Ayşe Uzunağaçaltındasıksıkgöbekataroğlu

Ayşe Uzunağaçaltındasıksıkgöbekataroğlu

0
PAYLAŞ

Kitap fuarındayız; nâcizane, kitaplarımı imzalıyorum.
Bir hanım yaklaştı, cici bici birşey; avukatmış…
Fısırdayarak adını söyledi, duyamadım, tekrar rica ettim; kitabın ilk sayfasına yazacağım ya: “Değerli okurum falancaya saygıyla…”
Sır verir gibi tekrarladı: “Ayşe Kısacık Uzunoğlu”
İngilizce’de oxymoron derler, Türkçe’de tam karşılığı yok,sanırım; ‘Tezat’ desek uyar mı… Soyadıyla ikinci ad birbiriyle çelişiyor da!
Kitabı imzalarken gülümsemiş olmalıyım; üstelik kırk yılın başında çıkagelmiş bir okur! ‘Niye güldünüz’ diye sordu, pek de alıngan, ‘Soyadımdaki gariplik dikkatinizi çekmiş olmalı’ dedi.
Bir tarafında kusur görenler, herkesin ona baktığını sanır ya… İşte bu hanım da iki soyadından rahatsız, anlaşılan. Gönlünü almaya çalıştım. Meğer biri kızlık soyadı, ötekisi de kocasına aitmiş. Eşininkini mecburiyetten kullanıyormuş: Kadın hakları, özgürlük, eşitlik gibi şeyler sıraladı. Anladığım şu: Demek kızlık soyadı mecburiyetten değildir.
Hay, sormaz olaydım! Bir ‘âhir zaman feministine’ çattık ki!
Bir kadının hem avukat, hem de feministine denk gelirseniz, oradan kaçınız! Elinden yakamı zor kurtardım; varın, gerisini siz anlayın.. Nuh diyor, peygamber demiyordu!
Dostlarım! Kocalarının soyadlarını almamak ısrarında olup ‘metazori’ kullandıklarını her fırsatta vurgulayan, o yüzden durumu dengelemek için baba soyadlarını elden bırakmayan hanımlara, elbette, saygı duyulmalı; bu onların tercihidir, kim ne diyebilir ki… Üstelik yasal hakları da var!
Evlilikteki kocanın soyadına tepkiyle korunan ‘kızlık soyadı’dır; diğer deyişle, bir başka erkeğin, babanın soyadıdır.
Hem avukat hem de feministlere sormalı: Annenizin soyadını sürdürmüyor, yine bir erkeğin – velev ki babanız bile olsa – soyadını devam ettirmek istiyorsunuz. İyi, devam edin; ısrarınızı, Amazon devrinde olsak anlayacağız!
Öte yandan, bu denli takıntı durumuna getirdiğiniz soyadı çekişmesinde, gözden kaçırılan asıl bir başka ciddi ayrıntı var! Aile soyadınızı siz istemeden almıştınız: Doğar doğmaz milliyetiniz, dininiz ve tüm kimliğiniz hazır olarak sizi Nüfus Memurluğu’nda bekliyordu…
Doğdunuz, hayırlı olsun! Soyadınız yasalarla ve gelenek-görenek tarafından size verildi; güle güle kullanın. Buna anlaşılan şikâyetiniz yok! İyi de, niye yok? Siz kendi isteğinizle, evlilikte erkeğin soyadını kullanmak tercihini gösteriyorsanız, asıl bu sizin özgürlüğünüzdür; ötekisi, doğar doğmaz size yapıştırılmış, sizin sormadığınız, soramayacağınız, yanı başınızda hazır bulduğunuz bir şeydi.
Şimdi, yeni soyadını özgür iradenizle aldıysanız aldınız; ne güzel…
Üstelik, her türlü resmi işlem karışıklıklarını bir yana bırakın, diyelim şirin mi şirin çocuklarınız oldu, onların soyadlarını da sizin erkek olarak seçtiğiniz, onların babası olacak adam tayin etmiyor mu; tıpkı babanız gibi… Bu ne inat, o zaman!
İnsanı ruhunda özgürleştiren, dışarıdan verilmiş eşitlik değil, içerden kazanılan kişiliktir!
1789 İhtilalinden beri insanlara herşeyde eşit olunursa, güzel bir dünyaya kavuşacakları öğretilmişti… Oysa, kimseye, eşitlikten önce bireyselliğini öne çıkartabildiği bir kişilik hakkından söz edilmedi. Eşitlik adına yaratılmış şey bir dangul dungul kitleden başkası değildir.
Sanıyorum, soyadı takıntılı kadınların bu anlamda kendilerini eşit sandıkları bir ‘isim-şehir’ oyunuyla vakit geçiriliyor. Oysa, eşinin soyadını yasal nedenlerle almak zorunda olan kadın, eğer bunu gönül rızasıyla, çocuklarının babasına duyduğu sevgiyle yapıyorsa, bana göre, soylu bir davranış gösteriyordur.
Zira, yaptığı şey ile ‘eyleminin öznesi’ olduğundan samimidir, iradî olarak yapmaktadır, gelenek-görenekler nedeniyle ona zorla dayatılmış birşey yerine asıl kendi kararını uygulamaktadır.
Şimdi, sormak gerekiyor: Baba soyadınız ‘Uzunağaçaltındasıksıkgöbekataroğlu’ olsaydı, ne yapardınız?
Ağaç altına bir döşek atar, yan gelip yatar mıydınız?

___________________

* msenol34@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK