arasında Rusya ve daha sonra onun yerini alan Sovyetler Birliği’nde şahlanan Modernizm’in eserlerinin sergilendiğini gördük. İnsan odaklı bir sanatın estetik ve fonksiyonel bileşiminin nasıl olması gerektiği konusunda örnek eserleri içeren bu sergi sayesinde hem Kağan’ın Modernizm anlayışının ne kadar çağdaş, devrimci olduğunu anladık, hem de ona ilham kaynağı olmuş öncüleri tanıma fırsatı bulduk. Bu iki sergi birlikte düşünüldüğünde Kağan’ın yaratıcılık anlayışının eleştirisel temel üzerine oturduğu anlaşılacaktır. Yani bir yandan Post-Modernizm en şiddetli eleştirilere tabi tutulurken Modernizm’in en güzel örnekleri verilmeye çalışılmıştır.

Burada şunu da eklemeden olmayacaktır. Kağan Post-Modernizm’i bağnazca eleştirmemiştir. Onun ortaya çıkmasında etken olan faktörleri ve ihtiyacı görmüş ve bu tespitin sanata getirdiği yeni açılım olanaklarını dikkatle incelemiştir. Bilimin ve teknolojinin gelişmesi ile gerçeği daha derin kompleksliği içinde görme olanaklarımızın ortaya çıkması ister istemez bilimdeki soyutlama, analitik düşünme ihtiyacını sanatta da kaçınılmaz olarak ortaya çıkaracaktı. Post-Modernizm bu soyutlamadan yola çıkmış ancak sonunda ipin ucunu kaçırıp parçalar arasında tüm bağı koparmış ve acizlik içinde gerçeğin bu nedenle algılanamayacağına karar vermiştir. Halbuki bilim bu parçaları inceledikten sonra yine bilimsel sentez yoluyla, felsefe aracılığı ile, onları birleştirir, gerçeğin bütünlüğünü hiçbir zaman hedefinden uzak tutmaz. Kağan’ın eselerinde Post-Modernizm’in soyutlama tekniklerinin kullanıldığı izlenimini görmek olanaklıdır. Ancak yukarıda “Kartal ve Balığın Dansı” adlı eserinde belirttiğimiz gibi, Kağan en başarılı soyutlama çabalarını yakalamak istediği senteze ulaşmak için kullanmıştır. O nedenle Kağan’ın eserleri gerçek anlamda sanatsal soyutlama ve sentez örnekleridir.

Kağan’a verilmesi gereken en gerçekçi paye onun Türk Aydınlanması’nın sadece bir neferi değil, ayni zamanda Nur’u olduğu payesidir.

CEVAP VER